Muhataplık ve Dört Söylem — Işık Barış Fidaner

Birinin bize söylediği bir şeyi iyi duyamadığımızda “Ne?” diyerek tekrarlanmasını istersek kabalık etmiş oluruz, nezaket icabı “Efendim?” diyerek tekrarlanmasını istememiz gerekir. Türkçeye özgü bu detay, muhataplığın yetkilenme ile ilişkisini gösteriyor. “Muhatap” kavramının Türkçede özel bir yeri olması da bununla ilgilidir.

Elbette bizimle konuşmak isteyen kişinin Efendimiz olduğu, bizim ona kul köle olduğumuz filan yoktur. Sadece nezaket icabı o an o kişi için geçici bir Efendilik görüntüsü yaratmamız gerekir. Birini muhatap almak ona mutlak güç atfetmek değildir ama mutlak gücün en azından geçici bir görüntüsüne gerek duyulur, çünkü nihayetinde muhatabın sözüne zaman ayrılacaktır ve zaman kaybı asla geri döndürülemeyen mutlak bir kayıptır.

Muhatabın birkaç saniyeliğine “Efendi” kabul edilmesi, ona tahsis edilerek feda edilmekte olan zamanın mutlak değerinin sorumluluğunu üstlenmesi için, orantılı bir tedbirdir. Yetkilendirmenin paradigmatik biçimi budur, yani muhatap almaktır. “Ne?” sorusunun kaba gelmesinin nedeni, iyi duyulmayan sözün yanında söyleyenin muhataplığını da sorgulamaya açmasıdır. “Ne demek!” Türkçede bir tepki sözüdür. İyi duyulmamanın bir adım ötesi anlamsız sayılmak ve olmak, onun bir adım ötesi saçma sayılmak ve olmak, onun bir adım ötesi ise haksız sayılmak ve olmaktır.

Gerçekliğin simgesel düzen ile kurulduğunu söyleriz, çünkü muhatap alınmamanın vahim neticeleri olabilir. Fiziksel şiddet ve yok etme, çoğu zaman muhatap almamaya eşlik eder ve hatta onun neticesi olarak yorumlanmalıdır. Sömürü ilişkileri de insanların muhataplıktan koşullu olarak dışlanması üzerinden tespit edilebilir. Bazı kelime ve ifadelerin imaları itibariyle küfürleşmesi ve politik doğruculuğa konu olması, yine muhataplık konusuyla ilgilidir. En temel biçimi itibariyle siyaset, kendi fikirlerine başkalarını ikna etme çabası olmadan önce, başkalarınca muhatap alınma ve bu yolla yetkilenme çabasıdır.

Varolmanın temel biçimi, simgesel düzende varolmak, yani muhatap alınmaktır. “Düşünüyorum öyleyse varım” diyen Descartes bile düşüncesine dil yoluyla ifade vererek onu başkalarına iletebilme imkanını varsaymak durumundadır. Muhataplığımız, bilincimizin akışına yönelim verir. Çoğu zaman yüzeysel bilincimizin daha derinlerdeki alt akıntısı (bilinçdışı) olarak Öteki’ne ne söyleyeceğimizi düşünürüz. Lacan’la birlikte psikanalizin baş köşesine yerleşen “Öteki” mefhumunun temeli muhataplıktır. Psikanalizin kategorileri muhataplık ekseninden tanımlanabilir. Mesela psikozun nevrozdan farkı muhataplığın yitirilmesi ve paranoya gibi reaksiyonlarla geri kazanılmaya çalışılmasıdır.

Muhataplığı kuran “Efendim?” sözü, Lacan’ın dört söyleminden ilki olan “Efendi söylemi”ni davet eder. Efendi söylemi, imleyenin (S1) bölünmüş özneyi ($) hem gizlemesi hem de temsil etmesidir. Simgesel temsilin başarılı olması için öznenin gizlenmesi şarttır. “Ne?” sorusundan kaçınmamız, Efendi söyleminin özneyi gizlemesine yardım etmek içindir.

soylem1

Yok eğer özne pörtlerse imletici temsil bocalar ve “histeri söylemi”ne geçiş yaparız: Özne ($) imletici temsilden (S1) şikayet etmeye başlar. Böylece muhataplığın kurulmasından “muhatap arayışı”na geçiş yaparız, ama bu öyle bir arayıştır ki muhatap bulmaktan ziyade muhataplığı sürekli bocalatır ve yeni bilgiler (S2) üretmeye mecbur bırakır.

soylem3

Başka bir alternatif ise muhatabın (S1) gizlenmesidir. Muhatap gizlendiği zaman adeta herkese hitap ediyormuş gibi gözüken bir bilginin (S2) egemenliği ortaya çıkar. Lacan buna “üniversite söylemi” der, bu söylem tarihsel olarak Efendi söyleminin ardından gelir. Aydınlanma ve kapitalizmle birlikte, dünyanın yeni Efendisi, bilgi olmuştur. Bu bilgide evrensellik iddiası vardır ama gerçek muhataplık (iktidar ilişkileri) gizlendiği için bu evrensellik görüntüsü sahtedir.

soylem2

Dördüncü ve son alternatif ise, muhatabın (S1) üretilmesine, yani yetkilendirilmesine yol açan “analitik söylem”dir. Analitik söylemin temel özelliği, bilginin (S2) üstü örtülü bir şekilde etki göstermesidir. Analitik söylem, nesneyi (a) konuşturur. Bilginin üzeri örtüldüğü zaman kelimeler teker teker nesneleşirler; aslında yine bilgiye dayansalar da onun birleşik yapısından ayrık bir varoluş (bedenlenme) kazanırlar. Böylece öznenin bu kelimelere dayanarak muhataplaşmasını (yetkilenmesini) sağlarlar.

soylem4

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

12 Comments

Filed under şey