İrade, Semptomun Gerçekliğine Tahammül Etme Gücüdür — Işık Barış Fidaner

Lacan’ın 20’nci seminerinin “Bilgi ve sahilik” başlıklı bölümü aşağıdaki şema ile açılır:

sema

Slavoj Žižek, Düşlemler Salgını kitabında bu şemayı aşağıdaki gibi açıklar:

Üçgenin üç köşesi Lacan’a göre insan evrenini yapılandıran üç temel boyutu temsil eder: Gerçek (simgeleşmeye direnen ‘sert’, travmatik gerçeklik), Simgesel (dil alanı, simgesel yapı ve iletişim alanı) ve İmgesel (dikkatimizi çeken ve özdeşim kurduğumuz imgelerin alanı). Üçgenin ortasındaki ‘J’ jouissance‘ı belirtir, yani bizi yutmakla tehdit eden travmatik/aşırı keyfiyeti belirtir, özne bu keyfiyete uygun bir mesafe koymak için umutsuzca çabalar (Poe’nun ‘Girdaba İniş’indeki kahramanın girdaba düşmekten zar zor kurtulması gibi). Üçgenin kenarlarındaki üç nesne ortadaki bu korkunç Şey’i ‘evcilleştirerek’, ‘normalleştirerek’ artık tehdit etmeyen bir şekilde algılamanın üç yolunu belirtir: S(Ⱥ) üstü çizili Öteki’nin (Autre) imleyenidir, simgesel düzenin mündemiç tutarsızlığına işaret eder, simgeleşmeye direnerek simgesel düzende ayırılara ve kopuşlara sebep olan bir şey (jouissance) bulunduğuna işaret eder; a, Lacancı objet petit a, arzunun metonimik hareketini başlatan kısmi nesnedir (sapkınlıkta burun, ayak, saç); Φ ise imkansız Şey’i temsil eden afallatıcı imgedir (mesela noir evrenindeki femme fatale).

Bu şemayı yetkilenme ile bedenlenme açısından inceleyelim.

Simgesel yetkilenmenin [1] köprülediği iki nesne, S(Ⱥ) ile objet a, sırasıyla sevgi tutkusu ile bilmezlik tutkusunu körükler. Sevgi tutkusu, simgesel düzenin eksikliğinin imleyeni olan S(Ⱥ)’nın sahiliğine dayanır; zira her sözlü hitaba eşlik eden sevgi talebi, bu ‘eksik imleyene’ (ilksel bastırma) yönelmiş ve ondan kaynaklanmıştır. Bilmezlik tutkusu, gizem uyandırarak arzuyu harekete geçiren objet a‘nın suretine dayanır; zira bastırma ve sansür, arzunun metonimik hareketi karşısında bir savunma oluşturur.

Simgesel yetkilenme, sevgi tutkusu ile bilmezlik tutkusunu bir araya getirerek düşlem formülünü ($ ◊ a) oluşturur: Simgelemenin hep eksik kalması (sahilik) karşısında özne ($) sürekli sevgi talep ederek imleyenlerin simgeleyişini ilerletirken, bilmezlik tutkusu simgelemenin yan ürünü olan objet a (suret) sebebiyle Gerçek’e yönelen arzuları bastırmaya ve sansürlemeye çabalar. İmgesel’den gelen sahiliğin tetiklediği simgeleme işlemi, a nesnesinin Gerçek’e yönelen hareketini bastırarak durdurmayı becerebildiği ölçüde, simgesel yetkilenme başarılı olur.

Şemanın geri kalan kısmında: İmkansızlığı ile afallatan Φ’nin gerçekliği, nefret tutkusunu körükler; zira simgelenemeyen travmatik imgeler ancak nefret ve tiksinti uyandırabilir.

Simgesel yetkilenme, insanın bilincinde sahne almayı başardığı zaman, nefret uyandıran Φ’yi adeta “devre dışı” bırakır, yani etkisini gizler, onu bilinçdışına veya kulise gönderir; onun yerine, Gerçek’e giden firar hattında gözden kaybolan a‘nın sureti ile İmgesel ufukta bir anda beliriveren S(Ⱥ)’nın sahiliği arasında sihirli bir “ilinti” kurar ve kendisini bu ilintinin güvencesi gibi sunar. Yetki ile bedeni (mesela krallığın sahiliği ile kralın şahsi suretini) birbirine karıştıran bu sihirli ilinti, yetki-beden kompleksi olan fetişi bedenlendirir. Simgesel yetkilenme her zaman fetişlere dayanır. İstatistiğin ünlü “Correlation is not causation” sözü (“İlinti sebeplilik değildir”) fetişlerin aldatıcı sihirbazlığı ile ilgilidir.

Nefret tutkusu “devre dışı” kal(a)madığı zaman, üçlü devrenin tamamı ortaya çıkar ve fetişteki sihirli suret-sahilik ilintisi silinir. Üçlü devrenin tamamına semptom (veya sinthome) denir [2]. Buna göre şu formülleri yazabiliriz:

Fetiş = Sahilik + Suret

Semptom = Sahilik + Suret + Gerçeklik

Fetiş = Semptom – Gerçeklik

Nefret tutkusunu “devre dışı” bırakmadan da yetkilenme başarılabilir: Bu, semptoma dayanan gerçek yetkilenmedir. Gerçek yetkilenme, sureti sahiliğe bağlarken “irade”yi zemin alır. “İrade” kavramı, semptomun gerçekliğinden gelen nefret ve tiksintiye tahammül etme gücünü adlandırır. İradeli olmak, simgesel yetkelerin sahnelediği sihirli suret-sahilik ilintilerine sığın(a)mamaya yol açar.

Gerçi kimseden tam irade beklenemez; nefret ve tiksintiden kaçınmak bir anlamda “doğaldır”, zaten simgesel yetkelere alan açan temel faktör, insanlardaki bu “doğal” kaçınmadır. Nefretten kaçınmanın sonuçlarından biri de nefretin ırkçı, cinsiyetçi, vb. fetiş nesnelerine odaklanmasıdır. Ataerkil toplumsal cinsiyet rejimi, nefret tutkusuna tahammül ederek “iradeli olma” sorumluluğunu kadınların üzerine yükler ve kadın nefretine yol açar [3]. Kapitalist sistem aynısını alt sınıflara yapar.

Simgesel yetke kendisini fetişin güvencesi olarak sunar demiştik. Gerçek yetkilenme ile semptom arasında ise böyle bir güvence bağı bulunmaz. Semptomu oluşturan üç unsur katedildiği zaman, yetkilenme ile bedenlenme birbirinden ayrılır. “Sistem” kavramı, semptomların kendilerini tekrar etme zeminini adlandırır. Örneğin Joyce’un veya Žižek’in semptomlarına (yazılı eserlerinin üretimine) zemin aldıkları birer sistemleri olduğu söylenebilir. Semptomun tamamını katetmek irade istediği için, sistem iradenin öbür yüzüdür.

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Fetişlerin Simgesel Yetkilenmesi ile Semptomların Gerçek Yetkilenmesi”

[2] Semptom ile sinthome arasındaki farkı bu yazıda gözardı ediyoruz.

[3] Bkz “Fallus’un Katedilmesi”

6 Comments

Filed under şey