Kimliğe Karşı Evrensellik: Beauvoir ile Fanon — Todd McGowan

Todd McGowan’ın Evrensellik ve Kimlik Siyaseti kitabının giriş bölümünden bir kısım.

Marx’a göre özgürleştirici değişim proletaryanın evrenselliğinin tanınmasından gelir, proletarya devrimi sadece işçi sınıfını değil, tüm sınıfları özgürleştirir [1]. Kapitalist toplumda ötekilerle aramdaki evrensel bağı göremediğim sürece toplum beni kandırmış olur. Bir kimlikte ısrar ederek kapitalizme meydan okuma girişimleri kapitalizmin hakimiyetini çökertmeye yaramaz. Tikel kimlik, insanın kapitalist özne oluşunu sürdüren şeydir.

Marx gibi Simone de Beauvoir ve Frantz Fanon da tikel kimliği ezilen özneler için bir tuzak olarak kavrarlar. Beauvoir ve Fanon’u ele aldığımızda, Marx’ın aksine, Batılı felsefe geleneği dahilinde kalsak da Avrupalı beyaz adamların sahasından ayrılırız. Onların da özgürlüğün anahtarı olarak evrensellikte ısrar etmeleri –ki Batılı felsefe geleneğiyle bu ısrarı paylaşırlar– bu iddianın sadece toplumsal avantajlarına bağlı olanlara ait olmadığını açığa çıkarır.

Beauvoir dişi ötekilik imgesini imha etmekte ısrarcıdır, ona göre bu imge ezilmenin alametinden başka hiçbirşey değildir. Beauvoir’da ataerkiye radikal alternatif olarak dişil kimliği kutlamak diye bir şey asla yoktur. Dişillik özgürlüğe temel olabilecek hiçbir elzem sırrı saklamaz. Aksine ona göre ezici olan şey dişil kimlik fikridir. İkinci Cinsiyet‘te şunu iddia eder: “Eğer erkekler dişilliğin gizli özünü keşfedemediyse, böyle bir şey varolmadığı içindir. Dünyanın kıyısında tutulan kadın bu dünya yoluyla nesnel olarak tanımlanamaz, onun gizemi boşluktan başka hiçbirşeyi saklamaz.” [2] Toplumda değer görüp korunması gereken bir dişillik özünü öne sürmek yerine, Beauvoir’ın buradaki hamlesi aksi yöndedir: Dişil kimliği imha ederek kadınların evrenselliğe katılımını öne sürmek ister. Kimlik, aşılacak bir engeldir, siyaset için temel alınacak bir şey değildir. Tikel kimliğe tutunmak asla özgürlüğe kaynaklık edemez çünkü açıktır ki tikel kimlik kadınlara biat ettirmenin itici gücü olarak işler.

Beauvoir’ın da anladığı gibi dişil kimliği terk etmek çok zordur çünkü bu kimliğin ayartıcı iltifatları kadınlara ataerkil toplumda verilen neredeyse tek simgesel destektir. Bir kadın olarak dişil kimliği benimsersem tanınırım, reddedersem dışlanırım. Böylece kimliğin neden çekici olduğu netleşir. Kimlik ezici olsa da, yine de toplumsal bir yetkenin beni tanımasını sağlar. Ama işte bu nedenle kimlik özgürleştirici olamaz. Kimlik onu tanıyan toplumsal yetkenin mahallinde kalır ve bütünüyle ona bağımlıdır. Beauvoir’a göre dişilin tikel kimliğine değer vermek cinsiyetçilikle savaşma yolu değil, onun nihai kabullenilişidir. Beauvoir, kimliğin feministin kaçınması gereken ideolojik bir tuzak olduğunu anlar [3].

Dişilliğin kimliğinden vazgeçen feminist, aynı zamanda erilliği de boşa düşürmüş olur. Eril kimlik, tamamlayıcı ötekisi olarak onu onaylayan dişil kimliğe bağlıdır. Bu destek olmadığında eril kimlik çöker. Bu yüzden dişil kimliğe karşı Beauvoir’ın savunduğu feminist mücadele, ataerkiye karşı da bir savaştır.

Fanon Beauvoir’dan daha şiddetli bir başkaldırı biçimini savunsa da, mücadelenin evrenselliğine olan bağlılıkları aynıdır. Sömürgeleştirilenler onları sömürgeleştirenleri devirdiklerinde, Fanon’a göre, bunu Avrupa’nın yok ettiği kendi tikel yerel kimlikleri adına yapmazlar, Avrupa’nın sömürgeciliğe başvurmasıyla terk ettiği evrensellik adına yaparlar [4]. Avrupalı sömürgeciliğin şiddeti, sömürge halklara yabancı bir evrenselliğin dayatılmasından oluşmaz. Bu, aydınlanmamışlara kültür getirdiğini iddia eden sömürgecilerin tekrar tekrar yaydığı uydurma iddiadır. Şiddet daha ziyade Avrupalı tikelin ayakları altında kalan sömürgeye biat ettirilmesinde yatar. Sömürgecilikte Avrupalı evrensellik yoktur, çünkü evrensellik Avrupalı sömürge projesi gibi dar görüşlü olamaz.

Fanon’a göre, evrenselliği terk etmek, bizatihi Avrupa’nın düştüğü aynı tuzağa düşmektir. Sömürgeleştirilenler evrensellikten geri çekilerek tikel bir kimliğin yayılmasında Avrupa’nın izlediği yoldan gitmemelidirler. Tikel kimlik için evrenselliği terk etmek Avrupa’nın günahını işlemektir, gerçi bugün birçok kişinin evrenselliği Avrupa-merkezcilik işareti sayarak eleştirmesi ironiktir. Sömürgecilik karşıtı savaş, sömürgeciliğin görünmez kıldığı evrensel eşitlik ve özgürlüğü tanıma savaşıdır. Avrupalı sömürgeciliğin silip süpürdüğü yerel kültürün tikelliğini muhafaza etme savaşı değildir.

Yerelcilik, çekici de olsa, her zaman gerici bir fenomendir. Sömürgecileri ülkeden kovsa bile, onların yerine getireceği ezici rejim, evrenselin yaptığı gibi tikellikle mesafelenme fırsatı sunmayacaktır. Fanon’un anladığı gibi, sömürgeci ezilme karşısında sahici bir alternatif sunan tek şey, evrenselliğe geçiştir. Yerelcilik onun mücadele ettiği şeyin farklı bir biçimidir.

Beauvoir ve Fanon yoluyla, modernlikle başlayan özgürleşme projesi evrenselci biçimini devam ettirir. Onlara göre, Kant ve Marx’a göre olduğu gibi, eğer özgürleşmenin kapsamı evrensel değilse, o gerçekten özgürleşme değildir. Özgürleşmenin temeli evrenselliktedir, özgürleşme tekilliğe bu evrensellik yoluyla şekil verir. Belli kimliklere eşitlik ve özgürlük sağlanırken ötekilerin eşitlik ve özgürlük dışında bırakılması diye bir şey olamaz. Evrensellere başvurmadığımız zaman özgürlükçü projeyle bağımızı tamamen yitiririz.

Evrensellik, kimliğin aksine, ister istemez özgürlükçüdür. Gerçi ezici bir dış kuvvetin öznelere kendini bütünsel bir şekilde dayattığı sayısız örnek bulunsa bile, bu dayatma evrensellik içermez. Hiçbir dış kuvvet evrenselliği dayatamaz çünkü kimse dayatmak için o evrensele sahip değildir. Ona sahip olunamaz. Evrensel, egemen düzenin sahip olmadığı şeydir, sahip olduğu şey değildir. O yüzden evrensel her zaman özgürlük ve eşitlik adına savaşanların tarafındadır çünkü bunlar eksik olan şeylerdir, tezahür eden şeyler değildir.

Asla mevcut olamayacak bir namevcudiyet olma statüsü nedeniyle, evrenselliğin benimsenmesi zordur, çünkü gerekli yabancılaşmamızın kabul edilmesini içerir. Evrenselin savunucuları doğrudan doğruya evrensel ile özdeşleşemezler, ancak kendilerini ondan ayıran mesafeyi tanıyabilirler. Hiçbir özne evrensel özne olamaz, gerçi evrensellik öznenin tekilliğinin kaynağıdır. Evrensellikten geri çekiliriz çünkü o bizi kimliğin tesellisinden mahrum eder. Ama özgürlüğümüzü keşfetmemiz ancak kimliğin tesellisinden vazgeçmekle olur.

[1] Marx’ın Felsefenin Sefaleti‘nde dediği gibi, “İşçi sınıfının özgürleşmesinin koşulu tüm sınıfların ortadan kaldırılmasıdır.” Karl Marx, The Poverty of Philosophy (New York: International Publishers, 1963), 126.

[2] Simone de Beauvoir, The Second Sex, trans. Constance Borde and Sheila
Malovany- Chevallier (New York: Vintage, 2012), 259.

[3] Joan Copjec ve Jennifer Friedlander gibi psikanalitik feminist kuramcılar evrenselci siyasi projenin bir parçası olarak dişilliği elde tutarlar, ama onlara göre dişillik kimliğin başarısızlığıdır, üstlenilebilecek bir kimlik değildir. Onlara göre sadece erkek kimliği bulunur, dişil kimlik ise herhangi bir kimliğe ait olma yeteneğimizin eksikliği ile doğrudan yüzleşmemizdir. Jacques Lacan’ın terimini kullanırsak, dişil kimlik tamamsızdır. Bkz. Joan Copjec, Read My Desire: Lacan Against the Historicists (Cambridge, MA: MIT Press, 1994), ve Jennifer Friedlander, The Feminine Look: Sexuation, Spectatorship, Subversion (Albany: State University of New York Press, 2008).

[4] Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri‘ndeki iddiasına göre, “sömürgeleştirilen öznenin savaşı tahakküme son vermek içindir.” Frantz Fanon, The Wretched of the Earth, trans. Richard Philcox (New York: Grove Press, 2004), 233. Sömürgecilik karşıtı mücadele tahakküm karşıtı mücadeledir ve bu yüzden evrensel bir mücadeledir.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

3 Comments

Filed under çeviri

3 responses to “Kimliğe Karşı Evrensellik: Beauvoir ile Fanon — Todd McGowan

  1. Pingback: Kimliğe Karşı Evrensellik: Beauvoir ile Fanon : Terrabayt

  2. Pingback: Harfiyet — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER

  3. Pingback: EVRENSELLİK VE KİMLİK – İNTİHAR MEKTUPLARIM