“Kendi içimde yokum” — Slavoj Žižek

solaris-3

İd-Makinesi üzerine nihai çeşitleme muhtemelen Andrei Tarkovsky’nin (Stanislaw Lem’in romanına dayanan) Solaris filmidir, orada bu Şey aynı zamanda cinsel ilişkinin çıkmazları ile de ilişkilenir [1]. Solaris, uzay ajansı psikologu Kelvin’in hikayesidir: Yeni keşfedilmiş Solaris gezegeninin üzerinde garip şeylerin yaşandığı yarı terk edilmiş bir uzay gemisine gönderilir; oradaki bilimciler delirmiştir, sanrı görüp intihar etmektedirler. Solaris gezegeni durmadan hareket eden okyanusvari akışkan bir maddeden oluşur, zaman zaman bu madde tanıdık biçimleri taklit eder – karmaşık geometrik yapıların yanısıra devasa çocuk bedenleri veya insanlara ait binalar gibi şekillere bürünür. Gezegenle haberleşme girişimleri tamamen sonuçsuz kalsa da bilimciler Solaris’in zihnimizi okuyan devasa bir beyin olduğu hipotezini ortaya atmışlardır [2].

Kelvin, uzay gemisine ulaştıktan kısa bir süre sonra, ölmüş eşi Harey’i yatağında yanında bulur, Harey Dünya’da yıllar önce Kelvin’in onu terk etmesi üzerine intihar etmiştir. Kelvin Harey’i başından savamaz; ondan kurtulma girişimleri sefaletle sonuçlanır (onu roketle uzaya göndermesinin ertesi günü Harey yeniden maddeleşir). Solaris’teki Harey’in dokularının incelenmesi onun normal insanlar gibi atomlardan oluşmadığını gösterir. Belli bir mikro-seviyenin altında hiçbirşey bulunmaz, sadece boşluk vardır. Sonunda Kelvin Harey’in kendi en içsel travmatik düşlemlerinin maddeleşmesi olduğunu kavrar. Bu da Harey’in belleğindeki garip gediklerin yarattığı muammayı açıklar: O elbette gerçek bir kişinin bilmesi gereken herşeyi bilemez, çünkü o Kelvin’in ona dair düşlemsel hayalinin tüm tutarsızlığı ile maddeleşmesinden ibarettir. Sorun şu ki, tam da kendine ait tözsel bir kimliğe sahip olmadığı için, Harey, sonsuza dek ısrar eden ve kendi yerine geri dönen Gerçek statüsünü edinir. Lynch filmlerindeki ateş gibi, o sonsuza dek “kahramanla yürür,” ona takılır, onu asla rahat bırakmaz. Harey, bu kırılgan hayalet, saf suret, asla silinemez; “yaşayan ölü” (undead) olarak iki ölüm arası uzayda ilelebet tekrar tekrar belirir.

Böylece standart Weiningerci anti-feminist “erkeğin semptomu olarak kadın” mefhumuna geri dönmüş olmadık mı? Bu mefhuma göre kadın erkeğin suçluluğunu (günaha düşmesini) maddeleştirir ve ancak intihar yoluyla erkeği (ve kendini) kurtarabilir. Solaris böylece kadının erkek düşleminin maddeleşmesinden ibaret olması mefhumunu bilim kurgu kurallarına dayanarak gerçeklik dahilinde maddi bir olgu olarak sahneler. Harey’in konumu trajiktir çünkü o her türlü tözsel kimlikten yoksun olduğunun farkına varır, kendi içinde Hiçbirşey olduğunun, çünkü sadece Öteki’nin hayali olarak varolduğunun farkına varır. Bu durum nihai etik eylem olarak intiharı dayatır: Kelvin’in onun sürekli mevcudiyetinden dolayı nasıl acı çektiğinin farkına varan Harey nihayet yeniden bileşmesini önleyecek kimyasal maddeyi yutarak kendi kendisini yok eder. (Filmin en korkunç sahnesi Harey hayaletinin Solaris’teki ilk başarısız intihar girişiminden uyanışıdır. Sıvı oksijen sindirdikten sonra yere uzanır, tamamen donmuştur; sonra birdenbire hareket etmeye başlar, bedeninin kasılmaları erotik güzellik ile dehşeti iç içe geçirir, dayanılmaz bir acıya katlanmaktadır. Bu sahneden daha trajik bir şey var mıdır? Kendimizi silmeyi beceremeyiz ve irademize aykırı olarak resimde bulunmayı sürdüren ayıpçıl salgıya indirgeniriz.) Kadının Weiningerci ontolojiye göre erkeğin salt “semptom”u olarak –erkeğin düşleminin bedenlenişi olarak, erkeğin sahi öznelliğinin histerik taklidi olarak– lekelenmesinin açıkça kabul edilmesi ve tamamen üstlenilmesi, kadınsı otonomiye dair fol iddiadan çok daha devrimcidir. Belki de nihai feminist beyan şunu açıkça ilan etmektir: “Kendi içimde yokum, ben sadece Öteki’nin düşlemini bedenlendiriyorum”… [3]

Yani Solaris’te Harey’in iki intiharını buluruz: birincisi (Kelvin’in eşi olarak önceki dünyevi “gerçek” varoluşundaki intiharı), sonra da ikinci intiharı, kendi hayaletvari yaşayan ölü varoluşunu kahramanca silme eylemi. İlk intihar eylemi hayatın yüklerinden basit bir kaçış olsa da, ikinci intihar tam anlamıyla etik bir eylemdir. Başka bir deyişle, Dünya’daki intiharından önceki ilk Harey basit “normal” bir insansa, ikinci Harey kelimenin en radikal anlamıyla Özne’dir, tam da tözsel kimliğinin son izlerinden yoksun kaldığı için (filmde dediği gibi: “Hayır, bu ben değilim… Ben değilim… Ben Harey değilim. (…) Söyle… Söyle… Beni bu halimle iğrenç mi buluyorsun?”).

[1] Burada şuradaki Solaris okumasına devam ediyorum.

[2] ç.n. Solaris belki de Evrenin Ufkundaki Holografik Perdedir. Bkz “Ideology is grave matter indeed!”

[3] ç.n. Bunu ifade eden şarkı:

Sorma aslında ne kastettiğimi
Ben olsa olsa yansımışım
Senin aslında görmek istediğinden
Öyleyse al benden istediğini

“Kim’in Karavanı” Courtney Barnett

“Vikingler, Solaris, Katla: Büyük Öteki ve Dönüşümleri” metninden bir kısım

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under çeviri

One response to ““Kendi içimde yokum” — Slavoj Žižek

  1. Pingback: Anlama Aykırıdır — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER