Category Archives: çeviri

Freud ve Siyasallık (4) — Mladen Dolar

UNBOUND Vol. 4: 15, 2008, Türkçesi: Işık Barış Fidaner

(3)

Psikanaliz ile siyasallığın çetrefil bağlantısına yaklaşmanın başka bir yolu, bizi Freud’un önemli metni Grup Psikolojisi ve Ego Analizi‘ne geri götürür. Metnin başındaki varsayımın grup yapısı ile ego yapısının birbirini gerektirmesi olduğunu, ikisi arasında pürüzsüz –dikişsiz– bir geçiş olduğunu görmüştük. Bunun terimleri tam olarak nedir? Nereden başlarız? Nereye varırız? Hangi yoldan? İşlere bakmanın spontane bir yolu şöyledir: Freud “bireysel” psişik yapı ile yola çıkmıştır, burada toplumsal ilişkilerin Ödip ile özetlenen asgari bir çekirdeği vardır. Birey ancak “aile” yapısı içinde özneye dönüşebilir, ve yetkilenmenin anahtarı, onun gizli membası ve kaynağı, onun sırrı, baba uğrağıyla olan ilişkide aranmalıdır. Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri

Freud ve Siyasallık (3) — Mladen Dolar

UNBOUND Vol. 4: 15, 2008, Türkçesi: Işık Barış Fidaner

(2)

Bazı başka yollardan Freud geniş anlamda siyasi çizgi sayılabilecek bir şeye yaklaşır: Toplumsal sıkıntıları tedavi edecek bir kaide, bir kural, bir çare önerir. Kimi eserlerinde Freud (kendi kendisini “eski ekolden bir liberal” olarak tarif etse de) bir demokrasi savunucusu değil, bir diktatörlük (Diktatur) savunucusu olarak belirir. Herhangi bir diktatörlüğü değil, aklın diktatörlüğünü savunur, şayet bu hafifletici bir sebep olacaksa. Einstein ile “neden savaş?” sorusu ve savaşın nasıl önleneceğini ele aldığı meşhur diyaloğunda, savaşa karşı ideal çare olarak şu öneriyi yapar: “İdeal koşul, kendi dürtüsel hayatlarını aklın diktatörlüğüne tabi kılmış insanların topluluğu olurdu elbette. Aralarında duygusal bağ bulunmadığı halde insanları bu kadar bütünüyle ve sıkı sıkıya birleştirebilen başka hiçbirşey yoktur. Fakat bu muhtemelen Ütopik bir beklentidir” (PFL 12, p. 359-60). Continue reading

2 Comments

Filed under çeviri

Freud ve Siyasallık (2) — Mladen Dolar

UNBOUND Vol. 4: 15, 2008, Türkçesi: Işık Barış Fidaner

(1)

Freud’un geniş anlamıyla siyasi hamleye benzer bir şeyler yaptığı kimi yollar vardır, ama bunlar hep zor sorunlara yol açar. Belki de nihayetinde bunlar yapılmaması gerekenlerdir, izlenmemesi gereken modellerdir. Bu yazıda bunların üçünü ele alacağım: Psikanalitik bir kurum oluşturma sorunu; toplumsal huzursuzluğa (Unbehagen) çözüm olarak akla ya da Eros’a, libidoya güvenme sorunu; grup psikolojisi ve onun inşası sorunu. Bunlar çok farklı meseleleri içerir, ama bana göre bunların düştüğü çıkmazlar aynı ortak zemine işaret eder, bu da belki meseleyi aydınlatmamıza yardım edebilir.

Continue reading

2 Comments

Filed under çeviri

Dünya yok — Battlestar Galactica

Miniseries 2. bölümden bir sahne. Bill Adama, askeri komutandır. Laura Roslin, sivil başkandır.

(Cylon saldırısından kaçtıktan sonra yapılan toplu cenaze merasimi)

Bill: Elosha, insanlığın 13’üncü kolonisi var, değil mi?

Elosha: Evet. Papirüslere göre 13’üncü kabile İlk Günlerde Kobol’dan ayrılmıştır. Uzaklara seyahat etmiş ve uzak ve bilinmeyen bir yıldız etrafında dönen Dünya adlı bir gezegene yerleşmiştir.

Bill: Bilinmeyen değil. Nerede olduğunu biliyorum! Dünya, bizim en sıkı korunan sırrımızdır. Koordinatları sadece filonun en yüksek komutanları biliyordu, kamuoyuyla paylaşmaya cesaret edemedik, hele de Cylon tehdidi varken. İşte şimdi gideceğimiz bir sığınak var, ve Cylonların bu sığınak hakkında hiçbir bilgisi yok! Kolay bir yolculuk olmayacak. Uzun ve çetin olacak. Ama size bir söz veriyorum. Burada yatanların hatırası adına, onu bulacağız. Ve Dünya bizim yeni evimiz olacak. Hepimiz böyle deriz! Continue reading

Leave a comment

Filed under çeviri

Freud ve Siyasallık (1) — Mladen Dolar

UNBOUND Vol. 4: 15, 2008, Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Freud’da siyasallık, masumiyet havası altında en zor, hatta imkansız bir konuyu saklar. İki terim de tekanlamlı olmaktan uzaktır – öyle görünmese de, Freud adıyla ne kastedildiği, ismini saran haleye ve ünlenmesinden çıkan genel yaygaraya rağmen ya da bunlar yüzünden, hiç net değildir … siyasallıkla ne kastedildiği de, insanın sürekli her cepheden her şekil ve boyda siyasete boğulmasına rağmen ya da bu yüzden, hiç ama hiç net değildir. En ince zorluk, ikisinin mümkün kesişimindedir. Konudan söz etmek yerine konu hakkında konuşmanın imkansızlığından söz ederek yapısökümcü bir belagate girişme ayartısı güçlüdür. Bu ayartıya elimden geldiğince direneceğim.

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri

Eril kimlik taslama (imposture) ile dişil kılık değiştirme (masquerade)— Jennifer Friedlander

“Kadın” ve “Erkek” dediğimde elbette ne biyolojik kategorilerden ne de onların kültürel kılıflarından söz ediyorum, daha ziyade, simgesel sistemin kimlik vermeyi becerememesi karşısında öznenin alabileceği iki konumdan söz ediyorum. Hem Freud hem de Lacan’a göre, cinsel fark, nazar (gaze) ve punctum‘daki (Barthes) görsel bozulmalar gibi, simgeselin başarısızlığından ortaya çıkar. Joan Copjec’in sözleriyle, cinsiyet ancak “söylemsel pratiklerin bocaladığı yerde” belirir, “anlam üretmeyi başardığı yerde asla değil” (Copjec, Arzumu Oku 204). İki cinsiyet, simgeselin başarısız olmasının mantıken mümkün iki yolunu belirtir; onun iki “tekleme şeklini” (Copjec 213) temsil eder [1]. Lacan’ın sözleriyle, “cinsel ilişkiyi berbat etmenin bir erkek yolu vardır, ve bir başka … dişi yolu vardır” (Lacan, Encore 58, 57). “Bu berbat etme,” Lacan’ın iddiasına göre, “bu ilişkiyi gerçekleştirmenin tek yoludur, şayet benim dediğim gibi cinsel ilişki diye bir şey yoksa” (Lacan 58). Lacan’a göre, eril tekleme şekli fallik imleyene [Φ] tekabül eder, dişil şekil ise Öteki’ndeki eksikliğin imleyenine [S(Ø)] tekabül eder. Cinsiyetlenme konumları, o halde, gelenek ya da doğa yoluyla ortaya çıkmaz, mantık yoluyla ortaya çıkar, Lacan’ın önerdiği ve Joan Copjec’in Arzumu Oku‘da titizlikle tahlil ettiği matematiksel formül bunu gösterir.

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri

İdeal Ben, Ben İdeali, Üstben, Arzu Yasası — Slavoj Žižek

Özneyi etik davranmaya iten fail için Freud üç ayrı terim kullansa da –ideal ben’den (Idealich), ben ideali’nden (Ichideal), ve üstben’den (Überich) söz eder– kural olarak bu üçünü birleşik düşünmüştür (birçok yerde Ichideal oder Idealich (ben ideali veya ideal ben) ifadesini kullanır, ve Ben ve O‘nun üçüncü bölümünün başlığı şöyledir: “Ben ve Üstben (Ben İdeali)”). Lacan ise bu üç terimi kesin olarak birbirinden ayırır: “İdeal ben”, öznenin idealleştirilmiş öz-imgesini temsil eder (nasıl olmak istiyorsam öyledir, başkaları beni nasıl görsün istiyorsam öyledir); ben ideali, ben-imgem ile etkilemeye çabaladığım faildir, bana nezaret eden ve beni elimden geleni yapmaya iten büyük Öteki’dir, takip ettiğim ve gerçellemeye çabaladığım idealdir; üstben ise aynı failin kinci, sadist, cezalandıran tarafıdır. Bu üç terimin altında yatan yapılandırıcı ilkenin Lacan’ın üçlemesi İmgesel-Simgesel-Gerçek olduğu nettir: İdeal ben imgeseldir, Lacan ona “küçük öteki” der, ben’imin idealleştirilmiş ikiz imgesidir; ben ideali simgeseldir, simgesel özdeşim noktamdır, kendimi gözlemlediğim (ve yargıladığım) büyük Öteki noktasıdır; üstben gerçektir, asla tatmin olmayan bu acımasız fail beni imkansız taleplere boğar ve bu talepleri karşılamayı beceremedikçe benimle alay eder; “günahkar” güdülerimi baskılayarak üstben’in lüzumlarına layık olmak için ne kadar çok çaba gösterirsem, üstben’in gözünde o kadar suçlu olurum.

Continue reading

Leave a comment

Filed under çeviri

Günümüzde Hegelci olunabilir mi? — Slavoj Žižek

Slavoj Žižek — 28 Ekim 2019 — thephilosophicalsalon.com

Ben Hegelciyim – ama hangi Hegel’den söz ediyorum? Hangi konumdan konuşuyorum?

İyice basitleştirirsek, benim felsefi duruşumu tanımlayan üçlü, Spinoza, Kant ve Hegel’dir. Spinoza muhtemelen gerçekçi ontolojinin zirvesidir: Dışımızda tözsel bir gerçeklik vardır ve aklımız yoluyla onu örten yanılsamaları kovarak bu gerçekliği bilebiliriz. Kant’ın aşkınsal hamlesi bu düzene radikal bir ayırı (gap) getirir: Şeylerin kendi içinde oldukları haline asla erişim kazanamayız, aklımız fenomenler sahasına sıkışmıştır, eğer fenomenlerin ötesinde varlığın bütünlüğüne ulaşmayı denersek, zihnimiz ister istemez antinomilere ve tutarsızlıklara kapılır. Hegel’in yaptığı şudur: Fenomenlerin ötesinde kendi-içinde hiçbir gerçeklik olmadığını koyutlar, ama bu “Herşey fenomenlerin etkileşiminden ibaret” demek değildir. Fenomenal dünya imkansızlık engeliyle işaretlidir, ama bu engelin ötesinde hiçbirşey yoktur: Başka hiçbir dünya, hiçbir pozitif gerçeklik yoktur. Yani Kant öncesi gerçekçiliğe geri dönmeyiz: Kant’ın bilgimizdeki kısıtlama saydığı şey, yani kendi-içinde-şey’e ulaşmanın imkansızlığı, bu şey’in kendi içine nakşedilmiştir [1].

Continue reading

Leave a comment

Filed under çeviri

Toplumsal Mesafelenmenin Huzursuzluğu — Matthew Flisfeder

Matthew Flisfeder — 7 Mayıs 2020 — thephilosophicalsalon.com

Sigmund Freud’un Uygarlığın Huzursuzluğu kitabı, çoğu zaman, bireyin ihtiyaçları karşısında egemen kültür ve toplumun ihtiyaçlarına gereksiz yere öncelik verilen bir metin olarak görülür. Kitap, bireylerin toplum içinde birbirleriyle geçinebilmesi için, her birimizin kendi dolaysız bireysel haz ve arzularından vazgeçmesi ya da onları bastırması konusunda birbirimizle uzlaşmamız gerektiğini anlatır. Herbert Marcuse’den Gilles Deleuze ve Félix Guattari’ye kadar bir dizi kuramcıya göre, özgürleşme, kültürün taleplerini üzerimizden atarak arzularımızı özgürleştirmemize bağlıdır.

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri

Fuhuşun yasallaştırılmasından 17 yıl sonra “Alman Modeli” — Ingeborg Kraus

rom2

Dr. Ingeborg Kraus’un İtalyan meclisinde yaptığı konuşma, Rom, 28.05.2018.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Düzelti: Serap Güneş

Fuhuşu yasallaştıran ve normalleştiren bir kanunla ilgili deneyimlerimizi bugün sizinle paylaşma şansım olduğu için mutluyum. “Alman modeli”, kadınları korumanın çok uzağındadır, onlar için tam bir cehennem oldu. Bu kuvvetli kıyaslamayı bilerek yapıyorum, çünkü Almanya’da durum çok ciddi. Bu kanunun etkilerinin kısa bir özetini yapacağım size.

Continue reading

Leave a comment

Filed under çeviri