Merak ve Bilmezlik Tutkusu — Işık Barış Fidaner

Merak, bilme arzusu demektir. Peki merak ne içindir? Merak hep bir yarar mı gözetir, yani edineceği bilgiden faydalanmayı mı öngörür, yoksa saf bir merak, “merak için merak” (mesela “bilimsel merak”) diye bir şey var mıdır? Freud’a göre merak saf halde ortaya çıkmaz, “hayati bir lüzum” merakı tahrik etmiştir:

[Doğan kardeşinin ebeveynlerin bakım ve ilgisini ondan uzaklaştıracağına dair] his ve endişelerin tahriki ile, çocuk artık hayatın ilk büyük sorunu ile meşgul olur ve kendine şu soruyu sorar: “Bebekler nereden gelir?” – kuşkusuz bu sorunun ilk hali şöyledir: “Bu tikel, işgalci bebek nereden geldi?” Mit ve efsanelerin sayısız bilmecelerinde bu ilk bilmecenin yankılarını duyar gibi oluruz. Sorunun kendisi, her araştırma gibi, hayati bir lüzumun ürünüdür, adeta düşünüşe bu gibi korkulan olayların yinelenmesini önleme görevi verilmiş gibidir. Gelin biz yine de çocuğun düşünüşünün kısa süre sonra bu tahrikten bağımsızlaştığını ve o andan itibaren kendi kendisini sürdüren bir araştırma dürtüsü olarak işlemeye devam ettiğini varsayalım. (Sigmund Freud, 1908, Çocukların Cinsel Kuramları Üzerine)

Son cümlede Freud, okurdan aldığı müsaade ile, bilme dürtüsünün kaynağındaki hayati lüzumdan koparak saflaştığını varsayar. Önceki cümlelerin düşünce akışına dışarıdan dahil olup müdahale eden bu ek varsayım, aslında Freud’un şahsına ait bir başka “hayati lüzum” ile tahrik olmuştur: Freud’un “bilimsel merak” kavramına duyduğu bağlılıktan kaynaklanmıştır. Son cümledeki ek varsayım, Freud’un “bilim” kavramı aracılığıyla kendi kurduğu psikanaliz disiplinini yetkilendirmesinin gereğidir. Freud burada, kardeşine hasetlenen çocuğun güdülenmiş merakının belli bir “hayati lüzuma” bağlı olduğu için salt izafi bir merak olduğunu belirtmek ister, ama bu izafiyeti belirmek için sonraki cümlede saf ve mutlak “bilimsel merak” (“araştırma dürtüsü”) diye bir şeyin mümkün olduğunu varsaymaya gerek duyar. Oysa “bilimsel merak” da en az hasetli çocuğun merakı kadar izafidir, çünkü o da bilimsel yetkilenmenin “hayati lüzumlarına” bağlanmıştır. Yıllar sonra Lacan, gerçek muhataplarını gizleyen bu bilgi iktidarına “Üniversite söylemi” diyecekti [1].

Lacan ise Freud’un aksine meraktan kuşku duyar. Lacan’ın saydığı üç temel tutku, sevgi tutkusu, nefret tutkusu ve bilmezlik tutkusudur [2]. Bilmezlik tutkusu, Freud’un “bastırma” kavramını ifade eder: Özne, cinsellik ve saldırganlıkla ilgili bir şeyleri bastırır, yani bilmek istemez, gözardı eder, unutur, iter, uzaklaştırır. Ama bu bastırılan içerikler değişik şekiller altında geri dönerler, bunlar da öznede tezahür eden semptomlardır. Lacan’a göre “bilme arzusu”, “bilme dürtüsü” diye bir şey yoktur, sadece bilmeme dürtüsü vardır, bilmekten duyulan derin bir korku vardır [3]. Buna göre öznede belirdiği görülen “merak” aslında altta yatan meraksızlığın yan etkisi, semptomu olarak anlaşılmalıdır.

Demek ki psikanalisti güdüleyen “saf bilimsel merak” diye bir şey olamaz. Yani gündelik izafi merakların karşısına Mutlak Merak diye bir şey koyamıyoruz; bütün meraklar izafidir ve şahıslara ait belirli “hayati lüzumlarca” tahrik edilmiştir. Bu tahrikin hasetlenen çocuk örneğindeki gibi patolojik olması gerekmez, ama merakı tahrik eden lüzum her zaman yetkilenmeye yöneliktir [4]. Çoğu örnekte meraklanan kişi edineceği bilgi sayesinde muhatap alınacağını hayal eder. Öte yandan merakın bilinçli olarak belli bir yararı gözettiği söylenemez, çünkü merakı tahrik eden lüzum bilinçdışıdır. Psikanalist de herkes gibi bir şeyleri bilinçdışına bastırmıştır ve semptom halinde bunlar geri dönmüştür. Önemli olan analistin kendi bilmezliğinin semptomunu tanıyabilmesidir:

Sahiden, eğer analist [eğitim yolunu] izleyecekse, kendi bilgisinde kendi bilmezliğinin semptomunu tanımalıdır, burada semptom analitik anlamdadır, yani bastırılanın taviz [oluşumu] şeklinde geri dönüşüdür; bastırma başka yerde olduğu gibi burada da hakikatin sansürlenmesini oluşturur. Bilmezlik aslında burada bilginin noksanlığı olarak anlaşılmamalıdır, aynı sevgi veya nefret gibi bir varlık tutkusu olarak anlaşılmalıdır – zira o da onlar gibi varlığa biçim vermenin bir yolu olabilir.

Bu tutkunun analitik eğitimin tamamına anlam vermesi gerektiği nettir, analitik durumu bu tutkunun yapılandırdığının görülmesine müsaade edilmesi bu gerekliliğin aşikar olmasına yeter…

Bilmezliğin açığa çıkmasının olumlu meyvesi bilgidışıdır; bilgidışı, bilginin yadsınması değil, onun en gelişmiş biçimidir. Adayın eğitimi onu eğiten usta veya ustalar bu bilgidışı üzerinde kimi eylemlerde bulunmadan tamamlanamaz – bu başarılamazsa aday ancak robotsu bir analist olabilir. (Lacan, Écrits, sf. 297)

“Bilgidışı üzerine kimi eylemler” ile kastedilen işlem, hakikatin (sahihat) bilginin ufkuna yerleştirilmesidir. Bastırma ile hakikatin sansürlenmesi, hakikati yok etmez, etkisiz hale getirmez, aksine onu bilginin ufkuna yerleştirir. Bilginin ufkunda beliren “firar hatları” (Deleuze & Guattari) bilmezlik tutkusunun işlettiği sansürün bir yan etkisidir [5]. Bilgidışı, bu etkinin farkında olunması anlamına gelir [6].

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Muhataplık ve Dört Söylem”

[2] Bkz “Ignorance’a Cehalet Değil Bilmezlik Denmelidir”

[3] Jacques-Alain Miller: “Lacan şöyle dedi: ‘Bilme arzusu yoktur, bilme dürtüsü yoktur.’ Ve ekledi: ‘Hastalarda ve kendimde keşfettiğim tek şey, bilmeme dürtüsüdür.'” / Jacques Lacan, 21’inci Seminer: “Umarım hatırlıyorsunuzdur, sadece bilme arzusu [désir de savoir] diye bir şey olmadığını vurgulamakla kalmadım, ayrıca şöyle bir şeyden bahsettim … aslında bilmekten duyulan derin bir korkuyu [l’horreur de savoir] ifade ettim. İşte böyle!”

[4] Lüzum ile yetkilenmenin karşı tarafında keyfiyetin bedenlenmesi bulunur, bu konuda bkz “İğdiş ve Jouissance Diyalektiği”

[5] Bkz “Firar hatları” Gilles Deleuze, Félix Guattari

[6] Ben bu farkındalığa Görce adını verdim. Bkz “Virtue, Erdem, Görce”. Žižek’e göre bu farkındalık Hegelci Mutlak Bilme’dir. Bkz “Özgürlük bilmezliğin öbür yüzüdür” Slavoj Žižek. Ayrıca bkz Görce Yazıları.

3 Comments

Filed under şey