Öncül Başka’nın sahiliğinden Öncü Başkan’ın doğruluğuna — Işık Barış Fidaner

Kamusal gerçeklik iki zeminin art arda kurulması yoluyla şekillenir.

Bunlardan birincisi sahilik zeminidir. Bu zemin şöyle der [1]: Başkasının hayalinin bağlamadığı hiç kimse yoktur. Buna göre insanlar eğer toplumsal bağlar kurmayı tasarlıyorlarsa birbirlerini hiçe sayarak hareket edemezler. Bu düşünce insanlara pozitif anlamda nasıl hareket etmeleri gerektiğini telkin etmez ama daha öncül ve negatif bir anlamda bağlayıcıdır. Sahilik zeminini oluşturan Öncül Başka, şu emirde cisimleşir: “Hiç kimse kuralsız davranamaz!” Sahilik zemininde “herkes” diye bir şey yoktur, orada ancak “hiç kimse”den söz edilebilir.

Ardından gelen ikinci zeminse hangi kurala uyulacağının pozitif anlamda telkin edileceği doğruluk zeminidir. Negatif bağlayıcılıktan pozitif bağlara geçiş, Öncül Başka’dan Öncü Başkan’a geçilmesidir. Hem sahilik zeminine yaslanan hem de onu arkaplana atan doğruluk zemini şöyle der: Başkan’ın hayali hepimizi bağlar. Hem hayal hem de simgesel bağ kurabilmek için “herkesin” rehber alabileceği bir Öncü Başkan’ın ortaya çıkabilmesi, onun şartlarını hazırlayan Öncül Başka’nın feda edilmesine, bastırılmasına, inkar edilmesine bağlıdır. Doğruluk zeminini oluşturan Öncü Başkan, şu emirde cisimleşir: “Herkes kurala uyacak!” Doğruluk zemininin ayakta kalabilmesi, başkan’ın hayalinde yaşayan “herkes” veya “hepimiz” adına başkasının hayaletini uyandıran “hiç kimse”nin tekrar tekrar feda edilmesine bağlıdır.

Öncü Başkan açısından bakılırsa arkaplanda yaslandığı Öncül Başka’nın “tohum atmadan önce toprağı çapalamak” gibi bir işlevi vardır: Sahiliğin esamesinin okunmadığı topraklarda kuralsızlık hakimdir, orada doğru ya da yanlış hiçbir kural kök salamaz, böyle bir hal “yanlış bile değil” nitelemesini hak eder. Öncü Başkan’ın doğruluğu ancak Öncül Başka’nın sahiliği ile “çapalanmış” topraklarda kök salabilir.

Demek ki Öncü Başkan aslında varlığını ve etkinliğini Öncül Başka’ya borçludur, ama o bu borcun bedelini ödemek bir yana varlığını bile asla kabul edemez. Dolayısıyla asıl gerçek Öncül Başka’nın sahilik zeminidir, Öncü Başkan’ın doğruluk zemini ise salt simgeseldir.

Fakat eğer Öncül Başka Öncü Başkan’ın toprağa saldığı köklerin bencilce istifade ve sömürü aygıtları olduğunu ilan ederse ve kendisine olan borcun ödenmesinde ısrar ederse, “herkes” hayali kovulmuş ve “hiç kimse” hayaleti geri çağrılmış olur, böyle bir gelişme ise bütün simgesel bağları tehlikeye düşürecektir.

Doğruluk ve sahilik sırasıyla insanlığın eril ve dişil yönlerine tekabül eder. İnsanlığın dünyadaki en belirgin yansıması olan simgeler eril doğruluk timsalleridir, zira her simge az çok falliktir, Öncü Başkan da bunlardan birisidir. Fakat dişil sahiliğin temsilcileri Öncül Başka’nın gerçekliği adına harekete geçerek bu fallik simgeleri yerle bir ettikleri zaman [2] bu öznelerin insanlık ve medeniyet değerlerini yadsıdıkları söylenemez, çünkü simgelerin gerçekliği simgelerin simgeliğinden daha derin bir anlamda insaniyeti teşkil eder. Simgenin simgeliği insanların hayallerini besleyen sonsuz bir memba görüntüsüdür. Simgenin gerçekliği ise bu fetişçi perdeyi düşürür ve üzeri örtülen sahilik ufkuna erişim sağlar.

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Başka(sı)nın hayali ve Fallokristal”, ayrıca bkz Doğru (özel sayfa)

[2] Slavoj Žižek: “Hegel’in ünlü kelime oyunlarından bir tanesi: Almanca zugrundegehen ifadesi parçalanma, dağılma demektir ama zu Grunde gehen harfiyen kendi zeminine ulaşma anlamına da gelir.” (Hiçten Az) Bir şeyin asıl zeminine ulaşmak için onu yerle bir etmek gerekir çünkü “Üst dil yoktur.”

3 Comments

Filed under şey