Planck İlkesi ve Geleceğin Gençlerin Elinde Olması — Işık Barış Fidaner

Bilimde Planck ilkesi denilen bir şey vardır. Max Planck bu ilkeyi şöyle ifade etmiştir:

Yeni bir bilimsel sahiliğin galip gelmesi rakiplerini ikna edip onlarda jetonu düşürmesiyle olmaz, daha ziyade rakipler eninde sonunda öldüğü için ve bu yeni sahiliğe aşina olan yeni bir kuşak büyüdüğü için galip gelir… Önemli bir bilimsel yenilik nadiren adım adım rakiplerini kazanıp kendi safına çekerek yolunu yapar: Saul’ün Pavlus olması enderdir. Gerçekte olan onun rakiplerinin birer birer ölmesi ve büyüyen kuşağın bu fikirlere en başından beri aşina olmasıdır: Geleceğin gençlerin elinde olduğunun bir örneği daha. (Max Planck, Bilimsel Otobiyografi)

Bu alıntıyı Türkçeye çevirirken ‘bilimsel doğru’ yerine ‘bilimsel sahilik’ terimini kullanmamız çok önemlidir [1]. Planck burada “Sen işini bilmiyorsun! Bilim dediğin öyle senin yaptığın gibi yapılmaz, işte böyle benim yaptığım gibi yapılır!” gibi bir tartışmadan söz etmiyor; buradaki mesele ‘bilimsel doğrular’ değildir, zaten öyle bir şey yoktur. Planck burada Doğa kanunlarının içeriğine dair bir tartışmadan söz ediyor, yani “Doğada senin dediğin gibi x’ler yoktur, benim dediğim gibi y’ler ve z’ler vardır!” gibi bir tartışmadan söz ediyor.

Bir dönemin kimyacıları, ‘flojiston’ diye bir ateş öğesinin tüm yanıcı maddelerde saklı bulunduğuna ve yanma ile açığa çıktığına inanıyorlardı. Deneyler yanan nesnede kütle artışı olduğunu gösterdiği halde bu kimyacılar ‘flojiston’un kütlesinin negatif olduğu gibi açıklamalarla (bahanelerle, mazeretlerle) bu inançlarında ısrar ettiler. 1770’lerde Lavoisier yanmanın oksijen aracılığıyla gerçekleştiğini gösterdi ve ‘flojiston’ kuramının terk edilmesine yol açtı.

Bu örnek olayda galip gelen yeni bilimsel sahilik, oksijendir. Önceden sahi (true) olduğu zannedilen ‘flojiston’un ise deneylerle desteklenen yeni kuram dolayısıyla fol (false) olduğu anlaşılmıştır [2]. Burada yaşanan kuramsal değişiklik ‘doğru-yanlış’ kelimeleriyle anlatılamaz. Evet, ‘flojiston’ kavramını kullanmak yanlıştı ve oksijen kavramını kullanmak doğrudur; ama bilimsel kuramın esas meselesi bu değildir, şudur: Oksijen sahidir, yani Doğa’da gerçekten varolan öğelerden birisidir, senin benim gibi canlı olmasa da Doğa’da cisimleşmiş gerçek bir varlıktır; ‘flojiston’ ise foldur, yani salt hayal dünyamıza ait gizemli bir hayaletten ibarettir, masallarda anlatılan perilerle aynı statüdedir. ‘Oksijen’ kavramını kullanmanın doğru olması yalnız ve yalnızca oksijen sahi olduğu içindir. Oksijenin sahiliğinden koparıldığında “oksijen kavramının doğru olması” hiçbir anlam ifade etmez. O yüzden ‘bilimsel doğruluk’ diye bir şey yoktur, sadece bilimsel sahilik vardır.

Planck ilkesinin sahilikle ilgisi herhalde anlaşılmıştır. İnsanlar bir kez bir şeyin sahi olduğunu kabul ettikleri zaman, o sahiliğe sıkı sıkı tutunurlar ve ondan kolay kolay vazgeçmezler, çoğu zaman ölene dek o sahiliğe bağlı kalırlar. Çünkü sahilikler düşünce yapılarının temel dayanaklarıdır, bir düşüncenin dayandığı sahiliği onun altından çekip alırsanız o düşünce yapısı tamamen yıkılmak zorunda kalır. İnsanı simgesel düzende var eden ve muhatap kılan [3] da onun düşünce yapısı olduğu için, insanlar çoğu zaman ömürleri boyunca belli sahiliklere sadık kalırlar (Badiou, ‘Sahilik-Olayına sadakat’ kavramı ile bunu kuramlaştırır). Üniversite söyleminin hakim olduğu akademik kurumsal yapı ve sağladığı ‘tenure’ statüsü, insanların belli sahiliklere ömür boyu tutunmasını kolaylaştıran bir araçtır ve bilimsel paradigma değişikliklerini zorlaştıran bir etmendir (bizdeki ‘kadro’ statüsü bundan farklıdır, bilimsel paradigmaların teşkil edilmesini bile imkansız kılan siyasi bir işlevi vardır).

Analitik söylemin bu tabloya yapacağı ekleme “Doğa yoktur” beyanıdır. ‘Oksijen’ kavramı da en az ‘flojiston’ kavramı kadar izafidir, oksijenin flojistondan farkı, Esas-İmleyen S1 işlevi kazanmış olmasıdır. Hiçbir bilimsel yöntem veya kuram Doğa’nın sahiliği üzerinde kesin ve mutlak bir hakimiyet kurduğunu iddia edemez. Bilimciler kuramlarından en fazla emin olabilirler, onları kesinleştiremezler. Bilmedikleri bir şeyler olduğunu kabul etmek zorundadırlar [4]. Geleceğin gençlerin elinde olmasını sağlayan da budur.

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Bilimsel Doğrular Yoktur, Bilimsel Sahilik Vardır”, “Doğrusu, Sahiliğin Eksikliğini Hissediyoruz” (Fidaner, Ayanoğlu), Doğru (özel sayfa)

[2] Bkz “Çevirmenler, False’a Yanlış demeyelim, Fol diyelim”

[3] Bkz “Muhataplık ve Dört Söylem”

[4] Görce (Virtue) bilmezlik tutkusunu üstlenerek bilginin ufkunda sahiliğin alanını açmaktır, derken bunu kastediyorum. Bkz Görce Writings

6 Comments

Filed under şey