Mecaz Hakikatin Köprüsüdür, Mecaz-ı Mürsel Sahiliğin Elçisidir — Işık Barış Fidaner

Tasavvufla özdeşleşmiş anonim bir söz var: Mecaz hakikatin köprüsüdür (el-mecazu kantaratu’l-hakîka). Burada mecaz ile kastedilen metafordur; yani dar anlamıyla benzetme, geniş anlamıyla bir kelimenin alışılmadık bir rol üstlenmesidir. Örnek: “Aşk güneşte gülen bir çakıl taşıdır.” (Lacan, Écrits) Metafor yoluyla bir simgede birden çok anlamı yoğunlaştırabilirsiniz; aynı mekanizma rüyalarda da işler (Freud: Verdichtung, condensation). Bu simge Tanrı, İnsan, Sevgi, Çakıl Taşı veya başka herhangi bir şey olabilir. Böylece kendi hakikatinizi üretmiş olursunuz. Mecaz hakikaten köprüdür: Dilde yeni geçitler açarak kendi seçtiğiniz simgelerle işaretlemenizi sağlar.

Öte yandan mecaz etimolojik olarak “cevaz yeri”dir ve geçiş izni almanızı gerektirebilir. Cevazın en basit şekli şöyledir: (1) Bazı kelimeler övgüyle yüklenir, kimi başka kelimeler küfürle yüklenir. (2) Dünyadaki nesneleri ve özneleri adlandırırken iyi ile kötüyü birbirine karıştırmanız yasaklanır ve cezalandırılır. İyi ile kötü alakasız gibi görünse de aslında gizli altgeçitlerle birbirine bağlanmıştır; psikanaliz bu gizli boyuta “bilinçdışı” adını verir. Cevazlı hakikat köprüleri bu altgeçitleri bastırır veya inkar eder.

Cevazın daha gelişmiş bir şekli ise dilbilgisi kuralları tanımlayarak dildeki kullanımları uzman onayı ile geçerleme çabasıdır. Kullanım pratikleri sık sık bu kuralların kapsamı dışına çıkar veya onları tanımaz. Bu gibi aykırı hallerde yine bilinçdışı altgeçitlerin etkisi fark edilir. Cevaz meselesi en genel anlamda yersiz şeylerden [1] kurtularak herşeyi yerli yerine oturtma gereksinimi şeklinde kendini gösterir. Her gereksinim tanımı bir cevaz içerir.

Mecaz kelimesinin içine saklanan bir kavram daha var, o da mecaz-ı mürsel, yani metonimidir. Metonimide yine aynı şekilde bir kelime alışılmadık bir rol üstlenir, ama metafordan farklı olarak metonimi yeni rolün nereden aktarıldığına gönderme (mürsel) yapar; metonimik kelime bir tür elçidir (resul). Mecaz-ı mürsel bir kavramı cümlede dolaylı bir ilişki yoluyla temsil eder; aynı mekanizma rüyalarda da işler (Freud: Verschiebung, displacement). Temsil eden öğe temsil edilen kavramın kendisinden küçük ve/ya büyük olabilir. Örnek: “Ankara’ya telefon ettim” cümlesinde “Ankara” tek bir kişiyi ya da ülkenin tamamını ya da ikisini birden temsil edebilir.

“Mecaz hakikatin köprüsüdür” sözü metafor için geçerlidir. Metonimi için bu formülü değiştirip “Mecaz-ı mürsel hakikatin elçisidir” diyebiliriz. Metafor yeni bir anlam geçidi açar, metonimi ise önceden açılmış bir anlam geçidini kullanır. Bu yüzden metonimi metafor kadar belirgin bir cevaz gereksinimi uyandırmaz. Bu karşılaştırma ilk bakışta metoniminin kısıtlı bir işlev taşıdığını ve metaforun metonimiye kıyasla daha özgürleştirici bir dil aracı olduğunu düşündürür. Sahiden böyle midir?

Her adımıyla yeni yeni simgeler sahneye koyan metaforun metonimiden çok daha gösterişli ve sıradışı olduğu kesindir. Yeni bir dünya ideali hakikaten sıradışı özellikler göstererek öne çıkacaktır; ama bu simgesel gösteri sıradan gerçekliğe yaslanamadığı ve onu zemin alamadığı zaman dünyalık vasfını yitirir. İşte metaforların sıradışı oyunlarını ayakta tutan bu sıradan dünya metonimik temsillerin hareket alanıdır. Metonimi hakikati hareket ettirir. Psikanalizde bu dinamizme arzunun metonimisi denir; metafor ise arzuyu sabitleyen bir işlemdir. Örnek: Babanın-Adı metafor olarak annenin arzusunun yerine geçer.

İki dil aracı arasındaki ilişkiyi şöyle özetleyebiliriz: Metonimi olmazsa metaforik köprüler boş kalır ve boşa düşer; metaforlar olmazsa metonimik hareket kendine geçit ve yol bulamaz. Böylece Kant’ın ünlü formülünü yeniden yazmış olduk: “İçeriksiz düşünceler boştur, kavramsız sezgiler kördür.” (Saf Aklın Eleştirisi)

İnsanın arzusu önce sıradanlıkla başlayıp sıradışılığa doğru yönelecektir [2]; insan ailesinin ona verdiği elçilik rolüyle yetinmeyerek dünyada yeni hakikat köprüleri kurmaya kalkışacaktır; yani metonimilerle çıktığı yolda zamanla metaforlar kurmayı öğrenecektir.

Sonra kurduğu her metaforda cevaz meselesi ile tekrar tekrar yüz yüze gelen insan zamanla başta alakasız gibi görünen noktaları birbirine bağlayan gizli altgeçitleri yani bilinçdışını tanıyacaktır. Cevaz üretenlerin inkar ettikleri bu altgeçitleri insan memnunluk ve kolaylık adına bastırmaya çabalar ama bu altgeçitler ısrarla geri dönüp ona zorluk çıkarırlar, bunlara semptom denir.

Semptomların farkına vardıktan sonra insan köprü kurma işine ara verip elçilik rolüne geri dönmelidir; çünkü artık metonimik hareket gizli altgeçitleri kullanarak cevaz gereksinimlerini atlatabilir. Bu noktadan itibaren insan artık hakikat yerine sahiliğe elçilik yapmaktadır [3] çünkü doğru-yanlış (right-wrong) ekseninden sahi-fol (true-false) eksenine geçmiştir. Mecaz hakikatin köprüsüdür. Mecaz-ı mürsel sahiliğin elçisidir.

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Yersiz Şeyler Neden Yersiz Şeyler?”

[2] Burada özetlediğim hikaye “kahramanın yolculuğu” adı verilen mitolojik şablonla kısmen örtüşüyor.

[3] Bkz “Hakikatin Elektrolizi”, “Doğrusu, Sahiliğin Eksikliğini Hissediyoruz” (Fidaner, Ayanoğlu)

Ayrıca bkz “Metaphor and Metonymy” Russell Grigg

4 Comments

Filed under şey

4 responses to “Mecaz Hakikatin Köprüsüdür, Mecaz-ı Mürsel Sahiliğin Elçisidir — Işık Barış Fidaner

  1. Pingback: Rast Şaşar — derleme | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Sinthome olarak Terrabayt — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  3. Pingback: Lacan’a giriş | YERSİZ ŞEYLER

  4. Pingback: Anlam-tanesi ile anlam-adımı — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER