Fallusun İmletimi: İhtiyaç, Talep, Arzu — Todd McGowan

Lacan’ın “Fallusun İmletimi” makalesi üzerine Todd McGowan’ın yazısından:

İmleyenin imlenen üzerindeki önceliği, öznenin anlamın merceğinde kendisini görmeden önce büyük Öteki’nde bir yer sahibi olmasında tezahür eder (579, 1). İmletim özneyi böler: Konuşan ben, hakkında konuşulan ben’den ayrıktır. Yahut, Lacan’ın kendi deyişiyle, söyleyişin öznesi, söylenenin öznesi ile aynı değildir. Bu bölünme özneyi kendisinden ayırarak bilinçdışına biçim verir. İmleyenin vurgulanması Lacan’ın özneyi bölünmüş olarak tanımasını sağlar, bu da iğdişi tarif etmenin bir başka yoludur.

İmleyenin öznenin oluşumunda oynadığı rolü kavradığımız zaman, fallusun işlevi netleşir (579, 2). Lacan fallusu düşlemden, kısmi-nesneden ve penisten ayırt eder. Fallus penis değildir, daha ziyade fallus penisi simgeler. Bunu söylediği zaman, Lacan, ataerkiyi savunanlara mesafe koymuş olur. Lacan’ın, fallusun tözsel bir kimlik kaynağı olmadığı konusunda, daha ziyade bir simülakrum olduğu konusunda ısrar etmesi, onu ataerkil proje yerine feminist projenin çizgisine sokar.

Bu da bizi yazıdaki kararlaştırıcı paragrafa getirir (579, 3). Burada Lacan fallusun bir imleyen olduğunu ilk defa doğrudan söyler. Fallus, imleyen olduğu tespit edildiği zaman, onu hep sarmalayan gizemli halesini yitirir. Fallus bu gizemli haleyi edinir, çünkü o herhangi bir imleyenden ibaret değildir, o imletimin kendisini imleyendir. Yani fallus, anlam sahasının tamamını meydana getirir.

Nitekim fallus, insan ihtiyacının imleyenin etkisiyle bozulmasını imler (579, 4). İhtiyaçlar asla sadece ihtiyaçtan ibaret değildir, ihtiyaçların talep ile kaydedilmesi gerekir, demek ki özne kendisini her zaman kendi ihtiyaçlarından yabancılaşmış halde bulur; özne ihtiyaçlarını dolaysızca deneyimlemez, onlarla ilişkilenmesi gerekir. Özneler gerçekten ihtiyaçlarını karşılamak için imleyenlere yaslanıyor değildirler –Lacan buna “gerçek bağımlılık” deyip geçer–, insanların ihtiyaçlarına imleyenler yoluyla ifade verilmesi gerekir. Özneyi imletici talepte ifade edilen ihtiyaçtan yabancılaştıran şey, bu talebin biçimidir. Sorunlu olan sadece ihtiyaca talepte ifade verilmesi gereği değildir, esas sorun şudur: İhtiyaca ifade vermenin tek vasıtası talep olsa da, ihtiyaca talepte ifade verilemez (579, 5). Talebin ya da imleyenin bu başarısızlığı, Freud’un ilksel bastırma dediği şeyi teşkil eder, ve arzunun kaynağıdır. Lacan, bu yazıda ilk defa, fallusun imletimini anlama girişimlerinin altında yatan üç terimi kullanır: İhtiyaç, talep, arzu. Bu üçlü üzerinden biyolojik düşünür, kültürelci düşünür ve Lacan arasındaki fark kavranabilir [*]. Biyolojiyi ihtiyaç, kültürü talep, Lacan’ı arzu çizgisine sokmalıyız. Arzu kesinlikle ihtiyaçtan ayrıktır, analitik deneyim bunu kanıtlar ve ahlakçılar bunu hep kavramışlardır. Sorun şu ki, Lacan’a göre (579, 5) psikanalizin kendisi, arzuyu ihtiyaçtan ibaret olarak görmeye kalkışarak, müphemciliğe düşer. Lacan’ın yazısı, bu indirgemecilikle savaşma çabasına dahildir.

Arzunun ihtiyaca indirgenmesi ile savaşmak, arzunun statüsüne ifade verilmesini gerektirir (579, 6). Psikanalistlerin arzuyu kuramlamak için kullandığı hayal kırıklığı (frustration) fikri, çok yanıltıcıdır, bu yüzden Freud’un kendisi bu fikri kullanmamıştır. Arzu eksikliktir, ama bu eksiklik imleyene tabi bir özne olmanın sonucunda belirir, öznenin nesnesini edinememesinin hayal kırıklığı sonucunda belirmez. Lacan burada yine nesneyle doğrudan ilişki yerine imleyene vurgu yapar.

Lacan, özneyi ihtiyaç cinsinden kuramlamanın sorunlarını gösterdikten sonra, talebe yönelir. Talep, mevcudiyet ya da namevcudiyet talebidir, Öteki’ne ihtiyaçları karşılama ya da reddetme gücünü verir (579, 7). Lacan talebi Öteki’ne şartlı teslim olma (kapitülasyon) biçimi olarak kuramlar (580, 1). Başka bir yerde şunu iddia edecektir: Nevrotik, talebi arzu konumuna yerleştirerek, Öteki’nin arzusuyla yüzleşmesinin mündemiç zorluğunu devirebileceğine inanır. Talep her zaman Öteki’nin sevgisinin talep edilmesidir, bu da Öteki’nin sahip olmadığı bir şeydir. Bu yüzden talep karşılanamaz: Öznenin talep ettiği şey Öteki’nde yoktur.

Talep, imleyene tabi bir özne olunması sonucunda gerçekleşir, ama özneliğin anahtarını vermez (580, 2). Hiçbir tikellik talebin umurunda değildir. Öteki’nin verdiği tikellik, ne olursa olsun, bir sevgi kanıtına dönüşür. Talep bir ihtiyacın karşılanmasını sağlamayı başardığında bile, o tatminin değeri yoktur, çünkü sevgi için yeterli bir kanıt değildir, ve talebin (ve talebe odaklanan açıklamaların) tek derdi –ve dolayısıyla Lacan’a göre talebin sınırlılığı– sevgidir.

Ama tikellik bütünüyle ortadan kaybolmaz (580, 3). Tikelliğin talep içinde yok edilmesi, arzuda bir kalıntı bırakır; bu kalıntı, tikelliğin yeniden dirilişidir. İhtiyaç ve talep arasında gidip gelen arzu, tekilliği arar. Arzu, ihtiyacın talepten çıkarılmasının sonucudur. Bu iki işlev arasındaki bölünme, arzuyu üretir. Lacan’un burada sunduğu ünlü formül, arzulayan özneyi hem biyolojik varlıktan hem de kültürel varlıktan ayırt etmenin bir yoludur [*].

Lacan ihtiyaç ve talep tartışmasından sonra arzuyu açıklar, ki Lacan’ın esas derdi budur (580, 4). Arzu, cinsel ilişkiyi ayırt eden çizgilerde tezahür eder. Her bir kişi diğerinden sevgi kanıtı ve ihtiyacının karşılanmasını talep eder, ama ilişkiyi sürdüren şey talep ya da ihtiyaç değildir; birbirlerinin arzu sebebi olmaları yoluyla ilişki sürer. Cinsel ilişki her partnerin diğerinin arzu sebebinin yerini işgal etmesini gerektirir, arzu ise bu ilişkinin nasıl serilmesi gerektiğini açığa çıkarır.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

[*] ç.n. Biyolojik ve kültürel, feminizm içinde süren çatışmanın eksenini verir. Bkz “Cinsiyet Üzerine Çatışma”

3 Comments

Filed under çeviri

3 responses to “Fallusun İmletimi: İhtiyaç, Talep, Arzu — Todd McGowan

  1. Pingback: Fallusun İmletimi — Jacques Lacan | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Nazar Noktası — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER

  3. Pingback: Lacan’a giriş — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER