Soul Ruh Değil Candır — Işık Barış Fidaner

İngilizcede “(insan olmayan) hayvanların canı var mı yok mu?” sorusu ciddi ciddi sorulur ve uzun uzun tartışılır. Bu dinsel bir tartışma konusudur, çünkü can’ın İngilizcesi olan “soul”, bizdeki “ruh” gibi dini bir anlamla yüklenmiştir; Hıristiyanlara göre insan canı ölüme direnebilen bir şeydir, insanlara özgü “ölümsüz can”dan (immortal soul) söz edilir, İncil’de böyle bir kavram bulunmadığı halde. İncil’e göre insanların canı ile diğer hayvanların canı birbiriyle aynıdır (“nephesh”) ama insanlar Tanrı’nın suretinde yaratılmışlardır ve “denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen”dirler, yani Tanrı onları yetkilendirmiştir (Tekvin 1:26). İncil’de “can”dan ayrı olarak “ruh”tan (“ruah”) da söz edilir ama bugünkü anlamından farklıdır.

Soul’un “can” olduğunu bilen Hıristiyanlar “hayvanların canı var mı?” sorusunu şöyle yanıtlarlar: “Evet, hayvanların hatta bitkilerin bile canı vardır, çünkü onlar da insan gibi canlı varlıklardır, ama onların canı insan canından farklıdır. Bitki ve hayvanlar ölünce canları muhtemelen yok olur, insan canı ise ölümden sonra cennete gidebilir.” Can kavramı böyle dini bir anlamla yüklenince bu sefer İngilizce konuşan ateistler işi “Can diye bir şey yoktur!” demeye kadar vardırmışlardır.

Bu tartışma Türkçe konuşanlara abes gelir, çünkü kullandığımız dil gereği bize göre biyolojik varlıkların hepsi canlıdır. “Ölümsüz can” kavramı da abestir, çünkü canlı olmak ölümlü olmakla eşanlamlıdır. Bu abesliği gizlemek için Türkçe çevirilerde “soul” kelimesi “ruh” kelimesiyle karşılanır (böylece “nephesh”in “ruah”tan farkı ve “soul”un “spirit”ten farkı yutulur).

Aslında can (soul) kelimesine dini bir anlam yüklenmesi ve bu yüzden “soul”un Türkçeye “ruh” diye çevrilmesi, insanın hayvan olmadığını, daha farklı ve daha üstün bir varlık olduğunu doğrulama çabasıdır. İncil’de diğer hayvanlar üzerinde “egemenlik” yetkisiyle donatılmış olmak insana yetmemiştir. İnsan kendi özüne ait bir fark ve üstünlük olmasını ister. İnsanın Tanrı’dan beklentisi, onun hayvan olmadığını doğrulamasıdır. Oysa İncil’in bir yerinde insanın hayvandan farksız olduğu, hatta doğrudan hayvan olduğu söylenir; aynı yerde “ruh” kavramının insanı hayvandan ayırt etmediği özellikle vurgulanmıştır:

İnsanlara gelince, “Tanrı hayvan olduklarını görsünler diye insanları sınıyor” diye düşündüm. Çünkü insanların başına gelen hayvanların da başına geliyor. Aynı sonu paylaşıyorlar. Biri nasıl ölüyorsa, öbürü de öyle ölüyor. Hepsi aynı soluğu taşıyor. İnsanın hayvandan üstünlüğü yoktur. Çünkü her şey boş. İkisi de aynı yere gidiyor; topraktan gelmiş, toprağa dönüyor. Kim biliyor insan ruhunun yukarıya çıktığını, hayvan ruhunun aşağıya, yeraltına indiğini? Sonuçta insanın yaptığı işten zevk almasından daha iyi bir şey olmadığını gördüm. Çünkü onun payına düşen budur. Kendisinden sonra olacakları görmesi için kim onu geri getirebilir? (Vaiz 3:18-22)

Tanrı’dan ibret alarak hayvan olduğunu anlayan insanın “yaptığı işten zevk almayı” öğrenmesi çok ilginçtir. “Her şey boş” sözüyle ifade edilen şey entropi ve feda boyutudur [1]. “Yaptığı işten zevk almak” ise enerjiye yönelim vermek (iş yaptırmak) için entropik fedanın bastırılmasıdır. Enerji ve entropi anlamında yaşam ve ölüm tüm canlılarda bulunur. İnsanı hayvandan ayırt eden fark, simgesel bir işlemdir: İnsanın entropik fedaya “egemen” olmasıdır, yani onu bastırarak yetkilenmesidir (mesela Kilise iktidarı İsa’nın entropik fedasını bastırmaya dayanır). İnsanın elde edebileceği tek başarı budur [2]. İnsan, yetkilenen hayvandır [3]. Modern insanı ayırt eden özellik ise yetkilenme işini Tanrı’ya bırakmamasıdır [4].

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Hep Sonradan: Entropi ve Feda”

[2] Bkz “All Success is a Success of the Repression of Sacrifice”

[3] Bkz “Koronavirüs Krizi”

[4] Bkz “Tanrı ve Doğa’nın Modern Yası”

3 Comments

Filed under şey