Duvar Kapı Duvar: Sanal Ağanın Çökmesi ve “Sahip Çıkmak” — Işık Barış Fidaner

Gazete Duvar hadisesine yakından bakalım: Bir yanda saygın bir gazeteci “ben bu oyundan çıkıyorum” diyor ve peşinden birçok gazeteci oyunu terk ediyor, öbür yanda gazetenin resmi sahibi “yeni atılımlarla oyuna devam edeceğiz” diyor. Peki yeni “atılım”larla Duvar’dan atılan şey tam olarak nedir? Herkes bu soruyu soruyor ama Duvar kapı duvar.

Gazetecilikle ilgili hesap verebilen birinin yerine hiçbir konuda hesap vermediği görülen birinin gelmesi şeklinde gelişen süreç ister istemez bir kayyum atamasını veya bir kamu kurumunun özelleştirilmesini andırıyor. Eski oyun ile yeni oyun arasındaki fark ancak iki birey arasındaki farkla işaretlenebiliyor [1]. Oyunun bir kişi etrafında dönmesine Sanal Ağalık adını verirsek [2] Duvar’da yaşanan hadiseyi şöyle tarif edebiliriz: Güvenilir ve iyi bir Sanal Ağa gitmiştir, onun yerine tanınmayan ve güven uyandırmayan bir Sanal Ağa gelmiştir.

Duvar hadisesi üç anlamda çökmedir:
1) Yeni sahibin mevcut kuruma çökmesidir.
2) Eski sahibin çöküp oyundan çekilmesidir.
3) Sahiplik iddiası ilkesiz kaldığı ölçüde etik çöküştür.

Bu problem Türkçe “sahip çıkmak” kavramı ile onun İngilizceye harfiyen tercümesi olan “own up” kavramı arasındaki tezatlıkla ilgilidir:

Türkçede birine veya bir değere “sahip çıkmak” sözünün ilk çağrışımı onunla dayanışmak ve ona destek vermektir. Ama eninde sonunda “sahip çıkan” taraf sahip çıkılan tarafın veya değerin Sahibi yani Efendisi olmaya meyleder.

İngilizcedeki “own up” sözü ise Türkçedeki kavramın tam tersi anlama gelir: Kendi kusurunu, hatasını veya eksikliğini kabullenmektir. Türkçe “sahip çıkma” eyleminde eksik olan unsur işte tam da bu “own up” işidir.

Sanal ağalık sisteminden çıkış “own up” ile başlar, Kural-Kurul-Kurum-Kuram adımlarıyla devam eder [3]:

1) Kural: En alakasız sanal grupta bile etkileşimler sağlıklı yürüsün diye “herkese asgari saygı gösterilecek, kimseye hakaret edilmeyecek” gibi kurallar uygulanırken yüzbinlerce okura seslenen bir yayın organında yetkili kişilerin hiçbir kurala bağlı olmadan birbirlerini oyun dışı bırakmaları etiğe sığar mı? Ne yazık ki “Duvar” ismi “kapı duvar” deyimini çağrıştırarak soruların karşılıksız ve muhatapsız kalmasını normalleştirmekte. Sanal Ağalık sisteminden çıkılacaksa Kurallar konusu ciddiye alınmalı.

2) Kurul: Kurallar aynı zamanda onları işletecek kurullar toplama nedenidir. Marka ile kurum arasındaki fark budur: Marka sadece popülerliğe (takipçi sayısına) tutunur, tanıdığı tek kural markayı güçlendirmektir (“atılım” yapmaktır) o yüzden markanın Ego inşasını zedeleyen kim olursa olsun derhal saf dışı edilir (“atılır” veya ayağı kaydırılır). Kurumlarda ise kurallar ve onları işleten kurullar vardır. Kural ve kurul olmadan Kurum da olmaz.

3) Kurum: Markalarda yayın çizgisi olmaz, bir markayı yönlendiren tek çizgi kendi Ego inşasını gürbüzleştirip semirmek ve günün birinde daha büyük bir balığın (sermayenin) gelip onu ham yapmasına hazırlanmaktır. Kurumda ise yayın çizgisi diye bir şey vardır. Bir derdi vardır, satmaktan imtina ettiği bir davası vardır, söyleyecek bir sözü vardır.

4) Kuram: Söyleyecek sözü olmak, düşünebilmeyi gerektirir, yani bilişsel bedelden kaçınmamayı gerektirir. Teoriden beslenmek budur. Eğer bir kurum çelişkilere tahammül edemezse, çatışmalar sanki hiç olmamış gibi laylaylom diye dolaşırsa, hiçbir düşünce faaliyetini göze alamaz hale gelir ve sonunda teori düşmanı olup çıkar. Söyleyecek hiçbir sözü kalmaz ve markalaşır.

Özetle: “Own up” yapmayan sahip de çıkamaz.

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Meselenin “editoryal bağımsızlık anlayışı” olduğu anlaşılsa bile çıkan sorun ancak iki birey arasındaki fark olarak işaretlenebilmektedir.

[2] Bkz Sanal Ağa (özel sayı)

[3] Bkz “Sanal Ağa Özentilerine Karşı: Kural, Kurul, Kurum, Kuram”

3 Comments

Filed under şey