Žižek’in Tanrı ve Doğa’ya Yönelik Tavrı — Işık Barış Fidaner

Önceki bir yazıda psikanalizi Tanrı ve Doğa’nın modern yasıyla ilişkilendirmiştim. Şimdi gelin Žižek’in bu yas işindeki konumunu inceleyelim.

Doğa ile başlayalım. New Scientist’e verdiği bir röportajda [1] Žižek şöyle diyor: “Tabiat Ana iyi değildir – çılgın bir fahişedir” ya da bunun yerine “kirli bir fahişedir” (bu düşünceyi birçok konuşmasında tekrar ettiği gibi) [2] Elbette bu bir mecaz ya da şaka olarak söylenmiştir, Doğa’nın harfiyen tarifi değildir, ama yine de Žižek’in Doğa’ya yönelik olumsuz aktarımını ya da nefretini ifade eder. Yas işi bakımından bunun anlamı nedir? Darian Leader nefretin yasa engel olduğunu belirtir: “Yasta zorluklar yaşamamız, sağduyunun zannettiği gibi birini çok sevdiğimiz için değildir, nefretimiz çok güçlü olduğu içindir.” (Yeni Siyah [The New Black])

Peki ya Tanrı? Disparities‘de Žižek şöyle der: “esas ateizm formülü ‘tanrı yoktur’ değil, şöyledir: ‘tanrı yoktur, ayrıca aptal, kayıtsız, belki de düpedüz kötü yüreklidir’ – tanrı kurgusunu kendi içinde yok etmezsek, bu kurgunun bir inkâr biçiminde üzerimizdeki etkisini sürdürmesi kolaydır (‘tanrı olmadığını biliyorum, ama yine de asil ve moral veren bir yanılsama’).” Burada Žižek adeta Tanrı’ya yönelik bir olumsuz aktarım (nefret) taşıyarak onun yasının tutulmasından bilinçli olarak kaçınılması için okurlarını yönlendirmektedir. Şu sonuca varırız: Žižek’te Tanrı ve Doğa için düzgün yas tutulmasının önünde bir nefret engeli vardır. O halde Žižek’in Tanrı ve Doğa bakımından melankolik bir özne olduğunu mu söylemeliyiz?

Darian Leader’ın Yeni Siyah‘daki melankoli tarifleri Žižek’in düşüncesinin yönelimine tamamen uyar. Melankolide, Leader’a göre: “Simgesel konum almak her gerekli olduğunda, orada sadece bir boşluk vardır.” “Sevilip kaybedilen kişi bir delik olur, her zaman mevcut olan bir boşluk olur, melankolik bu boşluğa olan bağlılığından vazgeçemez.” Bu boşluk-delik elbette Žižek’in kuramındaki Lacancı Gerçek’tir, arzuyu teşkil eden eksiklikle ilişkili bir ayırıdır (hatta the ayırıdır). Žižek’in Lacancı Gerçeği aynı zamanda imkânsızlık ve çıkmazı da imletir, bunlar da melankolinin diğer işaretleridir: “Melankolikler durumlarının bir imkânsızlık barındırdığını bize tekrar tekrar söylerler. Bunu çok net olarak ayırt etmeleri dikkat çekicidir. Bu çıkmaz algısının dil ile iletilmesi önemlidir. Çünkü melankoliğin mücadelesi kısmen dil ile ilgilidir, imkânsız olanı ifade etme yolu bulmakla ilgilidir.” (age) Leader’a göre, melankoliğin çabası “kelimelerin nasıl başarısız kaldığını söylemek için kelimeler bulmak içindir” ve bildiğimiz gibi “başarısızlık” Žižek’in düşüncesinde temel bir kavramdır. Dahası, Leader mantıksal bir ayrıma dikkat çeker:

Buradaki farkı tarif etmenin başka bir yolunu, bir melankolik özne söyledi. Olumlu bir terimin yadsınması ile olumsuz bir terimin öne sürülmesini ayırt etti. Çocukluğunda kaybettiği baba hakkında konuşma yolları bulmaya çalışırken, iki mantığı ayırt etti: tikel bir terimin önüne yadsıma işareti konabilir (-(adam)) ya da olumsuz bir terim vurgulanabilir ((-adam)). Yüklem yadsınması olarak bilinen ilk durumda, yadsıma –ya da yokluk– işareti bir terim ya da kavrama (adam) dışarıdan uygulanır, terim yadsınması olarak bilinen ikincisinde ise yadsıma terimin içinde içerilir (adam-değil). Bu harika ayrım belki de yas ile melankoli arasındaki farkın kendisidir, ayrıca mantık felsefesinde bir konudur. Yasta olumlu bir terimin yadsınmasının kalıcılaşma süreci vardır, yokluk ve kaybın tanınmasıdır. Bir mevcudiyetin artık orada olmadığını kabulleniriz. Melankolide ise olumsuz bir terimin öne sürülmesi vardır. (age)

Žižek okurları hemen “yüklem yadsınması / terim yadsınması”nın Kant’taki “olumsuz yargı / belirsiz yargı” ayrımı olduğunu anlayacaklardır:

Kant’ın felsefesinde, bu ayırıyı, canavarca hayaletlerin belirdiği bu uzayı, olumsuz yargı ile belirsiz yargı arasındaki ayrım açar. Kant’ın bu ayrımı örneklemek için kullandığı örnek manidardır: olumlu yargı yoluyla (mantıksal) özneye bir yüklem atfedilir – “Can ölümlüdür”; olumsuz yargı yoluyla özne için bir yüklem yadsınır – “Can ölümlü değildir”; belirsiz yargı yoluyla, yüklemin (onu özneye atfeden kopulanın) yadsınması yerine, belli bir olmayan-yüklemi öne süreriz – “Can ölümlü-değildir.” (Olumsuzla Oyalanmak)

Žižek ayrıca belirsiz yargıyı “undead” ile ilişkilendirir:

Popüler kültür metinlerinde, ne canlı ne de ölü olan tekinsiz yaratıklar, “yaşayan ölüler” (vampirler, vb.) “undead” diye adlandırılır, ölmüş olmasalar da biz sıradan ölümlüler gibi canlı değillerdir. “O undead’dir” yargısı bu yüzden belirsiz-sınırlayıcı yargıdır, yani vampirleri ölüler alanından dışlayan salt olumsuz bir jesttir, böylece onları yaşayanlar alanına yerleştirmez (“O ölmedi”deki basit yadsımadaki gibi). (age)

O halde Darian Leader’ın melankoliye ilişkin içgörülerini takip edersek, Žižek’in düşüncesinin yöneliminin melankolik olduğu sonucuna varmalıyız, gerçi böylece açık bir kapıya vurmuş olabiliriz, zira Žižek melankoliyi felsefenin başlangıcı ile ilişkilendirir (farklı bir tanımla da olsa):

Melankoli, boşa çıkan arzu (nesnesinden mahrum kalan arzu) durumunu vurgulamaktan ziyade, ona yönelik arzudan yoksun kalan nesnenin mevcudiyetini temsil eder – melankoli arzulanan nesneye nihayet kavuşup hayal kırıklığına uğradığımızda olur. Tam bu anlamda, melankoli (hiçbiri arzumuzu tatmin etmeyen tüm olumlu, ampirik nesnelerden hayal kırıklığına uğramak) aslında felsefenin başlangıcıdır. (Biri Totalitarizm Mi Dedi?)

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler blogunun Admini, Žižekçi Analiz’in Admin/Editör/Küratörü, ve Facebook’taki “Žižek and the Slovenian School” grubunun adminlerinden birisidir. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Žižek: apocalypse as revelation”

[2] Bu düşünce Lynn Margulis’in şu sözünden esinlenmiştir: “Gaia çetin bir fahişedir, insanlar onu hiç tehdit etmez.” (Eşyaşamlı Gezegen [Symbiotic Planet])

4 Comments

Filed under şey