Terrabayt ve Kum Tanesi Olmak — Işık Barış Fidaner

(bağlam)

Terrabayt ismi aklıma hemen uzamsal-bileşimsel (spatial-combinatorial) ikilisini getiriyor [1]. Dünya uzamsal bir yerdir, bayt bileşimsel bir veridir ve bunlar birbirinden ayrılamaz; çünkü veri bir yere yazılmalı-işlenmelidir ve yer bir veride simgelenmelidir.

Terrabayt’ın ikinci çağrışımı, biricik olmanın iki şeklidir: Dünya gibi biricik olabilirsiniz, yani uzamsal anlamda gidilecek başka hiçbir yer yoktur; ya da kar tanesi gibi biricik olabilirsiniz, yani bileşimsel anlamda eşsiz bir varlıksınızdır, yeriniz doldurulamaz. Tabi bu ikisi eşit değildir, kar tanesi dünyanın gözünde değerlenir. Kar tanesi aynada gördüğüm bedenim olan “ideal ben” iken, dünya, bedenim ile özdeşim kurmama onay ve yetki veren “ben ideali”dir [2].

Sağcılar “kar tanesi” (snowflake) sözünü solculara karşı bir hakaret olarak kullanırlar. Solculuk “özgür bir öznenin özgün yaratıcılığı” gibi kavrandığı ölçüde, bu hakaretin kapsamına girer. Buna göre özgün, eşsiz, biricik olmak kendi başına değer taşımaz. Kar taneleri ile alay edenler aslında faydacılık yaparlar, onlara göre lüzumsuz veri, işe yaramaz bilgi, çöptür, israftır. Önemli olan “işe yarar” şeyler yapmaktır, hatta onlara kalırsa en iyisi iktidar olup başkalarını kendilerine tabi kılmalarıdır, yani kendi “işlerine yarar” kılmalarıdır.

Bu hakarette az da olsa bir haklılık payı olduğunu kabul etmeliyiz, çünkü demin dediğim gibi, “kar tanesi” ego’dur, yani izafi bir yanılsamadır. Kar tanesi ancak özel birinin gözünde (benim “hayatım! dünyam!” olan ben ideali’min gözünde) değer kazanabilir, herkesi bağlayan mutlak bir değeri yoktur. Özel bir kar tanesi payesi biçmek istediğimiz varlık, aslında sıradan, alelade bir kum tanesidir. Ben, o’dur. Bunu anladığımız zaman, ego’nun biricikliğini var eden büyük Öteki’nin yokluğunu kabullenmek zorunda kalırız. Böylece kar tanesinin hayali-imgesel varlığından, kum tanesinin gerçek varlığına geçiş yaparız. Bileşimselliğin esas mantığı kar tanelerinin şiirinden ziyade kum tanelerinin matematiğinden teşekkül edilir.

Büyük Öteki’nin desteğinden yoksun bir kum tanesi olabilmek, aynı zamanda cesaret ve sağlamlık anlamına gelir. İngilizcede “grit” kelimesi bu ikili anlamı verir. Bu sağlamlık, bağımsızlık-otonomi kazanmak gibi simgesel bir başarıdan ibaret değildir. Gerçek bir “ayrılma”dır [3]. Psikanalizde “ayrılma”nın modeli memeden kesmedir, her türlü kayıpla baş etme yolu geliştirilmesi bu konuya girer. Öte yandan Deleuze-Guattarici açıdan bakarsak, kum tanesinin sağlamlığı, katmanlaşmanın (stratification) temelidir. Kum tanesi olarak pes etmeden varlığını sürdürenler “canavar” (monster, demon) övgüsünü hak ederler çünkü çabalarını (effort) “demon-strate” etmişlerdir [4].

Terrabayt’ın üçüncü çağrışımı şu espridir: Arz, arz edilir. Yani: Dünya, sunulur. Terra-bayt. Dünya’yı bizzat yaratıp insanlığa sunan bir Tanrı’dan söz edemesek de, Dünya’nın simgelenerek varolduğu inkar edilemez. Bu noktada artık Dünya derken ego’larımızı destekleyen büyük Öteki’den değil, Güneş sistemindeki gezegen olan Dünya’dan söz ediyoruz. Dünya’nın sunulması, hemen aklımıza iklim krizini getirir. İklim krizini ve ondan bağımsız olmayan koronavirüs krizini kimileri “Doğa’nın insanlardan intikamı” olarak tanımladılar. Böylece insanlığa trajik bir suç ve sorumluluk yüklediler. Ancak “insanlık” böyle bir yükü üstlenebilecek bir varoluşa sahip değil, daha ziyade trajikomik bir dağınıklık ve inkâr içinde, ego savaşlarına gömülmüş durumda. Belki de bir bütün olarak “doğa”dan ve “insanlık”tan bahsetmek o kadar anlamlı değildir.

“Arz, arz edilir” esprisi benim aklıma Arzu-Arıza kompleksi olarak psikanalitik semptomu getiriyor [5]. Bir bütün olarak “doğa”dan bahsedemesek de, belirli (eko)sistemleri bozan belirli arızalardan söz edebiliriz. Bir bütün olarak “insanlık”tan bahsedemesek de, belirli insan iradelerini bozan belirli arzulardan söz edebiliriz. Dahası, Freudcu psikanalizin “parapraksis” kavramı (şakalar, dil sürçmeleri, kazalar, vb.) arzu ile arıza arasında köprü kurmamızı, bu kavramları bir arada ele almamızı sağlar. Arzu-Arıza komplekslerinin sel olup aktığı sosyal medyalar bu anlamda tezahür eden semptomlarla doludur [6]. Belki bildirilen arızaları onarmaya çalışmanın yanında zaman zaman arzu-arıza semptomlarını yorumlamak, yönelim oluşturmaya yardımcı olabilir.

Fütursuzluk çağı ve küresel ısınma “cool” kar tanelerini bir bir eritirken, arzu-arıza selleriyle savrulan kum taneleri olmak bizi bir araya getiriyor. Ütopyalar peşinde koşup devrimler yapamasak da tarihe bir not düşmek, ya da belki tarihin bitmemiş akışına simgesel bir dikiş (sütur) atmak imkansız değildir [7].

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Uzamsal ile Bileşimsel”

[2] Bkz “İdeal Ben, Ben İdeali, Üstben, Arzu Yasası” Slavoj Žižek

[3] Bağımsızlık konusunda bkz “Fallus’un Katedilmesi” ve “Simgesel Ayrılma ile Gerçek Ayrılma”

[4] Bkz “Çaba, angaje emek-gücüdür” ve “A real monster operates on desire and malfunction”

[5] Bkz “Arzu ile Arıza”

[6] Bkz “Arzu-Arıza Kompleksi Olarak Cıvıltı (Tweet)”

[7] Bkz “Fütursuz Çağa Karşı Sütur”

7 Comments

Filed under şey