Postmodern Yabancılaşma Modeli Lacan’ın Kapitalist Söylemini Yeniden Keşfeder & Şifresini Çözer — Işık Barış Fidaner

2012’de kapitalist süreci temsil etmek için bir model geliştirdim. Anadilim olan Türkçe’de ifade edilmişti. Alternatif Bilişim Derneği’nin 2013’te İstanbul’da gerçekleştirdiği 1’inci Yeni Medya Kongresi’nde bu modeli sunmuştum. Adı “Postmodern Yabancılaşma Modeli”dir. Bu linkten okuyabilirsiniz.

Yıllar sonra bu modelin Lacan’ın dört söylemi ile yapısal benzerliklerini fark ettim ve bu iki terminoloji arasındaki eşleşmeyi Žižekçi Analiz blogunda yayınlanan yazılarımdan birinde ifade ettim: “Simgesel Düzen Nelerden Oluşur?” Aslında terimleri çevirdiğinizde postmodern yabancılaşma modelinin Lacan’ın kapitalist söylem dediği şeyin yeniden keşfi olduğu anlaşılıyor.

Kapitalist söylem Lacan’ın önceki dört söyleminden farklıdır, çünkü toplumsal bir bağ oluşturmaz, yani aslında tam anlamıyla söylem değildir. Kapitalist söylem dört söylemin ardından gelen ve onların toplumsal bağlarını parçalayan sonsuz bir süreçtir. Christian Dubuis Santini “Lacan, Biz ve Gerçek”in 8’inci dersinde dört söylemi ve kapitalist söylemi açıklıyor.

Bu yeniden keşfin tesadüfü kısmen şaşırtıcı değildir, çünkü 2007’den beri bana ilham veren Slavoj Žižek’in üzerimde büyük bir tesiri vardır. Žižek “kart-taşıyan” bir Lacancıdır, gerçi Lacan’ın kapitalist söyleminden pek bahsetmez. Fakat bu tesadüf aynı zamanda şaşırtıcıdır çünkü postmodern yabancılaşma modeli Lacan’ın mathemleri yerine kelimeleri koyar ve bu kelimeler modeli daha anlamlı ifadelere doğru açar.

Modelimi kullanarak doğrudan “yetkilenme” ile “bedenlenme”den söz etmek mümkündür, imletim ve onun kalıntısı üzerine dolaylı konuşmalara gerek kalmaz. Lacan’ın “İmleyen özneyi bir başka imleyen için temsil eder” formülü şu ifadeye dönüşerek netleşir: “Yetki iradeyi sistem için temsil eder”. Yani benim yeniden keşfim Lacan’ın kapitalist söylem dediği şeyin şifresini çözer ve onu netleştirir.

Postmodern yabancılaşma modeline “postmodern” denmesinin sebebi, dört söylemin toplumsal bağlarının ardından gelmesi ve onları parçalamasıdır. Ona “yabancılaşma” denmesinin sebebi, kapitalizmin öznelerinin kapıldığı kaçınılmaz yabancılaşma biçimini modellemesidir. Ona “model” denmesinin sebebi, yeni ifadelere açık bir ilişkiler demeti olmasıdır.

Makale şu sözlerle açılır: “Başka dünyalara ihtiyacımız yok. Aynalara ihtiyacımız var.” (Solaris, Stanislav Lem) Makalenin şu kısmı neden başka dünyalar yerine aynalara ihtiyacımız olduğunu açıklıyor:

Bugün kapitalizme bakışımızı Parmenides’in ‘birciliğine’ benzetebiliriz. Parmenides herhangi bir farklılığı sözlerin mantıksal yoluyla Bir’e götürüyordu. Bizse ne yöne kaçarsak kaçalım, eylemlerimiz bizi her seferinde yine kapitalizme getirip teslim ediyor. Ne kadar çeşitli-renkli-farklı olursa olsun, bütün kaçış yönlerimiz, yeterli zaman geçtikten sonra ‘kapitalizm’ denilen doğal gidişat tarafından yadsınıyor. Bu yüzden kapitalizmin dışına kaçarak bir yere varamayız, doğrudan doğruya kapitalizmin kendisine, kapitalizmin en soyut haline ulaşmalıyız.

“Başka bir dünya mümkün” sloganı kapitalizmin dışında hiçbir yere ulaşmayı başaramadı. Bize gereken bir başka dünya değil, iyi bir aynadır. Postmodern yabancılaşma modeli kapitalizmin “soyut makinesini” (Deleuze & Guattari) yansıtan bir aynadır, ilk olarak Lacan’ın dört mathemi ile formülleştirilmiştir.

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

4 Comments

Filed under şey