Sahici Sadakat Yas Tutma Dürtüsüdür — Işık Barış Fidaner

Önceki yazımda (Žižek açısından) Hegelci diyalektik süreç matrisini melankoli ve yas terimleriyle yorumladım [1]. İmkânsız ya da varolmayan bir nesnenin kaybını simüle ettiği ölçüde, diyalektik, melankolidir; en sonunda bu simülasyonu kapsayarak aşması ölçüsünde, diyalektik, aynı zamanda yastır: bitiş sözüyle arzuyu (libidoyu) serbest bırakır, böylece arzu kendi metonimisini takip ederek başka nesnelere yeniden bağlanabilir. Dolayısıyla, diyalektik sürecin “nükte”sinde, yasın (kapsayarak aşmanın) etkililiği, öncesinde kışkırtılan melankoliye (kayıp Köken) dayanır. Sinemadan gelen imgesel bir mecaz kullanırsak, diyalektik süreç, Sapık filminde Marion’un öldürülmesinin izlerini silen Norman Bates gibidir; melankoli onun kullandığı su ve sabundur, yas ise yerleri silmesidir.

Şimdi gelin Žižek’in ölüm dürtüsü olarak sahici sadakati “simgeleştirme olarak yas”tan ayırt ettiği bir dipnota odaklanalım:

Sahici sadakat, boşluğun kendisine olan sadakattir – nesneyi kaybetme, terk etme / silme eyleminin kendisine olan sadakattir. Ölülerin bağlantı nesnesi olmaları neden gereksin ki? Bu sadakatin adı ölüm dürtüsüdür. Ölülerle uğraşmak bakımından, belki de –hem yas işine karşı hem de hayalet olarak geri dönen ölülere melankolik bağlılığa karşı– şu Hıristiyan slogan öne sürülmelidir: “Bırakın ölüler kendi ölülerini gömsünler.” Bu slogana gelen ilk itiraz şudur: Ölüler ölü kalmayı reddettiklerinde, içimizde yaşamaya devam ettiklerinde, hayaletsi mevcudiyetleriyle bize dadandıklarında ne yapacağız? Burada, şunu iddia etmek isterim: Hıristiyan “Bırakın ölüler kendi ölülerini gömsünler” okumasının anahtarı, Freudcu ölüm dürtüsünün en radikal boyutundadır: Ölüm dürtüsünün iptal etmeye çalıştığı şey biyolojik hayat değildir, öbür dünyadır – kayıp nesneyi ikinci kez öldürmeye çabalar, yas (simgeleştirme ile kaybı kabullenme) anlamında değil, daha radikal anlamda: Ölü ruhların kendilerini sürdürdüğü harfiyeti, simgesel dokuyu iptal etmek anlamında. (Kayıp Davaları Savunarak)

Bu paragraftaki ana sorun, yasın “simgeleştirme ile kaybı kabullenme” olarak tanımlanmasıdır. Yas gerçekten kayıp nesnenin simgeleştirilmesi midir? Russell Grigg’e göre Freud’un tarifi şöyledir:

Yasta libidonun nesneye bağlandığı hatıraların her birisi ele alınarak aşırı yükleme [hypercathected] yapılır ki libido onlarla bağını koparabilsin ve süreç sonunda Ben [ego] “gene serbest ve ketlenmemiş [free and uninhibited again]” kalabilsin. (Hatırlamak & Unutmak)

Bu tarife karşı, Grigg, yasın kayıp nesneden geride kalan izlerin “anılması / anılaştırılması” olduğunu iddia eder. Bu tezi desteklemek için Grigg, Freud’un kızı Sophie’yi kaybetme deneyimini paylaştığı bir mektuptan alıntı yapar:

Böyle bir kaybın ardından hissettiğimiz akut acının kendi akışını izleyeceğini biliriz, ama tesellisiz kalacağımızı ve asla yerine geçecek bir şey bulamayacağımızı da biliriz. Yerini almak üzere ne gelirse gelsin, o yeri tamamen dolduracak olsa bile, başka bir şey olmakla kalır. Ve bunun böyle olması gerekir. Terk etmek istemediğimiz bir sevgiyi kalıcılaştırmanın tek yolu budur. (Freud, age’de alıntılanan mektup)

Burada, Grigg “ve bunun böyle olması gerekir” buyurgan ifadesini vurgular ve bu mektubun şunu kanıtladığını iddia eder: “Freud kaybedilmiş sevgi nesnesinin asla tamamen terk edilmediğini ve başka bir şeyle değiştirilemediğini fark etmişti” (age). Ama Grigg Freud’un mektupta “o yeri tamamen dolduracak olsa bile” dediğini gözden kaçırır; bu ifade kayıp nesneyi “tamamen değiştirme” imkânını açıkça belirtir. Mektupla ilgili önemli soru şudur: “Terk etmek istemediğimiz bir sevgi” kayıp nesneye bağlı kalır mı kalmaz mı?

Bence Freud’un “başka bir şey olmakla kalır” ifadesine odaklanmak ve “yas arzunun metonimisidir” demek daha isabetlidir (Bkz [1]). Bu yaklaşım Freud’un mektubundaki harika muğlaklığı açığa çıkarır. Mektup, birbiriyle hiç alâkası olmayan iki koşut yoldan okunabilir.

İlk okuma: “Böyle bir kaybın ardından hissettiğimiz akut acının kendi akışını izleyeceğini biliriz”, bu kadar büyük bir kaybın ardından simgesel düzenimizin çökeceğini ve yeniden kurulması gerekeceğini belirtir. “Ama tesellisiz kalacağımızı ve asla yerine geçecek bir şey bulamayacağımızı da biliriz”, arzumuzun her zaman sahip olduğumuzu varsaydığımız nesnelerin “gerçek dünya”sı ile kaybetmiş gözüktüğümüz nesnelere dair melankolik düşlemlerimiz arasında hep bölünmüş kalacağını belirtir. “Yerini almak üzere ne gelirse gelsin, o yeri tamamen dolduracak olsa bile”, simgesel düzeni yeniden kuracak yeni Esas-İmleyen’e atıf yapar. “Başka bir şey olmakla kalır”, “gerçek dünya” ile düşlemler arasındaki bölünmenin asla iptal edilmeyeceğini belirtir. “Ve bunun böyle olması gerekir”, gerçekliğin yeniden kurulmasını teşvik eden bir buyruktur. “Terk etmek istemediğimiz bir sevgiyi kalıcılaştırmanın tek yolu budur”, kayıp nesneye dönük (hüsnütabir olarak “sevgi” denilen) melankolik arzunun yeni gerçeklikte bir “anıt” biçiminde yalıtılmasına atıf yapar.

Bu eril yorumdur. Grigg Freud’un mektubunu bu yoldan okur, ve yası “kaybedilen insanı ve onunla ilişkiyi anılaştırmaya yönelik ısrarcı bir dürtü” diye tarif eder. Fakat bu tür bir “yas” bir dürtü değildir, bir arzunun simgesel yalıtımıdır. Hatırlamak gerekir: “Her dürtü görcül olarak bir ölüm dürtüsüdür.” (Lacan, Bilinçdışının Konumu) O halde “yas tutma dürtüsü” bir kayıp nesneye bağlanamaz; ancak boşluğun “nesne-kaybına” bağlanabilir, Žižek’in yukarıdaki alıntıda söz ettiği “sahici sadakat”te olduğu gibi. Bu yas tutma dürtüsünü ayırt etmek için, Freud’un mektubunu bir başka yoldan, dişil yoldan yeniden okumalıyız.

İkinci okuma: “Böyle bir kaybın ardından hissettiğimiz akut acının kendi akışını izleyeceğini biliriz”, bu kadar önemli bir nesnenin yası tutulduğunda, diğer ilişkili nesneler bakımından arzumuzu revize edecek kapsamlı bir psişik çalışma gerekeceğini ve bu iş tamamlanana kadar belli miktarda kaygının ortaya çıkacağını belirtir. “Ama tesellisiz kalacağımızı ve asla yerine geçecek bir şey bulamayacağımızı da biliriz”, “Melankolik olmayan hiçbir arzu yoktur” demektir, melankolik arzuda simüle edilen kaybın ancak kendi kendisinin yerine geçeceğini belirtir. “Yerini almak üzere ne gelirse gelsin, o yeri tamamen dolduracak olsa bile”, arzunun bir nesneden diğerine kaymasına atıf yapar. “Başka bir şey olmakla kalır”, arzunun metonimisini vurgular. “Ve bunun böyle olması gerekir”, yas olarak arzunun metonimisini teşvik eden bir buyruktur. “Terk etmek istemediğimiz bir sevgiyi kalıcılaştırmanın tek yolu budur”, kayıp nesneye bağlı kalmayan bir sevgiye atıf yapar; melankoliden tamamen çıkmış bir sevgidir bu, nesnenin yası tamamlandıktan sonra “gene serbest ve ketlenmemiş” olur. Bu sevgi yas tutma dürtüsüdür, yani Žižek’in boşluğa sahici sadakat dediği şeydir.

Histerik melankolik olarak yası arzular, ama yas eyleminin kendisini yapamaz; analist ona melankolisini kanıtlamak üzere yas işini (yani histeriğin analizini) harekete geçirir, histerik bu yolla yas tutma dürtüsü olarak sahici bir sadakate “geçiş” (pass) yapar.

Demek ki “Bırakın ölüler kendi ölülerini gömsünler” deyişi yaşayanların ölülerden uzaklaştırılması değildir, “undead” olup ölülerin kazı çabasına katılmaktır.

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler blogunun Admini, Žižekçi Analiz’in Admin/Editör/Küratörü, ve Facebook’taki “Žižek and the Slovenian School” grubunun adminlerinden birisidir. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Her arzu melankolik arzudur”

5 Comments

Filed under şey