Meme haseti üzerine — Melanie Klein

[Hasetlenenin istediği şey] annenin yaratıcılığının bozulması, tahrip edilmesidir…

Yoksunluğun açgözlülük ve zulmedilme kaygısını artırdığını ve bebeğin zihninde (bütün arzularının yöneldiği) bir tükenmez meme fantezisi bulunduğunu kabul edersek, bebeğin yeterli beslenmemesi durumunda hasetin ortaya çıkabileceğini görürüz. Bebekte, memenin onu yoksun bıraktığına ilişkin bir duygu belirir; meme, iyi memeyle ilişkili sütü, sevgiyi ve şefkati kendine saklıyor ve dolayısıyla kötüleşiyordur. Böylece bebek nefret ve haset duygularını kötü ve pinti olarak gördüğü memeye yöneltir.

Doyurucu memeye haset duyulabilmesini anlamak daha kolaydır. Sütün cömertçe akması (bebeğe tatmin duygusu verse bile) hasete de yol açar, çünkü bu kadar büyük bir armağan bebeğe hiç ulaşamayacağı bir şey olarak görünüyordur.

Bu ilkel hasetin aktarım durumunda canlandığını sık sık görmüşüzdür. Analistin yaptığı yorumla hastayı rahatlattığı ve ruh halinin umutsuzluktan umut ve güvene dönüşmesine yardımcı olduğu durumları düşünelim: Bazı hastalarda (veya tek bir hastanın belirli dönemlerinde) bu yararlı yorumun bir süre sonra yıkıcı eleştirilere hedef olduğunu görürüz. Yorum, hastanın aldığı (ve böylece zenginleştiği) iyi bir şey olmaktan çıkmıştır artık. Eleştiri önemsiz noktalarda da yoğunlaşabilir; yorum niçin daha önce verilmemiştir; üstelik çok uzundur ve hastanın çağrışım zincirini bozmuştur; ya da çok kısadır ve analistin hastayı yeterince anlamadığını gösteriyordur. Hasetli hasta, analistin başarısını kıskanır; ve bir de analistin ve yaptığı yardımın kendi hasetli eleştirileriyle bozulup değersizleştiğini hissederse, analisti bir iyi nesne olarak yeterince içe yansıtması imkansızlaşır; o zaman yorumlarına gerçekten inanması ve onları özümsemesi de mümkün olmaz. Gerçek iknada, daha az hasetli hastalarda sık sık gördüğümüz gibi, alınan armağan için şükran duymak da vardır. Hasetli hasta, verilen yardımı değersizleştirdiği için suçluluk da duyabilir ve bu da onu analizden yararlanmaya layık olmadığı duygusuna götürebilir.

Söylemek gereksiz, hastalarımız bize çeşitli eleştiriler yöneltebilir ve bunların bazılarında haklı da olabilirler. Ama bir hastanın yararını hissettiği analitik çalışmayı küçültme ve değersizleştirme ihtiyacı bir haset belirtisidir. Aktarım durumunda, ilk evrelerde karşılaştığımız duygusal durumları hastanın ilksel deneyimlerine kadar izlediğimizde hasetin kökenini de keşfedebiliriz. Yıkıcı eleştiri, bazı paranoid hastalarda belirgindir: Analistin çalışması onları bir ölçüde rahatlatmıştır, ama yine de analizi aşağılamaktan sadistçe bir zevk alırlar. Bu türden hastalarda hasetli eleştiri ilk bakışta görülebilir; bazılarındaysa, yine çok önemli bir rol oynadığı halde, söze dökülmez, hatta bilince çıkmaz. Böyle vakalarda kaydedilen ilerlemenin yavaşlığının da hasete bağlı olduğunu kendi çalışmalarımdan biliyorum. Anlarız ki, hastanın analizin değeriyle ilgili kuşku ve kararsızlıkları aslında ortadan kalkmamıştır. Hasta, benliğinin hasetli ve düşmanca kısmını bölerek ayırmıştır ve analiste hep daha makbul sandığı yönlerini göstermektedir. Ama bu bölünüp ayrılmış parça analizin gelişimini etkilemeye devam edecektir ve zaten analizin nihai başarısı da bütünleşmeyi sağlamasına ve kişiliğin tamamına seslenebilmesine bağlıdır. Başka bazı hastalar da eleştiriden kafa karışıklığı yoluyla kaçmaya çalışırlar. Sadece bir savunma değildir bu kafa karışıklığı; aynı zamanda hastanın kararsızlığının da ifadesidir: Analist hala iyi bir figür müdür, yoksa hastanın düşmanca eleştirisi yüzünden hem kendisi hem de sunduğu yardım kötüleşmiş midir? Bu kararsızlığın anne memesiyle ilişkide yaşanan ilk sarsıntıya bağlanabileceğini düşünüyorum. Paranoid ve şizoid mekanizmaların gücü ve hasetin basıncından ötürü sevgiyle nefreti ve dolayısıyla da iyi nesneyle kötü nesneyi birbirinden ayrı tutmayı başaramayan bebek, başka bağlamlarda da iyi ile kötüyü birbirine karıştırmaya yatkın olacaktır.

Melanie Klein, Haset ve Şükran, çev. Orhan Koçak, Yavuz Erten, Metis, s. 26

Leave a comment

Filed under şey

Comments are closed.