Arzu ile Arıza — Işık Barış Fidaner

Psikanalizin belki de en büyük buluşu ya da icadı, arzu ile arıza kavramları arasında bulduğu bağlantı ya da kurduğu köprüdür. Bu köprü yoluyla, rüya, dil sürçmesi ve şaka gibi arızî edimlerin yapısında saklanan cinsel veya saldırgan arzu ve dürtüler tespit edilmiş ve bunlara Bilinçdışı adı verilmiştir. Öte yandan bilinçdışı arzuların gizemli “kral yolu”nu (Freud’un deyişi) sonuna kadar izleyenler nihayetinde kimi temel arıza ve çıkmazlarla yüzyüze gelirler: Dilde kelimelerin yetersiz kalması, cinsiyetli varlıkların ölümlü olması, Gerçeğin imkânsız olması, hakikatin tamamsız olması… [1] Arzu ile arızanın ortak özelliği, yapıcı olmaktan çok bozucu olmalarıdır. Bu yüzden ruh sağlığı ile ilgili “bozukluk”lardan bahsedilir. Peki arzu ile arıza neleri bozar?

Tanrı’nın tecellisinden ibaret olduğunu kabul etmeyen bir özne, kendi öznel tutarlılığının farkına varabilir; bu onun bilinçli iradesidir. Arzu, öznenin bilinçli iradesini bozan bilinçdışı bir etmendir. Arzu bozucudur, çünkü öznel kontrolü aşar. İnsan arzularına sadık olabilir ya da olmayabilir, ama arzularının bütünüyle bilincinde olamaz, onları tamamen bilince çıkaramaz. Yani arzularla ilgili bilgimiz ister istemez kısmîdir, tamamsızdır. Hatta sadece ona dair bilgimiz değil, arzunun kendi hakikati bile tamamsızdır. Arzularla kurduğumuz nihai ilişki, psikanaliz yoluyla bile kurulsa, bir bilmeme, hatta belki bilmek istememe ilişkisidir. Antik Yunan felsefesinde “Kendini bil!” sözüyle ifade edilen bilgi, öznel iradenin bilgisidir. Ama bilinçli iradenin öznel tutarlılığı bilinçdışı arzularla her an bozulabilir.

Aristocu teleoloji gibi kendiliğinden doğal bir akışa riayet ettiklerini kabul etmiyorsak, dünyada rastladığımız düzenli nesnel tutarlılıklara “sistem” adını veririz. Sistemlerin düzenleri incelenebilir, bilimin konusu budur; mühendisliğin konusu ise sistemleri inşa etmek ve çalıştırmaktır. Arıza, nesnel bir sistemin bozulması olayıdır. Arıza bozucudur, çünkü nesnel kontrolü aşar. Arıza ve kazalardan etkilenebiliriz, onları inceleyip öğreniriz, engellemeye (bazen de tetiklemeye) çabalarız, ama onlara bütünüyle hakim olamayız. Yani arızalara olan hakimiyetimiz kısmîdir, tamamsızdır. Sistemlere bütünüyle hakim olmamız imkânsızdır. Kaos ve entropi gerçeği vardır. Arızalarla kurduğumuz nihai ilişki, en titiz mühendisler için bile, hakim olamadığımızda onları kendi haline bırakmaktır. Sistemin nesnel tutarlılığı arızalarla her an bozulabilir.

İşte psikanalizin büyük buluşu, kendi haline bıraktığımız arızalar ile bilmek istemediğimiz arzularımız arasındaki derin alâkadır. Bu alâka, öznel tutarsızlıklar ile nesnel tutarsızlıklar arasındaki köprüdür [2]. Başka bir deyişle, öznellik ile nesnelliğin paradoksal özdeşliğidir. Bu paradoksal özdeşlik, kuantum fiziğindeki ölçüm sorununu akla getirir: Ölçüm aracına katılan öznel etmen, ölçüm olgusunun nesnel gerçekliğinde pay sahibidir. Arzunun arızada payı vardır.

Günlük Yaşamın Psikopatolojisi kitabından bir örnek verelim. Bir kaza olmuştur: Freud’un eli çarpmış ve mürekkep hokkasının kapağı düşüp kırılmıştır. Freud, bunun bir kaza olduğunu bilse de, hatta tam da bu yüzden, elini hokka kapağına çarptıran bilinçdışı bir arzu etmeni olması gerektiğini düşünür. Sonra, biraz önce kızkardeşinin gelip ona söylediği sözü hatırlar: “Yazı masan şimdi gerçekten çok güzel görünüyor; yalnız hokka bunlara uymuyor. Daha güzel bir hokka almalısın.” Ve Freud hokka kapağını kırdıran arzuyu tespit eder: “Mahkum edilen hokkanın cezasını yerine getirmişim anlaşılan.” [3]

Her kazada bir arzu etmeni vardır. Üzerimize binen sorumluluğu sınırlayabilmek için kazalardaki arzu etmenini gözardı etmek isteriz, bazen de bilinçli eylemler kaza süsü verilerek örtbas edilir. Birine “Seninle görüşmek istemiyorum” demek yerine “İşim var, meşgulüm” demek gibi epey masum bir eylem bile, kaza süsü verilerek arzunun inkâr edilmesidir.

Öte yandan, her arzuda da bir arıza etmeni vardır. İnsan arzuları gerekli değildir, olumsal sebeplere bağlanabilirler. Yani belirli işlevlere indirgenemezler. Mesela cinsel arzu, üreme arzusuna indirgenemez; saldırganlık da egemenlik arzusuna indirgenemez. “Elimden bir kaza çıkacak” gibi deyimlerde arzu-arıza bağlantısını tespit etmek kolaydır.

Arzu ile arıza arasındaki öznellik/nesnellik köprüsünü “arz” kelimesinde bulabiliriz [4]. Türkçe’de “arz” aynı anda hem “sunmak” anlamına gelir, hem de “Dünya” (Earth) anlamına gelir. Öznel irade ile nesnel sistem arasındaki köprüyü, arz kelimesi kurar: Öznel olarak insanlığa sunulan şey, Dünya’nın nesnelliğinden ibarettir. Arz, arz edilir. İklim krizi dediğimiz arıza da insanlığın kontrol edemediği arzuları ile açıklanmalıdır.

Arzu-arıza kompleksi psikanalitik semptomu oluşturur.

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

1. Gerçeğin imkansızlığı ve hakikatin tamamsızlığı, Lacan’a göre, Kadın’ın tamamsızlığı ile bağlantılıdır. Erkek’in tamamlanmış olduğu zannedilir. Bu zan Simgesel Düzen’i meydana getirir.

2. Lacanca’da bunlara üstü çizili özne $ ile üstü çizili Öteki /A denir.

3. Şemsa Yeğin çevirisi, sayfa 198.

4. Burada sadece kelimelerin şekil benzerliğine dikkat çekiyorum. Etimolojilerine bakarsanız arzu’nun Farsça’dan, arıza’nın Arapça’dan geldiğini, arz kelimesinin de sadece sunmak anlamındaki kökünün arıza ile bağlantılı olduğunu görürsünüz.

12 Comments

Filed under şey