İmlendiren ve İmleten: Kısır Sonsuz ve Nostaljezik — Işık Barış Fidaner

İmleyen üç bileşenden oluşur: Hayali bileşeni simleyen, simgesel bileşeni imlendiren, gerçek bileşeni imletendir. Simleyeni önceki yazıda ele aldık, şimdi diğerlerini tanıyalım [1]:

İmlendiren, öznenin başka imleyenlerdeki söylentisidir.

İmleten, öznenin başka imleyenlerdeki yankısıdır.

İmlendirme, imrendirmeyi ve iğrendirmeyi yankılar. İmletme, inletmeyi ve çınlatmayı yankılar. 

Türkçede “Söyleyene değil söyletene bak” diye bir özdeyiş vardır. Bu söz dikkati simgeselden alıp gerçeğe doğru yöneltir. “Sergilenen meşkin büyüsüne kapılma, asıl kime ilan-ı aşk edildiğine bak” anlamına gelir. Dikkat çekilen maşuk mesela bir kadın veya Tanrı olabilir. Bunun yankıbilime uyarlaması şöyledir: İmleyene değil imletene bak! [2]

Eğer ufkumuz imleyenlerle sınırlı olursa, art arda birbirini imlendiren söylentilerin sonu gelmez zincirine kapılıp gideriz. Lacan’ın S2 ile simgelediği imleyenler zinciri olarak “bilgi” böyledir. İmleyişin özyinelemesini izlersek sonsuz döngüye kapılırız, çünkü her imleyen kendi temelsiz varlığını ussallaştırmak için bir başka imleyeni çağıracaktır (sözlükte her kelimenin başka kelimelerle tanımlanması gibi) [3]. İnsanı asıl imrendiren ve iğrendiren unsur imlendirmenin bu kendi içine kapanan kısır sonsuzudur.

Yok eğer ufkumuz imleyenlerle sınırlı kalmayıp öznenin gerçeğine erişebiliyorsa, özneyi imleyenleri kateden bir yankı olarak, inleme veya çınlama olarak, yani imleten olarak algılayabiliriz. Sahi sonsuz öznenin imletimidir. Metonimik zinciri imlendirme yoluyla ilerleten asıl sebep özneyi imleten arzudur. Arzu özneye ait bir imletiştir, dürtü öznesi olmayan bir imletiştir. İkisini de imleten şey küçük a nesnesidir (arzuda kayıp nesne olarak, dürtüde nesne-kayıp olarak). İş-bilgisi (know-how) ve iş-başında-bilginin (knowledge-at-work) dayanağı bu imletiştir [4].

İmleyene değil imletene bak! Bu söz özneyi yabancılaşmadan ayrılmaya çağırır. Hazır simgesel destekleri yitiren özne ilk başta melankoliye kapılabilir ama sonunda yasını tutup melankolik tortuları çözdürecek ve simgeleme yollarını açacaktır. İmleyenden ayrılmak özneyi imlendirilmekten kurtarır, yani onu söylentilerin ayartısına bağışık kılar. Böylece özne söylentilerle beslenip güçlenen bir Üstben’in altında ezilip büzülme tehlikesinden de kurtulmuş olur. İmletenin farkına varan özne imlendiren karşısında bilme açlığı çekmez; antika terimlerle ifade edersek, illet-i merakiyye veya sevda-yı merakiyye’ye kapılmaz. İmleyenler zinciri olarak “bilgi” talebinden vazgeçtiği ölçüde, yani hem kendisinin hem de başkalarının bilmezliği ile barıştığı ölçüde, iş-bilgisine ve iş-başında-bilgiye erişmesi mümkün olur. İmletim bakımından çalışmak ve yas tutmak özdeştir, ikisi de özneyi nostalji ayartısına bağışık kılar, ikisi de nostaljeziktir.

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “İmleyen ve Simleyen: Çaba ve Emek”

[2] Bkz “Sinyal gürültünün kendi yankısıdır: Yankıbilim ve Yankıkırım”, “(S)övgürültü, Sürgürültü, Özgürültü, Döngürültü”, “Aşk ile Meşk”

[3] Bkz “Cinsel fark ve özyineleme”, “Turing Makinesi ve Lacan: Yazma ve Durma”

[4] Bkz “İş-bilgisi’nden Episteme’ye” Jacques Lacan; “İş-başında-bilgi, Gerçek Angajmanlı Çabadır”

3 Comments

Filed under şey