Sütur-Südur ve Yürümenin Evreleri — Işık Barış Fidaner

(öncesi: Tepkisel Sütur ve Tepkisel Südur)

images

Sütur ve süduru yürümenin evrelerine benzetebiliriz. Sütur bir ayağını öne koymadır, südur ise öbür ayağını ileriye savurmadır. Biyomekanikte bu ikisine basma/duruş fazı ve salınım/savurma fazı adları verilir [1]. Ayaklarınız uzamsal ortamda yürümenizi sağlar, sütur ve südur ise bileşimsel ortamda yürümenizi sağlar [2]. Böylece Lacan’ın Chomsky’ye neden “Ben beynimle düşünmem ayaklarımla düşünürüm” dediği de anlaşılmış olur [3].

Sütur bir ayağını öne koymadır. Bir ideolojiyi benimsemek, din değiştirmek, bir işe girmek, bir eve taşınmak, biriyle sevgili olmak yahut evlenmek, hatta doğmak ve bir isim almak, bunların hepsi sütur örnekleridir. Südur ise öbür ayağını ileriye savurmaktır, yani sütur işlemi sonucunda açılan imkanlara yönelen ruhsal yayılımdır.

Bazen ayağını bir yere koyabilmek kendi başına bir amaca dönüşür, yaslanmak ve destek bulmak böyledir. Bazense bir ayağını yere koymak, öbür ayağını ileriye savurabilmek için araçlaştırılır, buna bazen fayda veya fırsat denir, bazense serbest veya özgür olmak denir.

Tek bir zemine yaslanmayı hayatın amacına dönüştürmek ne kadar kısıtlayıcıysa, o zemini kendini ileriye savurmak için salt faydacı-fırsatçı bir araca indirgemek de bir o kadar kısıtlayıcıdır. Bu ikisini şöyle özetleyebiliriz:
1) Süturun kendi kendisini kısıtlaması olumsallıktır: “Ayağını oraya koyman şart mıydı, başka bir yere de koyabilirdin?”
2) Süturun süduru kısıtlaması imkansızlıktır: “Ayağını oradan kaldırmadığın sürece birçok şey senin için mümkün olmayacak.”

Bu iki kısıtlama “erkek adam ideali” sayılabilecek “bam bam yürüme” işini hem zorlaştırır hem de şaşkına çevirir. Eril taslama, insanın hayatın karmaşıklığını oluşturan bu iki kısıtlamayı inkar ettikçe salaklaşması olgusudur. İnsanın Ego’ya tutunması böyledir. Dişil öznelliğin bu iki kısıtlamayı hatırlatarak eril salaklaşmayı bazen dizginleme bazen de denetim altına alma çabası (bu ikincisi Süperego’dur) histeri ve dırdır mefhumlarını oluşturur (eril ve dişil boyut hem erkekte hem kadında bulunur). İnsan sürekli kendi ayağına bakarak yürüyemeyeceği için Ego inşasına ve eril taslamaya bir ölçüde başvurması kaçınılmazdır ama uzun vadede bir yere ulaşmayı düşünüyorsa şaşkına dönmeyi de göze almalıdır.

Sütur-südur döngüsünü diyalektik olarak katedebilmenin temel şartı unutmayı bilmektir. İnsan eğer sadece bilmeye odaklanırsa unutmak korkutucu bir şeye döner, sadece unutmaya odaklanırsa bilmek korkutucu bir şeye döner. Bu tuzaklardan birincisi nefretle ilgilidir (“Başıma gelenleri asla unutmayacağım!”) ikincisi sevgiyle ilgilidir (“Seni neden sevdiğimi bilmiyorum ve bilmek istemiyorum”). Unutma bilgiyi kaybettirmez, bilginin ufkunu açar. Her bilgi ayağını belli bir yere koyduğu için ufku perdelemek zorunda kalır. Unutma ise bir bilginin perdesini kaldırırken başka bir bilgiye yer açar.

Bir mecaza daha başvuralım: Bilgi unutmanın besinidir. Unutmak sindirmektir, olumsallığın ve imkansızlığın sindirilmesidir. Bilinçdışınız ruhunuzun midesi olarak karşılaştığınız herşeyi parçalayıp analiz eder ve bilmezliğinizi besler (bilginizi değil!). Unutma sonucunda şaşkınlaşma aşılır, gerekli ve mümkün olan şeylere odaklanarak yürümeye devam etmeniz kolaylaşır.

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Yürüyüş Mekanizması” Burçin Salihoğlu (imgenin kaynağı)

[2] Bkz “Uzamsal ile Bileşimsel”

[3] Bkz “Ayaklarımla düşünürüm” Jacques Lacan. Yürüme mecazı, tepkisel süturun çelme olmasını, tepkisel südurunsa tekme olmasını açıklar, bkz “Tepkisel Sütur ve Tepkisel Südur”

4 Comments

Filed under şey