Cinsiyetsiz Ödül ve Ataerki — Işık Barış Fidaner

Berlin film festivali Berlinale, “En İyi Aktör” ve “En İyi Aktris” kategorilerinin yerine “En İyi Başrol Performansı” ve “En İyi Destekleyici Performans” kategorilerini geçirme kararı aldı. Kararı hem kutlayanlar hem de kınayanlar var. Tepkiler arasındaki çelişkiyi feminizmin iç çelişkisi bakımından değerlendirebiliriz.

Feminizmde bedenlenmeyi vurgulayan ikinci dalga ile yetkilenmeyi vurgulayan üçüncü dalga arasında bir çatışma vardır [1]. Bir tarafa göre, insanların cinsiyetli bedenlenme zemini üreme sistemleridir. “Kadın, yetişkin dişi insandır” sloganı ve “gender değil sex” siyaseti bunu vurgular. Öteki tarafa göre ise insanların cinsiyet kimlikleri ile yetkilenmesinin zemini cinsiyetlenme iradeleridir. “Trans kadınlar kadındır” sloganı ve Self-ID siyaseti bunu vurgular.

Berlinale kararına dönersek, sisteme bağlı bedenlenmeye vurgu yapan taraf için kadınlara ayrılmış “Aktris” kategorisinin ödüllendirme sisteminde muhafaza edilmesi önemli ve gereklidir; iradeye bağlı yetkilenmeye vurgu yapan taraf içinse “performans” kategorisinin cinsiyetlerden koparılması olumlu bir gelişmedir.

Meseleyi daha incelikli bir şekilde formülleştirirsek, Berlinale kararı, iki düşünce eğilimi arasındaki farkı vurgular:

1) Yetkilenmenin bedenlenmeden ayrık ve bağımsız kılınması [2]: Bu eğilime göre, “Aktör” ve “Aktris” kategorileri, oyuncuların filmlerde gösterdikleri performansları “Kadın” ve “Erkek” dediğimiz cinsiyetli rollerle birbirine karıştırarak sulandırır. Bu yüzden “Aktör” ve “Aktris” kategorileri fetişçi kategorilerdir ve terk edilmelidirler. Nötr gibi görünen “başarılı performans” kavramındaki örtük kapitalist başarı vurgusuna dikkat edilirse, bu eğilimin aslında Marx ve Engels’in “katı olan herşey buharlaşıyor” dediği kapitalist sürecin cinsiyet alanında devam ettirilmesi olduğu anlaşılır. Demek ki tüm fetişlerden kurtulma olduğu zannedilen süreç aslında bütün diğer fetişlerin yerine meta fetişinin geçirilmesi sürecidir. Bu eğilimin kapitalist yönü, performansı tanımlarken başvurulan başrol-destekleyici rol hiyerarşisinde de hissedilebilir. Öte yandan bu eğilim, Descartes’ın dünyadan şüphe eden tekil felsefi başlangıç noktası olan cogito’dan ve dolayısıyla Aydınlanma sürecinden ayırt edilemez; “modernleşme” başlığı altında kapitalizm ile Aydınlanma evlendirilir. Öğrenmeyi ve bilinçlenmeyi eksen alan Aydınlanma, kapitalist bilinçdışını gözden kaçırır.

2) Yetkilenmenin bedenlenmeye olan bağımlılığının kabullenilmesi [3]: Bu diğer düşünce eğilimine göreyse cinsiyetlenme olayı bedenlenme düzeyinde gerçekleşir, yetkilenme düzeyinde değil. Cinsiyet, nötr bir bedenin üzerine giyilen bir kimlik değildir; aksine cinsiyet, insanın üzerine giydiği kimliğin onun bedenlenmesinde örtbas ve telafi ettiği yandır. Buna göre “başarılı performans” kavramının cinsiyetli bedenlerden koparılarak soyutlanması, bir yanılsamadır. “Aktör” ve “Aktris” kategorileri, cinsiyetli beden gerçeğini kabullendikleri için daha isabetli kategorilerdir. Öte yandan “cinsiyetli beden” derken üreme organları kastedilmez. “Kadın” ve “Erkek” arasındaki cinsel fark, öncelikle insanların bilinçdışında ve düşlemlerinde tatbik edilir ve uygulanır. Yetkilenmeyi bedenlenmeden ayırmak isteyen Aydınlanma idealinin gözünden kaçan şey, üreme organlarının gerçekliği değil, cinsiyetli bedenlere bilinçdışı düşlemlerde tahsis edilmiş yerlerdir. Günümüzde bu düşlemleri şekillendiren kapitalizm, cinsiyetleri metalaştırarak Aydınlanma idealini boşa düşürmüştür.

Elbette bu iki düşünce eğiliminin ataerki kavrayışları da birbirinden çok farklıdır. Birinci eğilime göre, Marx ve Engels’in de manifestoda yazdığı (ve Žižek’in de vurguladığı) gibi, kapitalist metalaşma süreci, geleneksel ataerkil kalıntıları dağıtıp parçalamaktadır. İkinci eğilime göre ise, cinsiyetlerin metalaşma süreci, yeni bir kapitalist ataerkiyi ortaya çıkarmaktadır. Modern arzu ve düşlemlerin üretilmesinde rol oynayan en önemli sanatın sinema olduğu ve Berlinale gibi festivallerde verilen ödüller yoluyla sinemacılık ürünlerine üstün mübadele değerleri atfedildiği dikkate alınırsa, Berlinale’nin cinsiyetsiz ödül verme kararının kapitalizm için sistemik bir önem taşıdığı fark edilir. Dolayısıyla ödül ile sağlanan yetkilenmeyi cinsiyetli bedenlerden kopardığı izlenimi verebilen bu kararın ataerkiyi gerçekten boşa mı düşürdüğü, yoksa onu belirli biçimlerde yeniden mi ürettiği sorusu tartışmaya açıktır.

Yazının son halini almasında yardımı için Zeynep Nur Ayanoğlu’na teşekkürler.

Işık Barış Fidaner doktoralı bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler blogunun Admini, Žižekçi Analiz’in Admin/Editör/Küratörü, ve Facebook’taki “Žižek and the Slovenian School” grubunun adminlerinden birisidir. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Cinsiyet Üzerine Çatışma”

[2] Bu eğilimin vurgulandığı yazı: “Yetkilenmenin Bedenlenmeden Ayrılması”

[3] Bu eğilimin vurgulandığı yazı: “Kimera”

Gazete Duvar

2 Yorum

Filed under şey

2 responses to “Cinsiyetsiz Ödül ve Ataerki — Işık Barış Fidaner

  1. Geri bildirim: Tek-yüzlü Bozuk Para — derleme | YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: Fallus’un Katedilmesi — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER