Siborgum Ama Sıkıntı Yok: Çılgınım Ama Muhafazakârım — Işık Barış Fidaner

Bu yazıda Siborgum Ama Sıkıntı Yok (I’m a Cyborg But That’s OK, 2006) filmi üzerine küçük bir analiz yapacağım. Spoiler olmaması için yazıyı okumadan önce filmi izlemenizi öneririm [1].

Film erkek (Il-soon) ile kadın (Young-goon) arasında cinsel ilişki imkânını mecazî imgelerle ele almış. Psikiyatri hastaları üzerine çizilen “renkli” bir dünyaya yerleştirilmiş mecazî imgeler, cinsel ilişki imkânını yapısal parçalara ayırmakta kullanılmış. Bu parçalara yakından bakıldığında ise genel tablonun ilk bakışta zannedilebileceği kadar çılgınca olmadığı, hatta muhafazakâr kaldığı görülüyor. O yüzden başlıktaki “Sıkıntı yok!” ifadesi filme epey yakışmış.

vlcsnap-2020-02-22-23h30m02s248

Belki de en önemli sahne, “Siborg olduğum için sistemim bozulabilir” diyerek yemek yemeyi reddeden Young-goon’a Il-soon’un algoritma gibi adım adım yönlendirme yaparak pilav yedirdiği sahnedir. İlk pilav yeme denemesi başarısız olur. Il-soon “Siborg bile olsan ben teknisyenim, bozulursan seni tamir ederim, ömür boyu garanti veririm” deyip kartvizitini verdikten sonra Young-goon ikinci denemede pilavı yemeyi başarır. Böylece filmin adındaki “Siborgum ama sıkıntı yok” hâli gerçek olur, kadının bedenlenme sorunu çözülür.

Pilavı yutup ayağa kalkmasıyla birlikte kadının vücudunda çarkların döndüğü bir makinenin, bir sistemin belirdiğini görürüz (sistem bedenlenmenin zeminidir). Sonra Il-soon kadının vücudunda beliren sisteme yakından bakar ve (önceki gün Young-goon’un sırtına bir kapı çizerek kendi eklediği) anahtar parçanın sistemin işleyişine entegre olduğunu görerek sevinir. Erkeğin kadını onarmak için sistemine entegre ettiği bu anahtar parça, 15 yaşında Il-soon’u terk eden annesinin fotoğrafıdır. Böylece “renkli şizofrenler”den çılgınlıklar beklerken erkeğin kadının eksiğini tamamlaması, kadını bir sistem gibi tamir etmesi, sevdiği kadını anne imgesiyle entegre etmesi gibi muhafazakâr temalarla karşılaşırız.

vlcsnap-2020-02-22-23h29m21s001

İkinci önemli sahne, Il-soon’un Young-goon’un ağzına bakması ve (Young-goon’un “varoluşun amacı …dır” sözü yarım kalan kendi anneannesinin hatıra kırıntılarından ayıklayarak çıkarıp) ona söylediği heceleri tek tek seçerek elindeki deftere not etmesidir. Sonuçta çıkan metni okuyarak ne yapmaları gerektiğini anlamaya çalışırlar. Yani bu kırıntıları birleştirerek kendilerini yetkilendirirler. Sözün hece hece yazıya dökülmesi, bilinçdışı arzunun iradeye dönüşerek yetkilenmeye zemin oluşunu gösterir (irade yetkilenmenin zeminidir). Bu ikinci sahne ise erkeğin yetkilenme sorununu çözer: Il-soon’un yetkilenme sorunu, küçülüp yok olma korkusudur; (yetkiyi temsil eden) bir yargıç mahkeme salonunda Il-soon’a “küçülüp bir nokta olup yok olacaksın” demiştir.

Kadının anneannesinden devraldığı arzuyu iradeye dönüştürerek Il-soon Young-goon ile ortak bir yetki oluşturur. Burada yine söz ve arzu kırıntılarının kadından gelmesi, yazı ve yetkiye dönüşümün ise erkek eliyle olması, psikanalitik yorumlama eylemini andıran nispeten (mesela “şizoanaliz”in bakış açısından) muhafazakâr bir temadır.

Çıkan yetkinin içeriği de çok ilginçtir: “Bir milyar volt gerekli” kısmını okuyabilirler ama “Dünyanın sonu” kısmı okunaksız kalır. Bir milyar volt ile elektriklenme isteğini Üstben’in “Zevk al!” emrine, yani keyfiyete (jouissance) benzetebiliriz. Okunaksız kalan, belki de bastırılan ya da inkâr edilen “Dünyanın sonu” kısmı ise ölüm dürtüsüne benzer. Bu sahnede iki farklı simgesel iğdişin üst üste binerek birbirini çözdüğünü görürüz: (1) Young-goon’un anneannesinin “varoluşun amacı” konusundaki eksiltili arzusu, (2) Il-soon’un yargıç karşısında küçülüp yok olma korkusu. Birinci iğdiş arzunun iradeye dönüşmesi ile çözülür, ikinci iğdiş ise o iradeye dayanan yetkilenme ile çözülür.

Filmde öne çıkan iki konu var: Kadının bedenlenme sorunu (kendini siborg zannetme) ile erkeğin yetkilenme sorunu (küçülüp yok olma korkusu). Ben kuramsal olarak “beden” ve “yetki” gibi kavramları öne sürerken kadın ve erkek cinsiyetleriyle bu kavramlar arasında hiçbir bağlantı kurmamıştım [2] ama filmdeki eşleştirmenin yapılması muhafazakâr anlamda “doğal” görünüyor. Filmin çerçevesinden bakarak şunları söyleyebiliriz: Kadının bedenlenmesine zemin olan sistem, erkeğin kendi anne imgesini monte ederek “ömür boyu garanti” vermesine gerek duyar, bu da herhalde evlilik ve diğer toplumsal kurumlardır. Erkeğin yetkilenmesine zemin olan irade ise kadının “varoluş amacı” hakkında arzusunu hece hece bildirmesine gerek duyar, bu da herhalde konuşulan anadildir, hatta lalangue‘dır (Lacan).

Böylece, çılgınca aşırılıklar beklediğimiz filmde, kadın ile erkeğin birbirlerinin eksiklerini tamamlamalarına dair muhafazakâr bir cinsellik kuramı buluruz. Kadın-erkek üzerine örtülen beden-yetki şemasının sabit olmadığını, tersine dönebileceğini, ayrıca kadın-kadın, erkek-erkek gibi bileşimlere de açık olduğunu söylersek, filmden çıkan şemanın o kadar da muhafazakâr olmadığını düşünebiliriz.

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler blogunun Admini, Žižekçi Analiz’in Admin/Editör/Küratörü, ve Facebook’taki “Žižek and the Slovenian School” grubunun adminlerinden birisidir. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Aynı kavramları içeren önceki analizimi de okuyabilirsiniz: “Fol Melankoliden Kurtulmak: Kabuktaki Hayalet”

[2] Bkz “Simgesel Düzen Nelerden Oluşur?” Žižek S1 ve S2‘nin eril, $ ve a’nın dişil olduğunu söyler (Less Than Nothing, sf. 794). Bu eşleştirmeyi takip edersek, yetki ve sistem eril, irade ve beden dişil olmalıdır.

Filmi izlememi öneren Öznur Karakaş’a teşekkürler.

2 Yorum

Filed under şey

2 responses to “Siborgum Ama Sıkıntı Yok: Çılgınım Ama Muhafazakârım — Işık Barış Fidaner

  1. Geri bildirim: I’m a Cyborg but That’s OK: I’m Crazy But I’m Conservative — Işık Barış Fidaner – Žižekian Analysis

  2. Geri bildirim: Simgesel Yas ile Gerçek Yas — derleme | YERSİZ ŞEYLER