Hayat, Felsefe, Psikanaliz — Işık Barış Fidaner

Düşünmenin amacı yetkilenmedir, onun da modeli muhatap olmaktır [1]. Yetki, insanın niyet ve irade zemininde doğruluk adına yöneldiği herhangi bir amacı belirtir. Yetkilenme krizi ise düşüncenin yaşadığı tüm sorunlardan oluşur. Yetkilenme krizi, amacından sap(tırıl)an düşüncelerin konusunu, niyet ve iradeyi bozan arzuların yönelimini ve doğruluğu aşan sahilik alanını teşkil eder.

Gündelik hayat yetki ile beden arasında köprü kurar. Tekil bir muhatap olan insan bir beden sahibidir. Çoğul bir muhatap olan bir gruba ise ancak soyut bir beden atfedilebilir. Muhatabın bedeni ‘Öteki’ kavramı yoluyla soyut ve düşlemsel bir varlığa dönüşür. ‘Öteki’ etrafında eril ve dişil iki kuvvet arasında hem cinsel hem de siyasi bir gerilim oluşur: Eril kuvvet düşlemlere yaslanarak yetkiyi bedenden ayırıp bağımsız olduğunu ispatlamaya çabalarken dişil kuvvet semptomlar göstererek yetkinin bedene olan bağımlılığına delil olmaya çabalar [2]. Böylece yetkilenme krizi içten gerilimli bir yetki-beden kompleksi şeklini alır.

Felsefe irade ile sistem arasında köprü kurar. Felsefeye göre yetkilenmenin zemin aldığı irade ile bedenlenmenin zemin aldığı sistem arasında bir bağ olmalıdır; irade-sistem bağlantısı gündelik hayatın vuku bulduğu gerçekliğin düşlemsel temelidir. Mesela kapitalist sistem insanların özgür iradeleri ile yürüttükleri çeşitli faaliyetler aracılığıyla ayakta kalıyordur. Felsefe irade-sistem bağını kurduktan sonra şu veya bu sistemin doğru veya yanlış olduğunu söyleyebilir ve insanları doğruluk adına bazı sistemleri terk etmeye ve daha başka sistemlere yönelmeye davet edebilir.

Felsefe yetkilenme krizini çözme görevini kendi üzerine almıştır; ama ona ancak düşlemsel çözümler geliştirebilir, çünkü yetkilenmenin başarısı için iradenin doğruluğuna yaslanmak zorundadır. Bu durum felsefeyi trajik kılar.

Eril ve dişil kuvvetlerin felsefeye yansımasını niyet/irade farkında bulabiliriz. Yetkiyi bağımsızlaştırmaya çabalayan eril kuvvet niyet ile irade arasında düşlemsel bir süreklilik kurarak felsefi söyleme egemen olurken, bedensel bağımlılığı vurgulayan dişil kuvvet ise niyet ile irade arasındaki farkı keskinleştirerek felsefenin semptomunu ve kör noktasını oluşturur. Freud’a “kara kıta” dedirten bu dişil semptom, arzu ile sahiliğin alanıdır ve psikanalizin konusudur.

Psikanaliz arzu ile arıza arasında köprü kurar [3]. Psikanalize göre iradeyi bozan arzu ile sistemi bozan arıza arasında bir bağ olmalıdır; arzu-arıza bağlantısı düşlemsel tutarlılığı bozan semptomu oluşturur. Mesela kapitalist sistemi aksatan krizlerin düşünülmesinde insanları yönlendiren arzular mutlaka hesaba katılmalıdır. Yetki-beden kompleksinde (hayat) bulunan iç gerilim, irade-sistem düşlemi (felsefe) ile bastırılmıştı, arzu-arıza kompleksi olan semptom (psikanaliz) ise bastırılan bu iç gerilimin geri dönüşüdür. Bastırılan arzuların geri dönmesi iradenin doğruluğu temelini yıkar ve felsefeyi boşa düşürür. Bu durum psikanalizi komik kılar ve sahiliğin (ve folluğun) alanını açar. Yetkilenme krizinin sahiliğine ancak psikanaliz yoluyla erişilebilir.

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Muhataplık ve Dört Söylem”, “Yetkilenmenin Bedenlenmeden Ayrılması”

[2] Bkz “Cinsiyetsiz Ödül ve Ataerki”, “Fallus’un Katedilmesi”, “İspat erildir, delil dişildir”

[3] Bkz “Arzu ile Arıza”, “Yetki, Beden, İrade, Sistem, Arzu, Arıza ve Koronavirüs”

“Yetkilenme krizi nedir?” sorusuyla bu yazıya vesile olan Megan Lorrayne’e teşekkürler.

4 Comments

Filed under şey