Cinsiyet Üzerine Çatışma — Işık Barış Fidaner

sex

Joan Copjec’e göre cinsiyet ne biyolojiye ne de toplumsal cinsiyete indirgenebilir:

[Freud’un] psikanalizi kurması, “anatomi mi yoksa gelenek mi?” ikileminin reddedilmesine dayanır, Freud’a göre bunların ikisi de cinsiyetin varlığını açıklayamaz. Psikanalize göre cinsiyet doğal bir olgudan ibaret değildir, ama cinsiyet söylemsel bir inşaya ve nihayetinde anlama da asla indirgenemez. Böyle bir indirgeme cinsiyet ve anlam arasındaki radikal çatışkıyı ihmal ederdi. Lacan’ın dediği gibi, “İnsan davranışına dair analitik angajmanın imlettiği herşey, anlamın cinselliği yansıttığını değil, anlamın cinselliği telafi ettiğini gösterir.” Cinsiyet anlamı tökezleten taştır. (“Cinsiyet ve Aklın Ötanazisi”)

Copjec’in izinden gidersek cinsiyet üzerine süren çatışmanın iki büyük kampını da reddetmemiz gerekir: (1) cinsiyeti biyolojiye indirgeyen ikinci dalga feministler, (2) cinsiyeti toplumsal cinsiyete (gender’a) indirgeyen üçüncü dalga feministler veya kuir kuramcıları. Onların dışsal çatışması “anlamı tökezleten taş” olan cinsiyete mündemiç çatışkıdan kaynaklanır. Peki çatışmanın ikili yapısını nasıl açıklayabiliriz?

Çatışmadaki ikililiği kavramak için gelin Descartes’ın ünlü önermesine geri dönelim: “Düşünüyorum öyleyse varım” (“Cogito ergo sum”). Lacan’a göre bu önermenin iki yanı, düşünme ve olma, ayrı ayrı gerçekleşir: “Olmadığım yerde düşünüyorum, öyleyse düşünmediğim yerde varım.” (Écrits) Bu ayrıklık bilinçdışının kabullenilmesidir.

Ben Descartes’ın ikiliğini başka bir ikilikle ilişkilendiriyorum: yetkilenme-bedenlenme [1]. Birincisi, insan dil içinde düşünür, dilin işlevi ise bir muhatabın yetkilendirilmesidir, o halde Descartes’ın “Düşünüyorum” demesi “Yetkileniyorum” anlamına gelir. İkincisi, “Varım”, insan olarak “bedenlenmişim” anlamına gelir. “Cogito ergo sum”, kişinin bedenlenmesini onun yetkilenmesinden türeterek insanın “yetkilenen hayvan” olma ayrıcalığını işaretler [2].

Modern öncesi kavrayışta tüm yetkilenmeler Tanrı’dan gelir, tüm bedenlenmeler Doğa’dan gelir. Yetkilenmenin modern zemini tikel bir iradedir, çünkü “Tanrı ölmüştür” (Nietzsche); bedenlenmenin modern zemini ise tikel bir (eko)sistemdir, çünkü doğa tamamsız ve tutarsızdır.

Şimdi cinsiyet üzerine süren çatışmanın iki tarafını kolayca ifade edebiliriz: İkinci dalga feministlere göre cinsiyeti belirleyen şey cinsel organları olan cinsiyetli bedenlerdir, bunların bedenlenmesinin zemini ise insanların (sadece insanların değil) üreme sistemlerindeki cinsel dimorfizmdir. Üçüncü dalga kuir kuramcılarına göre cinsiyet toplumsal yetkilenmedir (“cinsiyet kimliği”dir) ve bunun tek zemini kişinin bir erkek/kadın/vb. olarak kimliklenme iradesidir.

Yani ikinci dalga toplumsal cinsiyet eleştirmenleri “Düşünüyorum” (cogito) öncesindeki “Varım”a (sum) odaklanırlar; insanların diğer hayvanlarla paylaştığı cinsiyetli bedenlenmeye odaklanırlar; üçüncü dalga trans aktivistler ise “Düşünüyorum”a (cogito) odaklanırlar ve varlık-bedenlenmeyi düşünme-yetkilenmeden türetirler, insanın ayrıcalığını öne süren Descartes’ın yaptığı gibi (“Cogito ergo sum”).

Demek ki cinsiyet üzerine çatışmanın çözülmesi iki ikiliğin kabullenilmesini gerektirir: (1) yetkilenme ile bedenlenme, (2) onların zemini olan irade ile sistem [3]. Psikanalitik semptom, irade-sistem’i bozan arzu-arıza olarak kavranabilir [4]. Bu imleyenlerin sahnelediği bölünme, anlamı tökezleten taş olan cinsiyetin hakikatidir.

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Yetkilenmenin Bedenlenmeden Ayrılması”

[2] Bkz “Koronavirüs Krizi”

[3] Bkz “Sadece bedenlenmeler ve yetkilenmeler vardır”

[4] Bkz “Arzu ile Arıza”

7 Comments

Filed under şey