Eriyor olacağım! Sigmund Freud ve Nasreddin Hoca: Kazanmaya inanıyorsun da kaybetmeye neden inanmıyorsun? — Işık Barış Fidaner

Sigmund Freud’un Şakalar ve Bilinçdışıyla İlişkileri (1905) kitabında anlattığı ‘kazan mantığı’nı anımsayalım (kettle logic):

Yalıtık tutulan kusurları bir araya getirmeyi reddetme tavrı insanları çok güldüren bir fıkrada (daha doğrusu safsatada) da geçer:

A B’nin bakır kazanını ödünç alır ama geri verdikten sonra B onu dava eder çünkü ortasında açılmış kocaman delik yüzünden kazan kullanılmaz haldedir. A kendini şöyle savunur:

— Birincisi, ondan kazan mazan ödünç almadım; ikincisi, kazanı ödünç aldığımda zaten ortası delinmişti; üçüncüsü, kazanını hiç hasar görmemiş halde ona iade ettim.

Her savunma kendi başına geçerli olabilse de bir araya gelince birbirlerini dışlarlar. A, bağlı bir bütün sayılması gereken şeyleri birbirinden yalıtık tutmuştur… Denebilir ki A “ya öyle ya böyle” demesi gerekirken “hem öyle hem böyle” demiştir.

Özetle: Açıklamaların birbiriyle çelişmesi hepsinin birer mazeret olduğunu açığa vurur. Bu epey gülünç hikayeye Freud ‘fıkra’ yerine ‘safsata’ demek ister çünkü kazanın gerçek bir cisim oluşuna saygılıdır. Oysa fıkradaki kazanı birkaç kez üst üste soyutlarsak (sicimlersek) nasıl bir gerçeği cisimlediği bulanıklaşır:

1) Kazan, bozulabilen herhangi bir teknolojik aygıttır.
2) Kazan, başarıyla işletilebilen herhangi bir süreçtir.
3) Kazan, eril öznenin tasladığı kimliktir, fallustur.
4) Kazan, kazanılan ve kazandıran herhangi bir değerdir.

Bu soyutlama/sicimleme hem fıkranın gülünçlüğünü algılamayı kolaylaştırır, hem de onu yeni çağrışımlarla zenginleştirmeyi sağlar:

1) Kazan-kazan: Rekabet eden değerlerin beslenip güçleneceği zannı.
2) Senin kazan doğurdu: Nasreddin Hoca fıkrası.

Muhtemelen biliyorsunuz ama yine de Nasreddin Hoca’nın kazan fıkrasını bir kez daha anlatalım:

Nasreddin Hoca komşusunun kazanını ödünç almış. Sonra iade ederken içine bir tencere koyup komşusuna şöyle demiş:
— Müjde! Senin kazan doğurdu!
Tencereyi almak işine geldiği için komşu Hoca’nın açıklamasına itiraz etmemiş.

Daha sonra hoca kazanı bir kez daha isteyince komşu ‘bir tencere daha gelecek’ hayaliyle seve seve kazanı Hoca’ya ödünç vermiş. Ama bu sefer Hoca eli boş dönmüş ve komşuya şöyle demiş:
— Başın sağolsun! Senin kazan öldü!

Bu neticeden memnun olmayan komşu itiraz etmiş:
— Aman hocam, kazan hiç ölür mü?
Bizim hoca durur mu, hemen cevabı yapıştırmış:
— Velev ki kazanın doğurduğuna inandın, o zaman öldüğüne de inansana!

Bu fıkra rekabetçi ‘kazan-kazan’ çağrışımına kolayca bağlanır:

1) Kazanın doğurduğuna inanmak, rekabetçiliğin insanları güçlendirdiğine inanmaktır (işine geldiği sürece).
2) Kazanın öldüğüne inanmamak, rekabetçiliğin insanları ezip bitirdiğine inanmaya inatla direnmektir.

Bu iki anlamı tek bir sözde yoğunlaştırabiliriz:

Eriyor olacağım!

1) A’nın öne sürdüğü mazeretlerden sahiden asıl esas kesin muhakkak doğru olanı seçerek hakikate eriyor olacağım.

2) A’nın piyasaya sürdüğü çok sayıda mazeret arasında durmadan mekik dokumak suretiyle bitkinleşip eriyor olacağım.

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Bkz “Inception ve Ontoanaliz: Başlandırı’daki topaç Ötekinin eksikliğidir”, “Tezahürriayet: İhtizaz ve İhtisar”, “Azar Azar Arzula(la)tan İdealizme Karşı Fırıl Fırıl Dön-Dür(tüley)en Maddecilik” Slavoj Žižek, “Eril kimlik taslama (imposture) ile dişil kılık değiştirme (masquerade)” Jennifer Friedlander, “Yabancılaştıran Velev Ki: Ölümcül Etmen” Jacques Lacan

1 Yorum

Filed under şey

One response to “Eriyor olacağım! Sigmund Freud ve Nasreddin Hoca: Kazanmaya inanıyorsun da kaybetmeye neden inanmıyorsun? — Işık Barış Fidaner

  1. Geri bildirim: Nevmelek — derleme | YERSİZ ŞEYLER