Yuva Adam Vakası: “Yuva” Adına Semptomu İptal Etme Girişimi — Işık Barış Fidaner

Koray Kırmızısakal’ın Tuncay Birkan’ın “Evin Reddi” kavramını “statik olana karşı girişilen mücadele” olarak ele aldığı yazısı okur nazarında statik olana karşı dinamik olanı savunan hem politik anlamda ilerici hem de akademik anlamda güncel ve bilgilendirici bir bağlam sunduğu intibası uyandırmaktadır [1]. Oysa yazıyı harekete geçiren asıl güdü okuru idealleştirilmiş bir imleyene –yazarın deyimiyle “Yuva”ya– teslim etmektir, bu yolla öznenin dinamik ve rahatsız edici arzusu safdışı edilecek ve özne sabit bir memnunluğa kavuşturulacaktır, böylece özne (daha yazının başlığında ilan edildiği gibi) “sürgünden ebediyete” ulaştırılacak, yani öldürülecektir. Yazıyı güdüleyen obsesyonel ekonomiyi tespit etmek için hepsini okumamız gerekmez, birinci paragrafın son iki cümlesini incelememiz yeterlidir:

Şunu başından ifade etmeliyim, “Evin Reddi” demek evsizliğin, göçebeliğin, kaçış çizgilerinin bir savunusu değil bana göre. Bazılarını şaşırtacak, şok edici gelecek belki ama yazıya Yuva’dan bahsederek başlayacağım.

Bu iki cümle yazıyı ilerletecek kompleksi okura sunar. Birinci cümle bir yadsımadır, burada neyin nasıl ve neden yadsındığı konusuna birazdan geleceğiz. İkinci cümle ise “Yuva” imleyenini olumlayıp idealleştirerek önceki yadsımanın “temizlediği” ve “boşalttığı” alana yerleştirir ve oraya sabitler. Bu noktadan itibaren yazıyı okumak çok kolaylaşır çünkü artık okurdan beklenen tek şey “Yuva” ile simgelenen sabit bir memnuniyete ulaşma isteğidir; beklenen şey istektir, arzu değil. Bu güdüleme yoluyla yazar güncel imletim alanına el koymakta, Marx’ın deyimiyle kendi akademik sermayesi için “ilksel birikim” yapmaktadır.

Kompleksteki en hayati unsur iki cümleyi birbirine bağlayan “Bazıları”dır. “Yuva” ideali karşısında şaşırıp şok olacağı hayal edilen “Bazıları”, yazarın ilksel birikim operasyonuna çaresizce şahitlik etmek suretiyle onu geçerlemesi beklenen büyük Öteki’nin nazarıdır. Bu iki cümleyle kurulan yadsıma-olumlama kompleksi yazı boyunca bir buldozer gibi silip süpürme operasyonunu sürdürür. Şimdi gelelim esas konuya: Bu kompleks yoluyla yadsınan şey nedir?

Yadsıyan cümlenin yapısı şöyle: “Şunu başından ifade etmeliyim, X değil bana göre.” Böyle bir cümle duyduğumuz zaman hemen aklımıza şu sorular gelmeli: X mi? Ne X’i? X de nereden çıktı? Kim X dedi ki?

Psikanaliz yadsımanın hakikatin örtbas edilmesi olarak yorumlanmasını sağlar. Freud’un “Yadsıma” makalesinin giriş paragrafını hatırlayalım:

Analiz çalışmasında hastalarımızın kendi çağrışımlarını öne sürüş tarzları bize kimi ilginç gözlemler yapma fırsatı verir. “Şimdi hakaret etmek istediğimi düşüneceksiniz ama aslında öyle bir niyetim yok.” Bunun [hastanın kendi zihninde] beliren bir fikrin [karşı tarafa] yansıtılarak reddedilmesi olduğunu fark ederiz. Veya: “Rüyadaki bu kişinin kim olabileceğini soruyorsunuz. Annem değil.” Bunu şöyle düzeltiriz: “Demek ki annesiymiş.” Yorumlarken yadsımayı gözardı etmekten ya da sadece çağrışımın içeriğini ele almaktan çekinmeyiz. Sanki hasta şöyle demiş gibidir: “Bu kişiyi düşündüğümde hakikaten annem aklıma geldi ama bu çağrışımın geçerli sayılmasını istemiyorum.”

Buna göre yazarın cümlesini şöyle düzeltmeliyiz: “X’in hakikatinin farkındayım ama bu hakikatin iptal edilmesini ve sayılmamasını istiyorum.” Bu da ikinci cümleye bağlanır: “İptal edilen X’in geride bırakacağı boş yere kendi Yuva idealimi yerleştirmeye kalkışıyorum.” Elbette yazar yadsıma yoluyla ancak sözde ve yapay bir boşluk elde edebilir, kendi bilinçdışı arzusunun hakikati ile lekelenmiş bu sözde boşluk asla temizlenemez (nitekim burada leke olarak beliren nazarı etkisiz hale getirmek için “Bazıları” araya sokulmuştur). Bu çelişki de yazarın obsesyonel ekonomisini harekete geçirir. Demek ki bu yazı kendi beyan ettiği politik iddianın tam 180° tersi bir eksende konumlanmıştır: Yadsıyarak iptal etmek istediği unsur öznenin arzusunun rahatsız edici hakikatidir, yani yaşam ve dinamizmdir; olumlayarak onun yerine geçirmek istediği unsur ise imleyenin memnun edici statikliğidir, yani ölümdür. Dolayısıyla yazarın bu yazıyla kanıtladığı tek marifeti okurlarını ve kendi kendisini kandırma becerisidir.

Şimdi gelelim yadsınan X’in içeriğine. Evin reddi ile göçebelik ve kaçış çizgileri arasındaki ilinti aslında “Ev Semptomdur” yazısında kurulmuştu ve yazar o yazıyı okuyarak bu ilintinin farkına varmıştı [2]. Dolayısıyla yazarın X’i yadsıyarak asıl inkar ettiği ve iptal etmek istediği hakikat “Ev semptomdur” tezidir, yani her öznenin kendi semptomunda ikamet ettiği gerçeğidir. Yazar yazısını ilk yayınladığı zaman “Ev Semptomdur”a hiçbir atıf yapmamıştı ve X’in ilintisi cümlede yadsındığı yetmezmiş gibi üstüne üstlük koparılmış ve silinmişti. Buradaki obsesyonel ekonomiyi fark ettiğim zaman yazardan “Ev Semptomdur”a açıkça atıf yapmasını talep ettim. Fakat yazar korkunç bir lekeyi silmek istermiş gibi direnç gösterdi ve orada sunulan fikirleri kendi yazısında kullandığı halde “Ev Semptomdur”a atıf yapmayı kesin bir dille reddetti. Sonra orantılı bir karşı-dirençle karşılaşınca sonunda o cümleye “Ev Semptomdur”a gönderen bir hiperlink koymaya razı geldi [3]. Yazarın bu halini Kleincı bir paranoyak-şizoid konum olarak da yorumlayabiliriz: İptal edilmek istenen “Ev semptomdur” hakikati “kötü meme”dir, onu silip yerine konmak istenen “Yuva” imleyeni “iyi meme”dir. Yazar iyi ile kötünün aynı madalyonun iki yüzü olduğunu kabullenemediği için depresif konuma ulaşamaz. Dolayısıyla yazarın güdüsü hakikat arayışı değil kendi memnunluğudur. Bu da yazdığı yazının bir ego inşası olması ile sonuçlanır. Ego’nun umut veren görüntüsü tamamlık taslamadan ibarettir, güç ve cesaretini durmaksızın bastırmaya çabaladığı umutsuzluktan alır [4].

Son olarak şunu ekleyelim: Çoğu kadın cinayeti “Yuva” adına semptomu iptal etme girişimidir, zira Lacan’ın dediği gibi “Kadın erkeğin semptomudur.” Erkeğin kadını ve semptomu iptal etme girişiminde “Yuva” kelimesinin anahtar-kilit ilişkisini tanımlayan diğer anlamını da duyarız [5], ayrıca kategorize etmek anlamındaki pigeonholing‘i de duyarız. Freud’un geleneğini takip ederek bu yazıda sunulan vakaya Yuva Adam adını veriyorum.

iptal

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] “Evin Reddi: Sürgünden Ebediyete” Koray Kırmızısakal

[2] “Ev Semptomdur” Işık Barış Fidaner

[3] Ben de o hiperlinki çerçeveleyip blogumun duvarına astım: “Mücadeleyle kazandığım ilk hiperlink”

[4] “Umut ve Umutsuzluk” Işık Barış Fidaner

[5] Lacan: “İç imge (Innenbild) hayvanın kendi özgül partnerini aramasını sağlar; bir anahtarın yuvasını araması gibi, veya bir yuvanın anahtarını araması gibi, libidoyu türün çoğalması için gitmesi gereken yere yöneltir.” (Seminer 1)

6 Comments

Filed under şey