Fallus’un Katedilmesi — Işık Barış Fidaner

Mevcut toplumsal cinsiyet rejiminde geleneksel olarak erkek ile kadına tayin edilen rolleri iki kavram ile özetleyebiliriz: yetkilenme ile bedenlenme [1]. Psikanaliz, Ödipal gelişim sürecinde annenin çocuğun bedenlenmesine yardım ettiğini, babanın ise çocuğun yetkilenmesine yardım ettiğini anlatır [2]. Kadın ile erkeğe tayin edilen rolleri bu iki basit terimle birbirinden ayırt etmemiz, mevcut toplumsal cinsiyet rejimini gerekçelendirmek veya doğallaştırmak anlamına gelmez; aksine bu rejimin inkar edilen olumsal temelini açığa çıkarmak ve analiz edilmesini sağlamak anlamına gelir, zira dili oluşturan kelimeler de aynı ayırt ettikleri cinsiyet rolleri gibi olumsaldır. Kullandığımız kelimeler, aynı psikanalizin rüya yorumlarında olduğu gibi, analiz edilen toplumsal cinsiyet rejimini yorumlanacak bir semptom şekline sokmamızı sağlar.

Bu iki terim yoluyla “kadınsı” ile “erkeksi” kelimelerinin imletimlerini tespit edebiliriz: Mevcut rejimdeki rol paylaşımı dolayısıyla, “kadınsı” bedenlenmeyle ilgili bir şeyleri imletir, “erkeksi” ise yetkilenmeyle ilgili bir şeyleri imletir [3]. Bu sıfatların olumlu veya olumsuz anlamda kullanılmaları, aralarındaki bu imletim farkını etkilemez.

Yetkilenme ile bedenlenme arasında kurulan diyalektik ilişkinin [4] gelişiminde iki temel hareket tespit edilebilir [5]:

H1) Yetkilenmenin bedenlenmeden ayrık ve bağımsız kılınması

H2) Yetkilenmenin bedenlenmeye olan bağımlılığının kabullenilmesi

H1 ile H2, birbirinin ardısıra (farklı sıralarla) veya birbirine koşut olarak gerçekleşebilir. Psikanalizde anlatılan standart Ödipal gelişim öyküsü, çocuğun anneye bağımlılığı ile başlar (H2) ve babanın çocuğu anneden ayırarak bağımsızlaştırması ile devam eder (H1). Psikanaliz, annenin etkisinin “yabancılaştırıcı” (dolayısıyla sıkıntılı) olduğunu, babanın etkisinin ise “ayırıcı” (dolayısıyla gerekli) olduğunu anlatır. Oysa burada bir kafa karışıklığı vardır: Ayrılma, bağımsızlaşmaya indirgenmiştir (S1‘in S2‘den ayrılmasına indirgenmiştir). Oysa “bağımsızlaşma”, yabancılaşmanın bir başka çeşididir ve aldatıcıdır. Bağımlılık bedenlenme düzeyinde yabancılaşmadır, “bağımsızlık” ise yetkilenme düzeyinde yabancılaşmadır. Yetkilenmenin “bağımsız” yabancılaşmasından ayrılabilmek için bedensel bağımlılığa geri dönülmesi gerekir. Buna göre hem H1’in hem de H2’nin aynı anda hem yabancılaşma hem de ayrılma oldukları görülmelidir; bu toplam dört yargıyı mantıksal olarak şöyle sıralayabiliriz [6]:

Y1) H2 yabancılaşmadır, çünkü bedenlenmeye bağımlı kalmıştır.

Y2) H1 ayrılmadır, çünkü yetkilenme bedenlenmeden bağımsızlaşarak bir tür ayrılma sağlar (S1).

Y3) H1 yabancılaşmadır, çünkü yetkilenmeye bağımlı kalmıştır (S2).

Y4) H2 ayrılmadır, çünkü bedenlenmeye olan bağımlılığını kabullenirken yetkilenmeyi ondan ayırt etmektedir.

Bu yargılarda sayılan süreçleri Lacancı imgesel-simgesel-gerçek terimlerini kullanarak şöyle ayırt edebiliriz: Y1, imgesel yabancılaşmayı belirtir. Y2, simgesel ayrılmayı belirtir. Y3, simgesel yabancılaşmayı belirtir. Y4, gerçek ayrılmayı belirtir [7]. Böylece H1 ile H2’yi aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

H1) Simgesel yabancılaşma ile simgesel ayrılma

H2) İmgesel yabancılaşma ile gerçek ayrılma

Mevcut toplumsal cinsiyet rejiminin H1’i babaya ve erkeğe tayin ettiğini, H2’yi ise anneye ve kadına tayin ettiğini hatırlayalım. Lacan’ın imgesel-simgesel-gerçek arası gerilimler üzerinden tanımladığı üç tutkuyu [8] dikkate alarak mevcut toplumsal cinsiyet rejimi hakkında şu üç yargıda bulunabiliriz:

1) Kadın ile erkek arasındaki “ilişki” (daha doğrusu ilişkisizlik) sevgi tutkusu (simgesel-imgesel) ile bilmezlik tutkusunun (simgesel-gerçek) birbirine koşut işleyişine dayanır. Sevgi ile bilmezlik aynı “ilişki” madalyonunun iki yüzüdür: Bilmezlik, gizem uyandırarak (objet petit a şeklinde) büyüler ve sevgiyi ortaya çıkarır. Sevgi ise özne ($) için yeni konular açarak bilmezliğin alanını genişletir. Bu iki tutku, düşlemi ($ ◊ a) ayakta tutar. “Cinsel ilişki yoktur” beyanı bu gerçeği imletir.

2) Simgesel düzenin varlığı, erkeğin “özü” sayılan “kendi kendisiyle tutarlılığına” dayanır. Fakat bu eril “öz-tutarlılık” salt bir görüntüden ibarettir, tam anlamıyla “sözde tutarlılık” ve “sözde öz”dür; aslı itibariyle erkeğin kadın karşısında kapıldığı sevgi tutkusu ile bilmezlik tutkusu arasındaki düşlemsel ayırıya (gap) yerleşmiş asalak bir simgesel yapıdır. Bu simgesel düzenin iki temel bileşeni, Esas-İmleyen’in (S1) olumsal müdahalesi ile ona tutunduğu ölçüde gerekliymiş gibi görünen bilgi’dir (S2). Eril kimlik taslama (masculine imposture), simgesel yapının gerçekte tutarsız ve “sözde öz” (fol) oluşunu belirtir. “Büyük Öteki yoktur” beyanı bu gerçeği imletir. Türkçede buna “Muhatap yoktur” da diyebiliriz [9].

3) Kadın ise erkek ile ilişkisizliğinden hem ayrı hem de ona bağlı olarak kendi içinde kendi kendisine yönelen bir nefret tutkusu (imgesel-gerçek) ile yüklenmiştir. Toplumsal cinsiyet rejiminin kadına yüklediği bu nefretli iç gerilim, kadın-erkek arasındaki sözde “ilişki” yoluyla, eril simgesel düzenin motoru işlevi görür. Kadın bu yüzden simgesel düzenin hakikatidir (sahihatidir), onu teşkil eden ilksel bastırmadır, Öteki’nin eksikliğinin imleyeni S(Ⱥ)’dır. Kadına yüklenen iç gerilim, psikanalizin çıkış noktasını ve semptomunu oluşturan “histeri” kavramında en net ifadesini bulur. Dişil kılık değiştirme (feminine masquerade), bu gerilimin örtülerek gizemlileştirilmesidir. “Kadın yoktur” beyanı bu gerçeği imletir.

Bu şema feminizm için büyük önem taşımaktadır [10]. Ataerkinin simgesi olan Fallus, Y2 ve Y3’te ifadesini bulur: Y2, Fallus’un olumlanmasıdır, Y3 ise Fallus’un olumsuzlanmasıdır. Feminizm’in Fallus’tan uzaklaşmak için iki seçeneği vardır: Y1 mi yoksa Y4 mü? Fallus tamamen dışlanarak Fallus’un berisinde mi kalınacaktır (ki bu seçeneğin en uç noktasına psikanaliz “psikoz” adını verir) yoksa Fallus katedilerek Fallus’un ötesine mi geçilecektir?

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Yetkilenme-bedenlenme ve ilişkili kavramlar konusunda bkz “Yetki, Beden, İrade, Sistem, Arzu, Arıza ve Koronavirüs”

[2] Bkz “Soyut Fallus Fetişinin Ötesi”

[3] Erkeksi-Kadınsı ile karıştırılmaması gereken Eril-Dişil terimleri daha farklıdır. Bu konuda bkz “Eril kimlik taslama (imposture) ile dişil kılık değiştirme (masquerade)” Jennifer Friedlander

[4] Yetkilenme-bedenlenme diyalektiği konusunda bkz “İğdiş ve Jouissance Diyalektiği”

[5] Bu iki hareketin ilk tanım ve tarifi için bkz “Cinsiyetsiz Ödül ve Ataerki”

[6] Buradaki dört adım Ödipal gelişim modelimde anlatılmaktadır, bkz [2].

[7] İmgesel-simgesel-gerçek’in neden bu sırayı izlediği konusunda bkz [2].

[8] Sevgi tutkusu, Simgesel ile İmgesel’in kesişimindedir; nefret tutkusu, İmgesel ile Gerçek’in kesişimindedir; bilmezlik tutkusu ise Gerçek ile Simgesel’in kesişimindedir (Lacan’ın 1’inci semineri, sf. 271). Bilmezlik tutkusu konusunda bkz “Ignorance’a Cehalet Değil Bilmezlik Denmelidir”

[9] Muhatap-Öteki konusunda bkz “Muhataplık ve Dört Söylem”

[10] Yetkilenme ile bedenlenmenin feminizm içi çatışmada oynadığı rolü şu yazıda anlatmıştım: “Cinsiyet Üzerine Çatışma”

Bağımsızlaşma-otonomlaşmanın aldatıcı olduğuna beni ikna eden Öznur Karakaş’a teşekkür ederim.

14 Comments

Filed under şey