İki Tip Ahmak (Budala, Bön) ve Aptal/Abdal — Slavoj Žižek

Ahmaklığın iki zıt tipi vardır. Birincisi bir türlü “jetonu düşmeyen” (kimi zaman) aşırı zeki öznedir; durumun mantığını kavrar ama bağlamda gizlenen kuralları gözden kaçırır. Mesela ilk New York ziyaretimde kafeteryadaki garson bana “Gününüz nasıl geçti?” deyince sahiden soru sorduğunu zannedip cevap vermiştim (“Çok yoruldum, gündüzüm gecem altüst oldu, içim sıkıldı…”), tabi o da öylece yüzüme baktı, tam bir budalaymışım gibi… Haklıydı da, işte bu tip ahmaklık budalalıktır (idiot).

Alan Turing bir budalalık timsaliydi: Olağanüstü zekasına rağmen bağlamda örtük kalan kuralları işleyemediği ölçüde psikotiklere benziyordu. Edebiyatta Jaroslav Hašek’in iyi asker Švejk’ini anmadan geçemeyiz, bu karakter siperdeki askerlerin düşman askerlere ateş ettiğini görünce tarafsız bölgeye koşup bağırmaya başlar: “Durun ateş etmeyin, karşı tarafta insanlar var!” Gerçi budalalığın asıl modeli Andersen’in masalında imparatorun çıplak olduğunu kamuoyuna deklare eden saf çocuktur, böyle beyanlar yapan budala Alphonse Allais’nin tabiriyle elbiselerimizin içinde hepimizin çırılçıplak olduğu gerçeğini gözden kaçırmış olur.

Budalalığın zıttı ikinci ahmaklık tipi bönlüktür (moron): Sağduyuyla iyice özdeşleşip “büyük Öteki” görüntüsüne vekalet edenlerin ahmaklığıdır. Bönlüklerde listebaşı olan Yunan tragedyasındaki Koro, konserve kahkaha veya ağlama rolü oynar, işlenen her amele dair bilgece bir laf etmeye hazırdır; yine bönlük kapsamında “zehir hafiye”lerin sağduyulu “ahmak” ortaklarını da anmalıyız: Sherlock Holmes’un Watson’u, Hercule Poirot’nun Hastings’i… Bu tipin tek işlevi zıtlık yoluyla hafiyenin ihtişamını vurgulamak değildir; hafiyenin işini yapabilmesi için vazgeçilmez bir role sahiptir. Romanlardan birinde Poirot Hastings’e nasıl bir rol oynadığını izah eder: Hastings’in sağduyulu bir dalgınlıkla suç mahallini görünce verdiği tepkiler, tam da katilin işlediği amelin izlerini sildikten sonra halktan almayı beklediği tepkilerle örtüşür; hafiye de ancak ortağının verdiği tepkilere bakarak suçun nasıl işlendiğini çözebilir: Sağduyulu “büyük Öteki”nden beklenen tepkiyi analize katıştırmak şarttır.

Peki bu iki zıt tipi ayırt etmek kafi midir? Mesela budalalığı çok normal ve alelade gösterebilen (daha fazlasını yapan) Franz Kafka’nın eşsiz üstün yeteneğini nereye koyacağız? (“Kanun Önünde” meselinin ardından papazla Josef K. arasında geçen abartılı “budalaca” akıl yürütmeyi düşünün.) Bu üçüncü konumun İngilizcesini bulmak için Wikipedia’nın “imbecile/embesil” tanımına bakmamız yeterlidir:

Embesil ortalama veya ciddi zihinsel yavaşlıktır veya bir suçlu tipidir. Latince zayıf veya zayıf zihinli anlamındaki imbecillus sözcüğünden gelir. ‘Embesil/imbecile‘ bir zamanlar IQ skalasında ‘bön/moron‘ (51-70 IQ) ve ‘budala/idiot‘ (0-25 IQ) arasında kalanlara (26-50 IQ) atıf yapardı.

Yani çok fena değildir, bönün altında ama budalanın ilerisindedir. Arada derede kalma hali şu fıkrayı anımsatır:

Birinci Dünya Savaşı’nda Alman karargahı Avusturya-Macaristan Karargahıyla haberleşir. Berlin Viyana’ya şöyle bir telgraf gönderir: “Bizim cephede vaziyet ciddi ama fecaat değil.” Viyana’dan yanıt gelir: “Bizdeyse vaziyet fecaat ama ciddi değil.”

Embesil bönden daha aptal olduğu için fecaattir ama budaladan daha zeki olduğu için ciddi değildir. Fıkradaki mesajın Avusturyalı bir embesilden gelmesi de manidardır.

Peki “em-” ile yadsınan “besil” kökü nereden gelir? Bu köken bilinmese de Latince baculum‘dan (sopa, baston, asa) türediğini varsayabiliriz, yani “em-besil” bastondan destek almadan yürüyen birisidir. Hepimizin konuşan varlıklar olarak yaslanmaya mecbur kaldığı baston dil olduğuna göre, Lacan’ın “büyük Öteki” dediği simgesel düzen olduğuna göre, mesele netleşir ve mantık kazanır.

[Türkçede “aptal” burada tanımlanan em-besil anlamını isabetle karşılar:
1) Aptal Osmanlıca abdaldan gelir (wiktionary).
2) Abdal Arapça bedeller demektir.
3) Bedelin bir anlamı: yerine geçen, ikame, halef.
4) Bedelin diğer anlamı: iyi adam, dinibütün, aziz.
Demir çarık demir asa yollara düşen abdal toplumsal düzenin bastonuna yaslanmamayı (em-besil) seçtiği için aptallık etmiş sayılır.]

Böylece budala-aptal-bön üçlemesi anlam kazanır: Budala tek başına durur, büyük Ötekinin dışındadır; bön büyük Ötekinin içindedir (konuştuğu dilin içine salakça/asalakça dalmıştır), aptal (em-besil) ise ikisinin arasında kalır – büyük Ötekinin lüzumunun farkındadır ama ona yaslanmamayı seçmiştir, büyük Ötekine güvenmez, aptalın Tanrı’yla münasebeti Sloven punk grubu Laibach’ın tanımladığı gibidir (dolar banknotundaki “Tanrı’ya güveniriz” sözüne atıfla):

Amerikalılar gibi biz de Tanrı’ya inanırız ama Amerikalıların aksine biz ona güvenmeyiz.

Lacanca tabirle aptal büyük Ötekinin yokluğunun farkındadır, onun tutarsız, “engelli / üstü çizili” (barred) olduğunun farkındadır. Bu yüzden IQ skalasında aptalın üstünde görünen bönün fazla akıllı olması onun kendi esenliği için pek hayırlı olmaz (entelektüellere böyle demeyi sevenler aptallar değil reaksiyoner bönlerdir).

Filozoflardan Wittgenstein ileri evresinde bu anlamda aptallık timsali olmuş ve büyük Öteki meselesinin çeşitlemeleriyle takıntılı uğraşlara girmiştir: Konuşmamızın tutarlı olduğunun güvencesini verebilen bir muhatap var mıdır? Konuşmamızın kuralları hakkında kesin sonuçlara varabilir miyiz?

Lacan da “yeni bir imleyene doğru” (vers un signifiant nouveau) seminerini şöyle bitirirken aynı aptal konuma işaret etmez mi?:

Ben ancak nispeten aptalım –yani herkes kadar aptalım– belki azıcık aydınlanmış olduğum için.

Burada aptallığın izafiyeti –”tamamen aptal olmamak”– tamamsız (non-All, pas-tout) anlamda okunmalıdır: Mesele Lacan’ın tamamen aptal olmadığını ispatlayan kimi ilmi vukuflara sahip olması değildir. Lacan’da aptalca olmayan hiçbirşey yoktur, aptallığı ihlal eden hiçbir istisna yoktur, yani Lacan’ı “tamamen aptal” olmaktan alıkoyan tek şey onun aptallığının tutarsız/tamamsız kalmasıdır. Herkesin katıldığı bu aptallığın adı da elbette büyük Ötekidir.

1970’lerde Edgar Snow’la yaptığı röportajda Mao Zedong şemsiyeli kel bir keşiş olduğunu söylemişti. Elinde şemsiye tutmak kendini göklerden/cennetten ayrı tutmayı imler, Çincede “saç” karakteri de kanun ve gökleri kastettiğine göre [“kel” karakteri de tamamsızlığı kastettiğine göre] Mao –Lacancaya tercüme edersek– büyük Öteki boyutundan ayrı durduğunu söylemiştir, işlerin normal gidişatını düzenleyen göksel düzenden ayrı durduğunu söylemiştir. Bu ifadenin paradoksal [saçmantıklı] yanı ise Mao’nun hâlâ kendini bir keşiş saymasıdır (keşiş sayılanlar genelde kendi yaşantısını göklere/cennete adayan insanlardır) – göklerden ayrı duran bir keşiş nasıl olunacaktır? [Göklere vekalet yerine elçilik ederek!] İşte bu “aptallık/abdallık” radikal devrimcinin (ve analizcinin) aldığı öznel konumun nüvesini oluşturur.

Hiçten Az (2012) kitabının giriş paragrafları

Türkçesi: Işık Barış Fidaner, Tülin Erinç

Aptal/Abdal budala ve bön arasında ikilemli bir rol oynar:
1) Budala karşısında çaylak kılığına girer. Örnek: “Hocam” diyen öğrenci.
2) Bön karşısında salağa yatar. Örnek: “Tabi muhakkak” deyip bildiğini okumak.

İzleyiniz: “Günün Hikâyesi: Arabulucunun Dilemması” Tülin Erinç

“Mecaz Hakikatin Köprüsüdür, Mecaz-ı Mürsel Sahiliğin Elçisidir”, “Taslama ve Tasavvuf: Deli, Dahi, Aziz”, “Ay yarıktır: Kapsam, Saklam, Bağlam”, “Hafiye öyküleri ne bakımdan hayırlıdır” G. K. Chesterton, “Büyük Çaylak” Leonardo da Vinci, “Gülşen’in sahnesi: Kendinibütün, Kendindar, Kendinsiz”, “İlksel Yalan: Proton Pseudos” Slavoj Žižek, “Kral Yolu: Rüyalar ve Tarot” Julie Gillentine, Felsefi Tarot: Biricik Dünya // Arzuya Riayet // Çiçek Sözü

foolTarotta Fool/Aptal kartı: Değneğe yaslanmadan, onu omzuna alarak, arkasından havlayan köpeğe rağmen bilinmezin eşiğinde duran, uçurumdaki karakter.
Bilinmez: Büyük Öteki’ye yaslanmamak.
Uçurum: Dahi (budala/idiot).
Köpek: Büyük Öteki’nin içinde olan (bön/moron).
Aptal: İkisi arasındaki arabulucu karakter (aptal/abdal/imbecile). (T.E.)

1) Çaylak kılığına girmek Apolloncu ayık budalayla baş etmek içindir.
2) Salağa yatmak Dionysoslu esrik bönle baş etmek içindir (-sos-lu: kıstas yok).
3) Aptalın abdallığı hermetik bayıklıktır (Herr-matik: imleyenler makinesi).

“a pollo niye’n”
diyen iyi sos yan
(pollo: tavuk)

Hazcı/düzenci ikileminden sıyrılmak: “Öğrenin, öğrenin ve öğrenin” Slavoj Žižek

1) bu-dala tutunayım ben en iyisi!

2) bön vivant hahaha! :))

3) ab-dal : su gibi akan dalda büyümek

4) fay-dalı : ışık çatlaklardan girer

5) apt-all : uyumlandın mı şimdi?

6) up-tall : boyun mu uzadı yani?

7) up-to-owl : gene işimiz baykuşa kaldı desene!

Bkz “Çizili baykuş ormanın içinden seslenir: “Kim yapar yemeğini?”” Rebecca Pugh

A(B,B)+A/A : Yaptığınız her başvuruda (bakış açısı gereği) A/A’yı beklediğinizi zannetseniz de sonradan (dinleme açısı gereği) A adına B,B’yi beklediğinizi fark edersiniz. Bkz “İki Kişi Bakışırken Üçüncüye Beklemek Düşer: Bakış Açısı (Görme Duyusu) ve Dinleme Açısı (Duyma Görüsü)”, “X ve Z bakışırken Y’ye beklemek düşer”, “Ahmakina” Radiohead

16 Yorum

Filed under çeviri

16 responses to “İki Tip Ahmak (Budala, Bön) ve Aptal/Abdal — Slavoj Žižek

  1. Geri bildirim: Etiği senin kemi benim! Kim er ha? Maskeli balo ve onun sahte yüzleri — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: Kaplan ve Yunus — Alice Phoebe Lou | YERSİZ ŞEYLER

  3. Geri bildirim: Geçit Töreni — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER

  4. Geri bildirim: Terazi (hayvancık işareti) ve Sokrat — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  5. Geri bildirim: Hermetik: Herr-matik | YERSİZ ŞEYLER

  6. Geri bildirim: Kova (hayvancık işareti): Suyu Taşıyarak Dünyalaşmak — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  7. Geri bildirim: Perdecilik aptalların metafiziğidir, Olguların perdelenen keyfiyeti onların olmayışından ibarettir (occultism, qualitas occulta) — Theodor Adorno | YERSİZ ŞEYLER

  8. Geri bildirim: Bakakalma/Gülekalma: Önemli detaylarda kaybolalım! (mantık hatası) — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  9. Geri bildirim: Bakakalma/Gülekalma (mantık hatası): Önemli detaylarda kaybolalım! — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  10. Geri bildirim: Mesele sen değilsin bencillik etme (mantık hatası) — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  11. Geri bildirim: Ab-sens (anlamsızı) | YERSİZ ŞEYLER

  12. Geri bildirim: Halife ve Abdal: Vekil ve Elçi — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  13. Geri bildirim: Hazzet-ve-hazmet-ve-hizmet, Savaş-ya-da-sıvış-ya-da-seviş, Donakalma/bakakalma/gülekalma — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  14. Geri bildirim: Nazar değirmeni Nazariye: Nazarı ye! Nazar değirmen lazım! — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  15. Geri bildirim: Ne Münasebet? Bön Vivant! (abartılı bir karikatür) — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER

  16. Geri bildirim: Her Medya: Bitmemesi — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER