Eril ile Dişil: Sahilik, Gerçeklik ve Suretler — Işık Barış Fidaner

Lacan’ın 20’nci seminerinin “Bilgi ve sahilik” başlıklı bölümündeki şema:

sema

Sahilik (truth) ile gerçekliği (reality) aynı anda görmek zordur, ya gerçeklik sahiliğin üzerini örtmüştür, ya da sahilik gerçekliğin üzerini örtmüştür [1]. Bu yüzden bu iki kavram çoğu zaman birbirine karıştırılsa da, onları belirten iki kelime birbirinden ayrık olarak varlığını sürdürür [2].

Simgesel düzenin baş köşesine yerleşen Esas-İmleyen S1, sahiliğin açtığı bir alana yerleşmiştir. S1, gerçekçi olmayı temsil eder, yani ‘fallik imleyen’dir. Gerçekliğin sahiliğin üzerini örtmesi budur. Esas-İmleyen S1, bazı fallik gerçeklerin kendi gerekliliğini ispatladığını varsayar [3]. Oysa aslında S1 olumsal bir imleyendir (gerekli değildir), yani S1‘in kendini ispatlama jesti, eril kimlik taslamadan ibarettir [4].

Dişil kılık değiştirme, S1 imleyenin yaslandığı ve onu üzerinde taşıyan sahilik zeminini ortaya çıkararak, S1‘in olumsallığına delalet eder, böylece onu ifşa ve teşhir eder. Fakat dişil strateji de masum değildir, çünkü dişil sahilik görüntüsü, fallus gerçeğinin üzerini örter. Dişil strateji tam anlamıyla ‘güzel can’ (beautiful soul) stratejisidir: Dünyadaki çirkinliklerin ifşa edilmesi, Üstben’in mantıksız mantığının kısır döngüsüne kapılır [5].

Sahilik-gerçeklik diyalektiğini ve ona bağlı erillik-dişillik farkını daha iyi anlayabilmek için: (1) Şemadaki üçüncü unsuru oluşturan suretlerin rolünü dikkate almalıyız; (2) Lacan’ın tanımladığı üç temel tutkuyu şemanın üzerine yerleştirmeliyiz: Sevgi sahiliğe dayanır, nefret gerçekliğe dayanır, bilmezlik suretlere dayanır.

Eril kimlik taslama

Fallik imleyene dayanan eril kimlik taslama, nefreti sevginin üzerine örtmüştür. Eril gerçekçiliğe göre fallik imleyeni terk etmek düpedüz aptallıktır: Ne kadar sahi de olsa sevginin bizi aldatmasına izin vermemeli, nefretin gerçekliğini hep aklımızda tutmalıyız. Mesela sosyalist gerçekçiliğin fallik imleyeni, proleterya ve komünist devrimdir, o da sıkı sıkı sarılmamız gereken ‘sınıf kini’ne dayanır, çünkü sevgi uyandıran şeyler çoğu zaman meta fetişizmi ayartısı peşinde liberal küçük burjuvalık yapmaya yol açar. Bu eril strateji elbette sevgiyi tamamen dışlamaz, ama ‘gerçekçilik’ gereği sevgiyi nefrete tabi kılar.

Eril kimlik taslamada, bilmezlik tutkumuzun tutunduğu bütün suretler bizi fallik imleyene geri getirir. Böylece sabit bir Ben İdeali (veya ‘Babanın-Adı’) rolünü üstlenen fallik imleyen, suretlerin metonimisine kapılan arzuyu izafi olarak bastırmaya yarayan bir ‘Baba Mecazı’ işlevi görür. Mesela bir sosyalist, her konuyu sınıf mücadelesine ve komünist partiye bağlar; veya bir milliyetçi herşeyi ulusal çıkarlara bağlar. Bu aslında nefretin fallik gerçekliği karşısında bir savunma stratejisidir, onu dilsel mecaz yoluyla bir imleyene dönüştürerek en azından simgesel anlamda ona hakim olma çabasıdır. Ama eril kimlik taslamanın mutlaklık iddiası temelsizdir ve başarısız olur.

Dişil kılık değiştirme

Sahiliğe dayanan dişil kılık değiştirme, sevgiyi nefretin üzerine örtmüştür. Dişil stratejiye göre, fallik imleyenlere dayanan eril gerçekçilik bilgiçlik taslamadan ibarettir, onun yerine sevginin sahiliğine güvenmek gerekir. Eril stratejiden çok daha incelikli olan dişil strateji, kendisini tek bir imleyene bağlamaz; onun yerine, bütün imleyenlerin simgeleme çabasının kaynağında bulunan sevgi talebinin sahiliğine tutunur. Todd McGowan ‘evrensellik’ kavramını yeniden tanımlayarak dişil kılık değiştirme stratejisine evrensel bir ifade kazandırır:

Evrensellik her tikeldeki eksikliktir. Tikelin tözsüzlüğüdür, tikelin olmadığı şeye bağımlılığıdır. Hiçbir tikel varlık basitçe kendini-içererek kendi başına varolmaz. Her zaman olmadığı şey ile alakalanmıştır. Evrensel tikelin bağımlı olduğu öteki değildir, tikelin kendine-yeterliliğini imkansız kılan şeydir. Tikelin kendisini yalıtarak kendini sürdüremediği nokta, onun evrensellikle alakasının göze çarptığı noktadır. Bu bağlantıyı pekiştiren eksiklik, evrenselliğin alanıdır. (Evrensellik ve Kimlik Siyaseti)

McGowan’ın sevgiyle olumladığı ‘evrensellik’, Žižek’in ‘özne’ kavramına dayanır. Žižek, dişil kılık değiştirmenin sadece ve sadece boşluğu sakladığını söyler ve bu boşluğa kendi ‘özne’ kavramını yerleştirir [6]. Fakat McGowan ile Žižek’in evrensellik ve özne üzerine yazdığı şairane ifadelere kanmamalıyız: Dişil kılık değiştirmenin asıl işlevi, boşluğu, eksikliği, özneyi saklamak değildir; sevginin sahiliğini nefretin gerçekliğinin üzerine örtmektir.

Dişil stratejide bilmezlik tutkusunun işlevi değişmiştir. Eril gerçekçilikte suretlerin hepsi bizi Ben İdeali rolünü üstlenen fallik imleyenin gerçekliğine geri getiriyordu. Dişil stratejide ise, suretler, sahiliğe duydukları sadakat adına bütün fallik imleyenleri çürütürler. Bu çürütme ‘Olayı’ (Badiou), eril fallik imleyen gibi izafiyet zaafından muzdarip değildir, mutlak bir bastırma mekanizmasıdır. Badiou’nun sevgiyle olumladığı ‘Sahilik-Olayına sadakat’ kavramı, aynı McGowan ve Žižek gibi şairane ifadelere dayanan bir dişil kılık değiştirme stratejisidir, yani esas işlevi nefret gerçeğinin üzerini örtmektir.

Dişil stratejinin sevginin sahiliği adına üzerini örttüğü nefret, Üstben şeklinde geri döner. ‘Güzel can’ların sevgi dolu sahiliği, her türlü simgeleştirme çabasını nefret dolu alaycı bilmezliği ile etkisiz hale getiren Üstben’in kısır döngüsüne dönüşür. ‘Sahicilik’ adına nefreti sevgiye tabi kılmak, onu daha da kötücül kılar. Fallus’un acı gerçeği budur.

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bu yazının bağlamını oluşturan şema konusunda bkz “İrade, Semptomun Gerçekliğine Tahammül Etme Gücüdür”, “Fetişçi Gizemi Bozmak ve Üçüncü Cinsiyet”, “Fallus, Nefretin Gerçekliğidir”

[2] Türkçede “doğruluk” kavramının “sahilik” kavramının üzerini örtmesi, bu yazıda girmediğim ayrı bir sorundur. Bu konuda bkz “Sahilik Arayışı İmleyen İşçilerine Emanettir”

[3] Bkz “İspat erildir, delil dişildir”

[4] Bkz “Eril kimlik taslama (imposture) ile dişil kılık değiştirme (masquerade)” Jennifer Friedlander

[5] Žižek Üstben’i şöyle tarif eder: “Asla tatmin olmayan bu acımasız fail beni imkansız taleplere boğar ve bu talepleri karşılamayı beceremedikçe benimle alay eder; ‘günahkar’ güdülerimi baskılayarak Üstben’in lüzumlarına layık olmak için ne kadar çok çaba gösterirsem, Üstben’in gözünde o kadar suçlu olurum.” Bkz “İdeal Ben, Ben İdeali, Üstben, Arzu Yasası” Slavoj Žižek

[6] Žižek bunu fiilen yapmıştır: Mutlak Geritepme‘de üçgen şemada $ gelip S(Ⱥ)’yı yerinden etmiştir, bkz “Fallus, Nefretin Gerçekliğidir”

 

10 Comments

Filed under şey