Boşbeleş işler: neden bunlar var ve neden sizde de bunlardan olabilir — Sean Illing David Graeber ile görüştü

Barış aktivisti, antropolog David Graeber, 59 yaşında hayatını kaybetti

9 Kasım 2019 — Sean Illing — vox.com

Ve neden bu profesör bir devrime gerek duyduğumuzu düşünüyor.

Gizliden gizliye amaçsız olduğuna inandığınız bir işiniz mi var?

Evet diyorsanız antropolog David Graeber’in “boşbeleş iş” dediği şeylerden birine sahipsiniz. Londra Ekonomi Okulu profesörü ve ilk Wall Street İşgali hareketinin liderlerinden Graeber yeni bir kitap yazdı: Boşbeleş İşler: Bir Teori [ç.n. Türkçede “Tırışkadan İşler” adıyla yayınlandı].

Graeber dünyanın her yerinde anlamsız ve gereksiz işlerle kendilerini tüketen ve bunun farkında olan milyonlarca insan bulunduğunu öne sürüyor: Dini görevliler, idareciler, danışmanlar, telepazarlamacılar, şirket avukatları, hizmet personeli ve diğerleri.

Graeber’e göre böyle kalması gerekmiyor. Teknoloji, zor ve emek-yoğun işlerin çoğunu makinelere devredebilecek kadar gelişti. Ama kendimizi boğucu 40-saat iş haftasından kurtarmak yerine mesleki anlamda tatmin etmeyen ve manevi anlamda bomboş fuzuli mesleklerden oluşan bir evren icat ettik.

En azından Graeber’in kitabında anlattığı öykü bu şekilde. Çoğu zaman ikna edici, bazen fazla basitleştiriyor, ama neredeyse tamamı ilginç. “Boşbeleş işler” fenomeni ve kitabı hakkında konuşmak için Graeber’e ulaştım.

Bu noktaya nasıl geldiğimizi, gerçek alternatifler olup olmadığını ve eğer mümkünse insanların bu konuda ne yapabileceklerini bilmek istiyordum.

Konuşmamızın biraz redakte edilmiş halini sunuyorum.

Sean Illing: “Boşbeleş işler” nedir?

David Graeber: Boşbeleş işler o işi yapan kişinin bile o işin varlığına gerekçe bulamadığı işlerdir, yine de o işin bir varlık nedeni varmış gibi yapmak zorundadırlar. Boşbeleşlik öğesi budur. Birçok kişi boşbeleş işlerle (bullshit jobs) boktan işleri (shit jobs) birbirine karıştırıyor, bunlar aynı şey değil.

Kötü işler kötüdür çünkü zordur veya berbat koşulları vardır ya da ücreti azdır ama böyle işler çoğu zaman çok faydalıdır. Aslında toplumumuzda bir iş ne kadar faydalıysa size o kadar az ödeme yaparlar. Boşbeleş işler yüksek prestijli ve yüksek maaşlı olmasına rağmen bütünüyle amaçsızdır ve o işi yapan kişiler de bunu bilirler.

SI: Bana boşbeleş iş örnekleri veriniz.

DG: Şirket avukatları. Çoğu şirket avukatı gizliden gizliye muhtemelen şirket avukatları ortadan kalksaydı dünyanın daha iyi bir yer olacağına inanır. Boş boş oturmak, telefon yanıtlamak ve faydalıymış gibi yapmak için maaş alan halkla ilişkiler danışmanları, telepazarlamacılar, marka yöneticileri ve idare uzmanları için de aynısı geçerlidir.

Boşbeleş işlerin birçoğu dünyaya hiçbir gerçek faydası olmayan imal edilmiş orta-yönetim pozisyonlarından ibarettir ama onları ifa eden insanların kariyerlerine gerekçe olsun diye yine de varolurlar. Ama yarın ortadan kalksalardı bu hiçbir fark yaratmazdı.

Bir işin boşbeleş olup olmadığı böyle anlaşılır: Öğretmenleri veya çöp toplayıcıları veya inşaat işçilerini veya kolluk güçlerini vb. aniden yok etseydik bu gerçekten önem arz ederdi. Yokluklarını fark ederdik. Ama boşbeleş işler ortadan kalkarsa sorun yaşamayız.

SI: Bu işlerin ahlaki ve manevi anlamda aşındırıcı olmasından bahsediyorsunuz. Ne demek bu?

DG: Bize hep insanların hiç vermeden hep almak istediği öğretilmiştir, bu da yoksul insanları utandırmayı ve refah sistemini hor görmeyi kolaylaştırır, buna göre herkes aslında tembeldir ve diğer insanlardan otlanmak ister.

Ama aslında birçok insana hiçbir şey yapmamaları için bir sürü para veriliyor. Bahsettiğim bu orta-yönetim pozisyonlarının çoğu için bu geçerlidir, bu işleri yapan insanlar da çok mutsuzdur çünkü yaptıkları işin boşbeleş olduğunu bilirler.

Bence insanların çoğu gerçekten bir şekilde dünyaya katkıda bulunduğuna inanmak isterler ve onları bundan mahrum bırakırsanız çıldırırlar veya sessizce acı çekerler.

SI: Bana ilginç gelen şu ki tam da böyle bir neticenin kapitalist sistemde yaşanmasını beklemeyiz. Serbest pazarın etkisiz, gereksiz işleri ortadan kaldırması gerekir ama yine de bunun tersi olmuştur. Olmaması gerektiği halde bir şekilde bütün bu işler vardır, belki de mesele insanların yapacak bir şeylere gerek duymasından ve boşbeleş işler icat ederek onları meşgul tutmaya devam etmekten ibarettir. Ama size soracağım: Nedir bu olanlar?

DG: Bu gerçekten ilginçtir. Böyle bir neticeyi Sovyet tarzı bir sistemden beklersiniz, orada tam istihdam sağlamak için ihtiyaç olsa da olmasa da işler uydurmanız gerekir. Ama serbest pazar sisteminde böyle bir şey olmamalı.

Bence bunun sebeplerinden birisi işler yaratılmasına yönelik her yönden muazzam siyasi basınç gelmesidir. Zengin insanların iş ve istihdam yarattıkları fikrini kabul ederiz, ve ne kadar çok iş varsa o kadar iyidir. Bu işlerin faydalı bir şey yapıp yapmadıkları önemli değildir; ne olursa olsun daha fazla iş olmasının daha iyi olduğunu varsayarız sadece.

Büyük bir yandaşlar sınıfı yarattık, bunların esas varlık nedeni gerçek zengin insanların hayatlarını iyileştirmek. Zengin insanlar para atıyor ve ödeme yapılan kişiler boş boş oturuyorlar, zenginlerin ihtişamına katkı yapıyorlar ve dünyayı yönetici sınıfın gözünden görmeyi öğreniyorlar.

SI: Boşbeleş olmayan işlerin çoğu, sahiden faydalı ve gerekli işlerin çoğu, otomasyonun gelmesi ile kaybedildi ve eskiden bu işler günümüzün boşbeleş işlerinden çok daha zor ve zahmetliydi. Devredilmiş olmaları illa kötü bir şey mi?

DG: Onların yerini iş yapmamak da alabilirdi. John Maynard Keynes gibi büyük ekonomi düşünürleri teknolojinin gelişmesi ile yüzyılın sonunda 15-saat iş haftasını başaracağımızı tahmin ediyorlardı ama öyle olmadı. Onun yerine boşbeleş işler icat etmeye devam ettik.

Peki ya birçok elzem görevi teknolojinin ifa edebildiğini kabul edip daha az çalışsaydık nasıl olurdu? Haftada 40 saat ofiste oturup çalışırmış gibi yapacağımıza gerçekten istediğimiz şeylere daha çok zaman ayırsaydık?

SI: Marx da 19’uncu yüzyılda aynen bu eleştiriyi yapmıştı. Marx’a göre bu sistem sapkın ve adaletsizdir, sapkın ve adaletsiz değerlerle desteklenir, ama sistem devam eder çünkü en çok acı çeken insanlar yanlış kişilere öfkelenirler, keşke bütün bunlardan kurtulup insanları özgürleştirebilseydik, günlerini balık tutarak veya sanat yaparak vb. geçirirlerdi ve hepimiz daha mutlu olurduk. Ama bu bir teoriden ibaret, güzel de olsa.

DG: Kesinlikle öyle ve konunun Marksist yanlarından kaçıyor değilim. Kitabın temalarından birisi şu: Sistem kendisini yeniden üretir çünkü egemen sınıfın çıkarları tam olarak bunu gerektirir. Böyle dediğim için bana komplo teorisyeni dediler ama o açıdan bakmıyorum. Bu durumdan kurtulmak için biz komplo/tezgah kurmalıyız.

Bence bu sistem absürt hınç biçimleri yaratıyor, insanlar gerçek işi olan insanlara hınç duyuyorlar. Bunu Avrupa’daki finansal çöküşün ardından gelen kemer sıkma / kanaatkarlık (austerity) programlarında görürsünüz. Hep bu kemer sıkma bahsi açılır, ama çöküşe sebep olan adamların kemerleri hariç. Onlar yine ikramiyelerini alırlar ama ambulans şoförlerinin ve hemşirelerin ve öğretmenlerin hep fedakar olmaları gerekir.

Bu mantık çılgıncadır ve kabak hep zor ve gerekli işleri yapan en savunmasız insanların başına patlar.

SI: Bu çok derin bir konu ama ilk meselede kalmak istiyorum: Bir gecede bütün boşbeleş işleri patlatsaydık insanlar daha mutlu olurdu fikri.

DG: Ben bir antropologum ve insanların günde üç dört saat çalıştığı çok sayıda toplum bulunduğunu size söyleyebilirim. Çoğu köylü toplumu öyle yapardı. Hasat zamanı günde 12 saat çalışırdınız ve ölü sezonda iki üç saat çalışırdınız. Orta çağ serfi ortalamada bizden çok daha az çalışırdı, aynısı dünyadaki kabile toplumları için de geçerlidir.

İnsanları işsiz bırakırsak boş boş oturacaklarını, bira içeceklerini, TV seyredip bütün gün bunalacaklarını zannediyoruz. Ama zamanı olma deneyimine sahip değiliz ki, bu deneyime sahip olan toplumlar yapacak çeşit çeşit şey buluyor.

SI: Öyle, ama o diğer toplumlar bizden çok farklı kültürler ve değerlerle tanımlanmış, o kadar basit değil yani. Ama o konuya birazdan geri döneceğim. Anladığım kadarıyla iş sahibi zengin insanların işsiz zengin olmayan insanları sübvanse ettiği bir dünya istiyorsunuz, doğru mu?

DG: O şekilde çözüleceğini düşünmüyorum. Temel ihtiyaçların karşılandığı bir dünya istiyorum. Temel gelir çağrısı yapıyorum ama temel gelir olması gerekmez. İnsanların nasıl katkı yapacaklarını kendi başlarına özgürce kararlaştırabilmelerini istiyorum sadece, ve tabi ki boşbeleş işlerin azalmasını istiyorum.

Ama buna sübvansiyon demek pek doğru değil çünkü insanların ne yaptığını gerçek anlamda ölçemezsiniz. Bu yüzden bakım yapan emekten söz ediyorum. Toplumda üretilen değerin büyük bir kısmını, yarıya yakınını, yaptıkları iş için ödeme almayan insanlar üretirler aslında. Ev bakımı yapan veya önemli gönüllü işler yapan veya mevcut ekonomik sistemde ödüllendirilmeyen farklı fedakarlıklar yapan insanları kastediyorum.

Önemli mühendislik işleri veya tıp işleri veya bilim işleri veya diğer gerekli işler için insanların yine ödeme almaları gerekecek ama değerlerimizi ayarlayarak topluma katkı yapmanın çok farklı yolları olduğunu tanımalıyız, bunların çoğu da halen “iş” saydığımız şeyler arasında değil.

SI: Şu konuya takıldım: Muazzam karmaşıklıkta bir bürokrasiye gereksinim duyan bu karmaşık ekonomik sisteme sahibiz. Üstüne üstlük bunu yüzlerce farklı yoldan pekiştiren bir kültür yaratmışız, ki kültürler kolay veya çabuk değişmez.

O yüzden bütünsel bir paradigma değişimi olmadan elimizdeki dünyadan sizin istediğiniz dünyaya geçiş yapamıyoruz, bunun nasıl başarılacağı konusunda hiçbir fikrim yok.

DG: Ben bir devrimciyim. Bence bize paradigma değişimi gerekiyor ve bence birçok kişi bunu yavaş yavaş fark ediyor. Kızgınlar, statükodan hüsrana uğramışlar, ama farklı bir dünyaya veya farklı bir sisteme giden bir yol göremiyorlar.

SI: Demek bir devrimcisiniz? Yani her şeyi yıkıp sıfırdan başlamak mı istiyorsunuz?

DG: Asla sıfırdan başlayamazsınız, en başarılı devrimcilerin yararlandıkları derin gelenekleri vardır. Ama temel anlamda daha farklı örgütlenmiş sistemler üzerine yaratıcı düşünmeye başlamamız gerektiğine inanıyorum. Tarihte değişimler olur. Son 30-40 yıldır siyaset ve ekonomide hayal gücüne yer olmadığı öğretildi bize ama bu da boşbeleş bir öğretidir.

SI: Diyelim ki birisi bu yazıyı okudu ve şöyle düşündü: “Evet haklısınız benim işim boşbeleş.” Bu kişi ne yapmalı sizce? Ne yapmalıyız?

DG: Neye değer verdiğimizi değiştirmemiz gerekir. Wall Street İşgali’nin böyle bir şeyi başlatabileceğini düşünmüştüm. İnsanlar gerçekten uyanıyorlardı ve faydalı bir şey yapmak ve başkalarına yardım etmek istediklerini fark ediyorlardı. İşlerin yolunda gitmediğini fark ediyorlardı, çünkü eğitim veya sosyal hizmet gibi bir mesleğe girerseniz size kötü davranırlar ve az ödeme yaparlar.

Bence “bakım yapan / dert eden sınıf” (caring class) dediğim kesimin başkaldırması gerekiyor, bunlar adaleti ve başkalarını dert edinen insanlar. Yeni bir toplumsal hareket yaratarak işimizde ve hayatlarımızda değer verdiğimiz şeyleri değiştirmenin yolları üzerine düşünmemiz gerekiyor.

İnsanlar bir işin değerli olup olmadığını anlayabilirler; öyle olmasaydı şu anda yaptıklarının boşbeleş olduğunu fark etmezlerdi. Yani buna daha çok ifade kazandırmalıyız ve aynı şeyleri isteyen insanlarla birlik olmalıyız. Hepimizin destekleyebileceği bir siyasal proje bu.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Leave a comment

Filed under çeviri

Comments are closed.