Umut ve Umutsuzluk — Işık Barış Fidaner

umut

Hatırlayalım: “belki tarihin bitmemiş akışına simgesel bir dikiş (sütur) atmak imkansız değildir.” [1] Dikiş bir imleyenin özneyi başka imleyenler için temsil etmesidir. Dikişin görünen yüzü olan “belki imkansız değildir”i anlatan önceki yazının aksine bu yazıda daha çok dikişin görünmez alt yüzü olan “imkansızdır”dan söz edeceğim.

İmleyen yoluyla atılan simgesel dikiş özne açısından çift-değerlidir (ambivalent). İmleyenin meydana çıkması aynı anda hem özneleşmeyi mümkün kılan simgesel alanı açan eylemdir, hem de temsil ettiği öznenin üzerini çizen, onu silen ve onun yerine geçen bir şeydir. Bu ikili işlevin en büyük tarihsel örneği Komünizm imleyeninin geçen yüzyılda izlediği yoldur: Komünizm ideali önce emekçi kitleleri siyasal özgürlüğe kavuşturmuş ama orada kalmayıp yoluna devam ederek onları silinmeye, ölüm ve felaketlere götürmüştü. Simgesel temsil “belki imkansız değildir” derken, öznenin gerçeğinin silinmesi “imkansızdır” diye ekler. Bu iki boyuta sırasıyla umut ve umutsuzluk diyelim.

İnsan hayatta önce kimi pozitif beklentiler oluşturur. Bu imgesel/hayali [2] destekler yoluyla insanın “mutlu” kılınması pozitif psikolojinin konusudur. Fakat beklentiler katı ve kırılgandır ve zamanla yaşanan hayal kırıklıkları ile bu beklentiler parçalanır. Ufalanan beklenti kırıntıları çözündürülerek yeni bir çözelti elde edilir. Bu yeni derişimi oluşturan tözün adı Umut’tur. Beklentilerin kırılganlığından umudun akışkanlığına giden bu yol aynı zamanda insanın özneleşmesidir, çünkü imgesel/hayali desteklerden simgesel desteklere geçilmesi anlamına gelir. İşte “belki imkansız değildir” diyen Umut bu şekilde meydana gelir. Önceki yazıdaki “kum tanesi” mecazı bu özneleşme sürecini anlatıyordu.

Beklentiden umuda geçilmesi ile yaşanan özneleşme, bağımsızlık hissi veren belli bir ayrılmayı sağlar, bu simgesel ayrılmadır [3]. Psikanalizin Babanın-Adı dediği, insanı psikozdan koruyan ruhsal gereklilik budur. Fakat özneleşme yabancılaşmadan çıkışı sağlayamaz, onun ancak şeklini değiştirebilir: tamlık taslamadan tamamlık taslamaya geçilmiştir [4]. Umut tözünün bir simgede yoğunlaşması, bir şeye umut bağlanması, o şeyin tamamlığına veya tamamlayıcılığına inanılması demektir.

Umudun akışkanlıkla farklı simgeler arasında dolaşabilmesi bir cesaret görüntüsü yaratır ama umudun cesareti kuvvetini bağlandığı simgelerin çekiciliğinden almaz, onu alttan ve arkadan “ileriye” doğru ittiren nükleer ufalanmanın içtepisinden alır. Bu yüzden umudun gösterdiği “ileri” yön günden güne değişirken onu alttan ittiren içtepi hep aynı kalır. Bu yön değişikliklerinin en büyük örneği Komünizm imleyeninin tarih boyunca hep “daha devrimci” fraksiyonlara ayrışmasıdır.

Yani umudun cesareti kuvvetini aslında “imkansızdır” diyen umutsuzluktan alır. Bir simgeye bağlanan umudun yoğunluğu ve şiddeti, “öteki” simgelerde yaşanan umutsuzlukla orantılıdır. Psikanalizde “öteki” kavramının taşıdığı ağırlık bu ters orantıyla ilgilidir. Umut umutsuzluğun gerçeğini bastırarak ve onun tepesine tırmanarak kurduğu simgesel yapılar yoluyla hep daha yükseklere ulaşmaya çabalar. Ama umutsuzluğu asla tam olarak bastıramaz ve böylece umudun kendisi de umutsuz düşer.

Umutsuzluğu geride bırakarak çekici bir simgesel merkeze yönelmiş gibi görünen Umut’un pozitifliği yerine umudun gerçekte dayandığı umutsuzluğun itici gücüne odaklanıldığı zaman simgesel boyuttan gerçek boyuta geçilmiştir [5]. Bu gerçek ayrılmadır. Psikanalizin “ölüm dürtüsü” kavramı bu gerçeğin ifadesidir. “Ölüm dürtüsü”nün statüsü her zaman çok tartışmalıdır çünkü umudun tamamlık taslama olduğunu görmek kolay olsa da kabullenmek zordur.

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

[1] Bkz “Terrabayt ve Kum Tanesi Olmak”

[2] İmgesel/hayali konusunda bkz “Ayna Evresinde İmgesel, Simgesel, Gerçek”

[3] Bkz “Simgesel Ayrılma ile Gerçek Ayrılma”

[4] Bkz “İmgesel Yabancılaşma (Tamlık Taslama) ile Simgesel Yabancılaşma (Tamamlık Taslama)”

[5] Agamben bir röportajda “Düşünce umutsuzluğun cesaretidir” demiştir. Žižek bu fikre dayanarak Umutsuzluğun Cesareti (2017) kitabını yazmıştır.

4 Comments

Filed under şey