Simgesel Yas ile Gerçek Yas, Paranoya ile Sinisizm — Işık Barış Fidaner

Gelin Griggci-Žižekçi anlamda kayıp nesnenin anılaştırılması-simgelenmesi olan “simgesel yas” ile Žižekçi anlamda boşluğa sahici sadakat (ya da benim tanımıma göre arzunun metonimisi üzerinde çalışarak yas tutma dürtüsü) olan “gerçek yas”ı ayırt edelim [1]. Simgesel yas erildir, çünkü bir Esas-İmleyen (imleneni olmayan bir imleyen) olan bir “anıt” ile sonuçlanır. Gerçek yas dişildir, çünkü özne arzusunun metonimisi üzerinde çalışarak “gene serbest ve ketlenmemiş” (Freud) olur.

“Simgesel yas” ile “gerçek yas” arasındaki fark simgesel düzenin kalbine ulaştığından, Lacan’ın “Büyük Öteki yoktur” aksiyomunu yeniden incelemeliyiz. Bu söz basitçe onun yokluğuna mı işaret eder? Žižek’e göre “yokluk” yeterince kuvvetli değildir, bu aksiyomun en güçlü anlamı Öteki’nin tutarsızlığına, eksikliğine, kusuruna, çatışkısına işaret eder:

“Büyük Öteki yoktur,” ve bu beyanı en güçlü anlamında almalıyız, sadece “yoktur” demek değildir: “le grand Autre n’existe pas”, görcül bir düzen olarak büyük Öteki’nin varlığını sürdürdüğünü imletirdi; simgesel eylemlerimizin normatif referansı olarak sadece etkileriyle varolsa da faaliyetimizi yapılandıran bir simgesel kurgu olarak büyük Öteki’nin varlığını sürdürdüğünü imletirdi; “il n’y a pas de grand Autre”un ise çok daha kuvvetli bir anlamı vardır, büyük Öteki’nin tutarlı bir simgesel kurgu olarak bile sürdürülemeyeceğini imletir, çünkü içkin çatışkılar ve tutarsızlıklar onu bozar. (Cinsellik ve Başarısız Mutlak)

Aksiyomun bu yorumu Žižek’in Tanrı ve Doğa’ya yönelik olumsuz tavrını [2] açıklar, bu kurgulara dair Žižek’in son sözleri onların derin kusurlarına işaret eder: Žižek Tanrı’nın “aptal, kayıtsız, hatta belki düpedüz kötü yürekli” olduğundan, Doğa’nın ise “çılgın bir fahişe” olduğundan şikayet eder. Bence Tanrı (Öteki’nin Öteki’si) ile Doğa’ya (büyük Öteki) yönelik bu olumsuz aktarım, bu kurgulara dönük belli bir melankolik bağlılığı muhafaza eden bir acting out’tır. Bunun yerine yapılması gereken, Tanrı-Doğa’yı izafileştirmek ve ikisinin de yokluğunu tanıyarak onların yasını tutmaktır [3] ki bu da üstü çizili özne ile üstü çizili Öteki mefhumlarına götürür (benim terminolojimle “irade” ile “sistem”e götürür). Tanrı ile Doğa’nın kusurlarından şikayet etmemiz ancak ikisinin de yokluğunu tanımamıza kadar sürer. Tekrarlayan şikayetler kayıp nesnelerin melankolisine kapılır (ve “simgesel yas” ile onların anıtlarını muhafaza ederler), nesnelerin yokluğunu tanımak ise “gerçek yas” ile kapsayarak aşmayı başarır. Tam da bu anlamda, yokluk, tutarsızlıktan daha kuvvetlidir. Tanrı ile Doğa’nın yokluğu, ancak “Büyük Öteki yoktur” (Doğa yok) aksiyomunu “Öteki’nin Öteki’si yoktur” (Tanrı yok) aksiyomuna bağlayarak açığa çıkarılabilir.

Şimdi gelin Tanrı ile Doğa’nın varolduğuna inanılırsa ne olacağını inceleyerek iki kavramı ayırt edelim. Žižek’e göre paranoya (benim Tanrı dediğim) Öteki’nin Öteki’sine inanılmasıdır:

paranoya, en temelde, ‘Öteki’nin Öteki’sine’ olan inançtır, aleni toplumsal doku olarak Öteki’nin ardında saklanan bir başka Öteki’nin toplumsal hayatın öngörülemeyen etkilerini (ya da bize öyle gelen şeyleri) belirleyerek onun tutarlılığını güvence altına aldığına inanmaktır. (Gerçeği Sorgulamak)

“Öteki’nin Öteki’si”nin varlığının delili, ona atfedilen güç istismarıdır. Paranoyak özne tek bir Kullanıcı’yı (kontrolcü güç figürünü) şeyleştirir ve onun istismarlarından şikayet eder. Yani Žižek Tanrı’nın “aptal, kayıtsız, hatta belki düpedüz kötü yürekli” olduğundan şikayet ettiğinde, bir miktar paranoya gösterir. Bu tavır ayrıca Tanrı’nın yokluğunun reddedilmesidir, gerçi Žižek onun güç istismarından şikayet etmekle “tanrı kurgusunu kendi içinde yok ettiğine” inanır.

Peki ya büyük Öteki’ye olan inanç? Žižek’i takip edersek, bence büyük Öteki’ye inanan nihai özne, siniktir; elbette, siniğin inancı dolaylıdır ve fetişler yoluyla işler. Žižek sinisizmi şöyle tanımlar:

Sinisizmin temel jesti ‘sahici yetki’yi yapmacıklıkla suçlamaktır, aslında tek içeriğinin maddi bir kazanç için kaba zorlama ve itaat olduğunu söylemektir. (Gerçeği Sorgulamak)

Sinik de paranoyak gibi şikayet eder, ama siniğin şikayeti “istismar”dan “bencilliğe” kayar. Paranoyak, bir Kullanıcı (Tanrı gibi bir kontrolcü fail) ile yüzleştiği için, onun şikayeti esasen “istismar” üzerinedir. Sinik ise “maddi bir kazanç için” toplumsal sömürü oyununu oynayan bir Oyuncu ile yüzleşir, o yüzden onun şikayeti esasen Oyuncu’nun bencilliği (bencil Doğası) üzerinedir [4]. Yani Žižek Tabiat Ana’nın “çılgın bir fahişe” olmasından şikayet ettiğinde, bir miktar sinisizm gösterir. Bu tavır ayrıca Doğa’nın yokluğunun reddedilmesidir, gerçi Žižek böylece doğa kurgusunu kendi içinde yok ettiğine inanabilir.

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler blogunun Admini, Žižekçi Analiz’in Admin/Editör/Küratörü, ve Facebook’taki “Žižek and the Slovenian School” grubunun adminlerinden birisidir. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Sahici Sadakat Yas Tutma Dürtüsüdür”

[2] Bkz “Žižek’in Tanrı ve Doğa’ya Yönelik Tavrı”

[3] Bkz “İki yokluk ve bir ayrılma: Tanrı-Doğa’dan irade-sistem’e”

[4] Kullanıcı, Oyuncu, istismar ve bencillik konusunda bkz “Postmodern Yabancılaşma Modeli”

4 Yorum

Filed under şey