Hayal simgenin dolgusudur — Işık Barış Fidaner

Eğer günümüzde dijital dünyanın (veya dünyasızlığın) anlam üretiminin merkezine oturması sonucunda kapitalizm sahiden neofeodal ilişkilerle katmerlendiyse, bu yeni tarzın hayatımızda tuttuğu yeri tespit etmek pek de zor olmasa gerek. Geçen yüzyılın sonlarında neoliberalizm eliyle bütün kamusal bağların adım adım yozlaştırılıp para gibi bozdurularak özelleştirilmiş değerlere çevrilmesini ve belli ellerde toplanmasını (tam da bu sürecin merkezinde yer alan medya aracılığıyla) seyre daldığımız bir dünyada “kaliteyi uzaklarda aramayalım.” [1]

Sanal ve gerçek bütün yerelliklere nüfuz eden bu yapısal dönüşüm, uzakındır (hem uzak hem yakın: extimate) yani insana ne kadar yabancı gelirse gelsin (“insan gerçekten hayret ediyor” sözündeki gibi) dikkatle bakanlar onu en yakınlarında ve hatta kendilerinde tespit edebilirler. Eğer “gelenin gideni aratmasını” istemiyorsak, kamusal bağları oymaya devam eden iktidar sahiplerini eleştirmenin yanısıra, iktidarın açtığı boşlukları dolgulamak üzere kendi özel bulamaçlarını hazırlayıp doldurdukları küplerle “kendi sıralarının gelmesini bekleyen” muhalif odaklardan da akılcı kuşkuyu esirgememeliyiz [2].

Neoliberalizm şeklinde başlayıp neofeodalizm şeklinde şiddetlenerek hem iktidara hem de muhalefete sirayet eden bu sürecin tamamı Sanal Ağalaşma terimiyle özetlenebilir. Sanal Ağalaşmaya gerçek ağlaşmalar (hem networking hem şikayet anlamında) eşlik eder (ikisi birbirinin hem sebebi hem sonucudur) [3].

Korkuluk nedir bilirsiniz, insana benzetilmiş bir maketle kuşlar korkutulup kaçırılabilir. Ama tersi de mümkündür: Annesi kılığına girmiş bir maket kullanarak kimi hayvan yavrularında “sevgi” davranışı tetiklenebilir [4]. Elbette bu tam olarak “sevgi” sayılamaz, çünkü (insan olmayan) hayvanda insandaki gibi hitap etme, talep etme, simgesel bağ kurma yoktur. Yine de anne görüntüsünün o yavrunun hayal dünyasında merkezi bir yer tuttuğu inkar edilemez. İşte bu hayal boyutu (zaten kendisi de hayvan olan) insanda da vardır: Hayallerimiz aldatıcı görüntülerle şekillenir. Lacan bu boyuta “imgesel” adını vermişti.

İnsanı insan kılan temel niteliğin hayal kurabilmek ve hayallerinin peşinden gidebilmek olduğu düşünülür (reklamcıların yüzyıllık propagandası “boşa gitmemiştir”). Oysa hayallerimiz diğer hayvanlarla ortak olan boyutumuzdur. Asıl insana özgü olan boyut simgesel bağlar kurabilmektir, yani söz vermek ve sözünü tutmaktır. Bir insan başkalarına verdiği sözleri hayallerinin filtresinden geçirerek tutup tutmamaya karar verdiği ölçüde insanlıktan geri adım atmış demektir. Hayaller insanı güçlendirmez, aksine insana sözünden taviz verdiren zaafı oluşturur.

Zaaf yaratan hayallerin başlıcası insanın kendi egosudur, bir diğeri (süperego yoluyla) tepesine çıkarıp lider yaptığı kişinin egosudur. Eğer bir kişinin egosu, tepesine çıkardığı bir başka ego ile koşullandıysa, orada Sanal Ağalaşma olduğu söylenebilir. Hayvandaki klasik koşullanmanın aynısıdır bu, yani Pavlov’un köpek deneyinde salya akıtmayı tetikleyen zil ile Sanal Ağa aynı işlevi üstlenmiştir. Sanal Ağa konumuna yerleşen “başka ego” bir kişi olabileceği gibi bir marka, bir bayrak, bir slogan veya hepsi birden olabilir. Dijital dünyaya özgü olan Sanal Ağalık ise “Admindir ne yapsa yeridir” şeklinde özetlenebilir. Hayvan yavrusunda “sevgi” uyandıran “ikame anne” ile aynı işlevi üstlenen Sanal Ağa, insanı zaaf noktasından (yani hayallerinden) yakalamış ve onu hayvanlığa doğru geriletmiştir.

Simgelere (bayraklara, sloganlara, markalara) baktığımızda hayaller görürüz (reklamcı propaganda bu algıyı besler). Oysa hayal simgenin sadece dolgusudur. Simgenin özü, içi boş bir kap olmasıdır. Bir simgeye bakıp ona yansıyan hayallerin peşine düşmek, aslında o simgenin kendisine ihanet etmek demektir. Simgenin kendisine riayet edilecekse onu dolgulayan hayaller terk edilmelidir.

Kamusal alan ile özel alan arasındaki ayrım, simgenin kendisine riayet etmek ile onu dolgulayan hayallerin peşine takılmak arasındaki ayrım ile tanımlanır. Neoliberalizm ile başlayıp neofeodalizm şeklinde devam eden süreç, özel hayallerin kamusal simgeleri kendi hizmetine sokmasından oluşur. “Aktivist hareketlerin” de katkı yaptığı bu sürecin temel güdüsü, simgelerin boşluğunu hayallerle dolgulama telaşıdır. Doldurma telaşı simgesel boşluğun kaygısından kaçar, bu kaygıyı uyandıran (semptomatik, “yersiz”) herşeyi kovalar ve “hayatından atar”. Bu telaşlı felsefe şöyle özetlenebilir: “Simgeleri boş bırakmaya gelmez!” Devamı da şöyledir: “Yoksa ya davulcuya gider ya zurnacıya!” Boşluğun çınlaması ve uğuldaması, dırdır ve gürültüdür, başıboşluk ve sahipsizlik göstergesidir. “Kamunun malı deniz yemeyen domuz” fikri de bu dolgulayıcı telaş felsefesinin doğal sonucudur.

Oysa simgenin boş kalması ve hayallerin yokluğu, bir zaaf oluşturmaz. Aksine insanı insan kılan asıl güç, yokluk şeklinde beliren bu simgesel mevcudiyettir. Sahilik (truth) budur, boşluğun kaygısı ile açılan ufuktur. Doğruluk (rightness) ise bu boş ufku örtme, dolgulama ve perdeleme telaşı hatta yarışıdır [5]. Simge ile açılan boşluk bir fotoğrafın negatifi gibi düşünülmeli [6]. Nasıl ki fotoğrafları özgün renkleriyle kağıda basabilmek için önce karanlık odada negatiflerinin işlenmesi gerekiyorsa, bilinçdışımızın da simgeleri boş halleriyle işlemesine müsaade etmeliyiz. Lacancı gerçek budur.

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Aynı sürecin farklı yönleri konusunda: “Fütursuz Çağa Karşı Sütur”, “Fırsatçı Medya Ekolojisi Hukukun Yerini Almıştır”

[2] Akılcı kuşkuyu korumak Makul olanı Makbul olandan ayırmaya bağlıdır. Bkz “Makbul, Makul, Sanal”. Sıra bekleme konusunda bkz.

[3] Bkz Sanal Ağa (özel sayı)

[4] Bu konuda mesela Harry Harlow’un maymunlarla yaptığı “ikame anne” deneylerine bakabilirsiniz.

[5] Bkz “Doğrusu, Sahiliğin Eksikliğini Hissediyoruz” (Fidaner, Ayanoğlu), Doğru (özel sayfa); ayrıca bkz “Sahi Sahiliğin Anlamsız İmletimi”

[6] Walter Benjamin bu benzetmeyi yapmıştı, bkz Slavoj Žižek (1989) İdeolojinin Yüce Nesnesi, s. 156.

2 Comments

Filed under şey

2 responses to “Hayal simgenin dolgusudur — Işık Barış Fidaner

  1. Pingback: Sanal Ağa — özel sayı | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Dünya Talebi — derleme | YERSİZ ŞEYLER