Kabul ve Reddin Dört Derecesi — Işık Barış Fidaner

Lacan simgesel düzeni şöyle tanımlar: Bir imleyen özneyi başka bir imleyen için temsil eder. Ben bunu şöyle ifade ediyorum: Bir yetki bir iradeyi bir sistem için temsil eder [1]. Dördüncü terim objet a’dır, ona da beden diyorum. Bu dört terime dayanarak, kabul ve reddin dört derecesini tanımlayacağım, sıfırdan başlayarak:

Kabul ya da reddin sıfır derecesi, visceral düzeyde dolaysız bir yakınlaşma veya kaçınma ile karşılaşmanızdır. Temelde sözsüz bir beğenme ya da beğenmemedir, ama sözlerle de ifade edilebilir. Bu, beden düzeyidir. Fizikî bedeninizin doğrudan bir etkisi olabilir, güzel ya da çirkin olmak gibi, ya da sözlerinizin simgesel bedeninin bir etkisi olabilir, politik doğrucuların, insanlara, kullandıkları tek bir ifadeye dayanarak Yahudi düşmanı ya da transfobik demesinde olduğu gibi. Bu, beklentinin sıfır derecesidir; belli bir yorumlamaya dayanan varlık bağlamının kendiliğinden dayattığı bir meşrulaştırmadır. Bağlamın yorumlanması hangi özgür irade bedenlenmelerinin meşru olup olmadığını kararlaştırır. Varlık bağlamı ile kararlaşma, analitik söylemdeki aktarımla ilişkilidir.

Kabul ya da reddin birinci derecesi, birinin size “Haklısın!” ya da “Haksızsın!” demesidir. Bu, irade ve arzu düzeyidir. Dil ile dolaylanan sözlü bir düzey olduğundan, özgür iradenize dayanarak karşılık verme ve kendinizi savunma şansınız vardır. Başka insanları hatta Halk’ı içeren bir genel iradeye de yaslanabilirsiniz. Bu, beklentinin birinci derecesidir; meşru bedenler arasında ortak bir iradî iletişim zemini varsayımı (ve bunun arzu ile arızî bozulmaları) vardır. İletişim (bozukluğu) zemini, hangi iradenin “haklı” olduğunu ve yetkiyle temsil edilme hakkına sahip olduğunu kararlaştırır. Hakların bu şekilde iradî ve arzulu iletişim (bozukluğu) ile kararlaşması, histeri söylemi ile ilişkilidir.

Kabul ya da reddin ikinci derecesi, birinin size “Normalsin!” ya da “Anormalsin!” demesidir. Bu, yetki düzeyidir. Burada, iyi temsilleri kötü temsillerden ayırt eden bir yargı gücü vardır. Normalleştirme, tikel bir yaşam tarzının evrensel hakimiyet iddiasıyla ahlaken geçerlenmesi ilgilidir; “geçersiz” hayat tarzlarına dair birçok inkâr katmanı bu iddiaya ister istemez eşlik eder. Bu bir ahlak bombasıdır, çünkü normalleştirme ile inkâr pozitif geribeslemenin kısır döngüsüne kapılmıştır [2]. Bir üstünlük ve aşağılık duyusu taşır. Bu, beklentinin ikinci derecesidir; yetki ile ötekisi arasında bir karşılaşma içerir. Bu karşılaşma hangi yetkinin sistemleştirileceğini kararlaştırır. Yetkinin normatif öne sürülmesi, Efendi söylemiyle ilişkilidir.

Kabul ya da reddin üçüncü derecesi, birinin size “Tipiksin!” ya da “Atipiksin!” demesidir. Bu, sistem düzeyidir. Doublespeak ile nesnel ilişkilerin kalıcılaştırılmasına dayalıdır, mesela “normal”, “dominant”, “expectation” kelimelerinin istatistiksel (state-istical) kullanımı ile sıklıklar, ortalamalar ve olasılık dağılımları kılığı altında normatif yetkilendirmenin gizlenmesi gibi. Beklentilerinize itaat etmediler diye insanları “engelli” diye damgalama pratiğidir. Bu, beklentinin üçüncü derecesidir; üçüncü şahısa, yani masum tanığın nazarına atıf yaparak hegemonik gücünü gizler. Bu düzey esasen bedenleri sayarak bir sistemin nesnelliğini kurmaya dayanır, ve Üniversite söylemiyle ilişkilidir. Ötekilerini ezerken üstünlüğün normatif gücü yerine yüksek rakamların büyüklüğüne yaslanır. Ahlak bombasının patlayıcı gücünü harekete geçirirken, normatif kaynağını saklar.

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler blogunun Admini, Žižekçi Analiz’in Admin/Editör/Küratörü, ve Facebook’taki “Žižek and the Slovenian School” grubunun adminlerinden birisidir. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Simgesel Düzen Nelerden Oluşur?”

[2] Bkz “Ahlak Bombasını Reddetmek ve Etkisiz Hale Getirmek”

3 Yorum

Filed under şey