Muhatap sayısını çoğaltmak, hakikati feda etmek için yeterli bir gerekçe değildir — Işık Barış Fidaner

‘Kaynakçı’ çeviriye karşı ‘hedefçi’ çeviriyi savunduğu yazısında [1] Savaş Kılıç, kaynak metin ‘doğru anlaşıldığı/yorumlandığı’ sürece, kaynak metindeki özgün inceliklerin ‘hedef-dilin retorik kabul edilebilirlik normları’ adına fütursuzca feda edilebileceğini savunmaktadır. Kılıç, bu savını desteklemek için, hedef dili yetersiz bulan ve kaynaktaki özgün inceliklerin korunmasını arzulayan çevirmenleri ‘yas tutmayı beceremeyen melankolikler’ diye adlandırır. Kılıç, mevcut kullanımdaki Türkçenin ‘retorik normlarını’ normatif anlamda savunmaktan da çekinmez: Çevirmenler Türkçenin mevcut normlarına hiç dokunmasalar iyi ederler; normları esnetmeye yeltenen çevirmenler ise muhtemel okurlarını kaybedip muhatapsız kalmaktan korkmalı ve bu beyhude çabayı terk etmelidirler. ‘Yas’ kavramına başvuran Kılıç, çevirmenlerin kaynak metnin ardından bir miktar üzüntü duymalarına neyse ki müsaade etmektedir. Ama bu mecaza göre, kaynak metindeki özgün inceliklerin ‘retorik normlar’ adına feda edilmesi, ‘ölüm’ kadar kaçınılmaz bir olaydır; Kılıç böylece Türkçenin ‘retorik normlarını’ adeta Allah katına yükseltir.

Asıl sorun, Kılıç’ın diğer kriteriyle ilgilidir: Kaynak metni ‘doğru anlamak/yorumlamak’ ne demektir? Kılıç burada ‘doğru’ kelimesini ‘true’ anlamında mı, yoksa ‘right’ anlamında mı kullanıyor? Kaynak metindeki özgün inceliklere gerçek anlamda sadık kalınması, ‘true’ olmayı gerektirir: True olmak, kaynak metnin akışı boyunca ifade bulan arzularla ilgili bir olgudur. Kılıç’ın tavrındaki retorikçi normatiflik ise ‘right’ olmaya çalıştığını göstermekte: Right olmak, yazarın kaynak metindeki her bir cümleyi hangi niyetle yazdığına dair spekülasyonlar yapılmasına dayanır. Yani True ile Right, arzu ile niyet gibi ilişkilenir. İngilizcede True ile Right diyalektik ilişki içindedir: Aralarında belli bir geçişkenlik olmakla birlikte, iki kavram birbirinden ayrı varoluşunu korur [2]. Türkçedeki mevcut ‘retorik norm’ ise çoğu zaman bu iki kavramı birbirinden ayırt etmez ve ikisini birden Doğru kelimesiyle karşılar. Doğru aslında Right anlamına geldiği için, bu retorik normun yan etkisi, arzuların niyetlere indirgenmesidir. Truth için sıkça kullanılan Hakikat kelimesi bu indirgemeyi bir miktar ketleyebilse de arzu boyutunun korunması için yeterli olmaz [3].

O zaman ne yapmalıyız? True kelimesinde ifade edilen özgün boyutun Türkçenin ‘retorik normlarına’ feda edilmesi pratiğini sürdürmeli miyiz? True’da ifade edilen arzuların ardından biraz gözyaşı döküp sonra yas sürecini tamamlayarak gündelik yaşantımızdaki karşılıklı niyet okumalarına geri mi dönmeliyiz? Hakikat her zaman Doğruluğa feda mı edilmelidir? Doğruluk Allah mıdır?

Hakikati doğruluğa feda etmemiz gerekmez. Çünkü True’nun uygun bir Türkçe karşılığı vardır: Sahi [4]. Kılıç’ın ‘doğru yorum’ kriterini ‘sahi yorum’ kriteriyle değiştirirsek [5] Türkçenin mevcut retorik normlarına mahkum olmaktan kurtuluruz. Tabi retorik normlar esnetildiği zaman, arzuların sahiliğini (deşifrelemeyi) bastırarak ‘doğruluk’la ilgili karşılıklı niyet okuması (dekripsiyon) yapmaya alışmış okurları kaybetmenin göze alınması gerekiyor [6]. Muhatap sayısını çoğaltmak, hakikati (sahiliği) feda etmek için yeterli bir gerekçe değildir.

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “İyi bir çeviri mümkün müdür? Melankolik söylemden sıyrılırsak neden olmasın?” Savaş Kılıç

[2] Bkz “True-False : Right-Wrong = Desire : Intention”

[3] Bkz “10 Ekim’de Gerçekliğin Hakikati Ezmesi ve Sahi-Fol Kavramları”

[4] Bkz “Doğrusu, Sahiliğin Eksikliğini Hissediyoruz” (Fidaner, Ayanoğlu), Doğru (özel sayfa)

[5] Bkz “Sahilik Arayışı İmleyen İşçilerine Emanettir”

[6] Bkz “Dekripsiyon ile Deşifreleme”

4 Comments

Filed under şey