Rüyalar ve Çince üzerine — Sigmund Freud

Çok çok eski olmasına rağmen hala 400 milyon kişinin kullandığı bir dil ve yazı Çincedir. Çinceyi anladığımı düşünmeyin, Çinceyle ilgili biraz bilgi topladım çünkü rüyaların tanımsızlığı ile Çince arasında bir analoji bulmayı umdum, ve beklentim karşılıksız kalmadı. Çin dili bizde telaş yaratabilen tanımsızlık örnekleriyle doludur. Bilindiği gibi Çince bir dizi hece sesinden oluşur, bunlar ya tek başına ya da çiftler halinde telaffuz edilirler. Temel lehçelerden birinde bu seslerden 400 tane vardır. Fakat bu lehçenin kelime haznesi tahminen 4000 sözcükten oluştuğuna göre bu seslerin her birinin ortalama on farklı anlama gelmesi gerekir – bazı sesler daha az anlama gelir, bazı sesler daha çok anlama gelir. Muğlaklıktan kaçınmanın birçok yöntemi bulunur, zira konuşmacının bir hece sesi ile on anlamdan hangisini duyurmak istediği sadece bağlama bakarak çıkarsanamaz. Bu yöntemlerden bazıları, iki sesi bitiştirip bileşik kelime oluşturmak ve hecelerin telaffuzunda dört farklı ‘ton’ kullanmaktır. Rüyalarla kıyaslamak bakımından bu dil konusunda öğrendiğimiz çok daha ilginç bir özellik, onda pratik anlamda hiç gramer olmamasıdır. Tek heceli sözcüklerden herhangi birinin isim mi fiil mi sıfat mı olduğunu anlamak imkansızdır; ayrıca cinsiyet, tekil-çoğul, bitiş veya kiplerin ayırt edilmesini sağlayan hiçbir fiil çekimi de yoktur. Yani denebilir ki Çin dili yalnızca ham maddeden oluşur, aynı rüya-işinin ilişki ifadelerini dışarıda bırakarak düşünce-dilimizi ham maddelerine ayrıştırması gibi. Çincede tanımsız kalan anlamların kararlaştırılması, sözü duyan kişinin anlayışına bırakılmıştır, bağlam da ona rehberlik eder. Örnek olarak not düştüğüm Çince bir özdeyişin harfiyen tercümesi şöyledir:

Görülen az, harika çok.

Bunu anlamak zor değil. Şöyle yorumlanabilir: “İnsan ne kadar az şey gördüyse, merak ve ilgi duyacak o kadar fazla şey bulacaktır.” Veya: “Az görenin harika bulacağı çok şey vardır.” Elbette bu iki tercümeyi ayırt etmek söz konusu olmaz çünkü aralarında sadece gramer farkı vardır. Bu tanımsızlığa rağmen, Çin dilinin düşüncenin ifadesi için çok mükemmel bir vasıta olduğu bilinir. Yani tanımsızlığın muğlaklığa yol açması gerekmez.

Elbette rüyaların ifade sisteminin bu eski dil ve yazılardan çok daha elverişsiz bir konumda olduğu kabul edilmelidir. Zira nihayetinde bu dillerin temel amacı iletişim kurmaktır: yani onların amacı, hangi yöntemle ve nasıl bir yardımla olursa olsun, anlaşılmaktır. Ama işte tam da bu özellik rüyalarda yoktur. Rüya kimseye bir şey söylemek istemez. O bir iletişim vasıtası değildir, aksine o anlaşılmadan kalmak içindir. Bu nedenle rüyalarda rastlanan kimi muğlaklık ve müphemlikler kararlaştırılamadan ortada kalıyor diye şaşkınlığa düşmemeliyiz. Rüyaları Çince ile kıyaslayarak edindiğimiz bir bilgi şudur: Rüya yorumlarımızın geçerliliğine itiraz eden insanların ileri sürdüğü belirsizlik halleri, bütün ilkel ifade sistemlerinde bulunan bir özelliktir.

Sigmund Freud, Psikanalize Giriş Dersleri (1916-17)

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under çeviri

One response to “Rüyalar ve Çince üzerine — Sigmund Freud

  1. Pingback: Anlama Aykırıdır — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER