Category Archives: çeviri

Bir Çayın Çaylığında Dört Söylem — Işık Barış Fidaner

download

Žižek’ten bildiğimiz gibi, özne ($), imleyenler zinciri (S2) karşısında Esas-İmleyen (S1) ile temsil edilir ve objet petit a bu imleme işleminin kalanıdır. Lacan’ın dört söylemi bu dört terim etrafında döner. Şimdi bu terimleri basit bir örnekle açıklayalım: bir çayın çaylığı.

Continue reading

Leave a comment

Filed under çeviri

Firar hatları — Gilles Deleuze, Félix Guattari

Katmanlaşıp –örgütlenip, imlenip, özneleşip– kalmak, olabilecek en kötü şey değildir; olabilecek en kötü şey katmanları çıldırmış yahut intiharvarî çöküşe sürüklemenizdir, bu da onları iyice ağırlaştırıp üzerimize çöktürür. Şöyle yapılmalıdır: Kendinizi bir katmana yerleştiriniz, sunduğu fırsatlarla deney yapınız, üzerinde avantajlı bir yer bulunuz, olası yersizleştirme hareketlerini ve mümkün firar hatlarını bulunuz, onları tecrübe ediniz, orada burada akış bağlaçları üretiniz, yoğunluk süremlerini bölüt bölüt deneyiniz, her seferinde küçük bir toprak parçası edininiz. Firar hatlarının özgürleştirilmesi, katmanlarla özenli bir ilişki içinde başarılır, bağlanmış akışların geçip firar etmesine sebep olunur, organsız beden için sürekli yoğunluklar öne çıkarılır. Bağla, devam et: bir “şema”, gene imleyip özneleştiren programlar değil.

Bin Yayla’dan alıntı. Sayfa 161. İngilizce çevirisinden çeviren: Işık Barış Fidaner, Banu Barış

Leave a comment

Filed under çeviri

Cinsiyet farkının mantığı üzerine — Slavoj Žižek

İki cinsiyet arasındaki farkı sürdüren şey, doğrudan simgesel karşıtlıklar dizisine (eril Akla karşı dişil Duygu, eril Faaliyete karşı dişil Edilgenlik, vb.) müracaat değil, bir ve aynı simgesel özelliği (esasen “iğdiş”i) üstlenme eylemindeki gerekli bağdaşmazlıkla başetme yolundaki farktır.

Erkeğin temsil ettiği Logos’a karşı dişi olan Duyguları vurguluyor değildir; daha ziyade, erkeğe göre, tüm gerçekliğin bağdaşır ve tutarlı evrensel ilkesi olan Logos, gizemli, telaffuz edilemez, teşkil edici ve istisnai bir X’e dayanır (“konuşulmaması gereken şeyler vardır”), kadında ise istisna yoktur, “her konuda konuşulabilir,” tam da bu nedenle Logos’un evreni bağdaşmaz, tutarsız, dağınık, “herşey-değil” olur.

Veyahut bir simgesel sıfatın üstlenilmesi bakımından, bu sıfatla mutlak olarak özdeşleşme ve onun için herşeyi tehlikeye atma (davası için ölme) eğilimindeki erkek, yine de sıfatından ibaret olmadığı, giydiği “toplumsal maske”den ibaret olmadığı, onun altında “gerçek bir kişi” bulunduğu efsanesine dayanır; kadında ise, aksine, katı ve koşulsuz bağlılık yoktur, herşey esasen bir maskedir, ama tam da bu nedenle, “maskenin arkasında” hiçbirşey yoktur.

Veyahut, aşk bakımından: aşık bir erkek aşkı uğruna herşeyi vermeye hazırdır, sevilen mutlaklaştırılır, koşulsuz Nesne olur, ama tam da bu nedenle, kamusal veya meslekî davası için onu feda etmeye yönelir; kadın ise tamamen, kısıtsız ve tereddütsüzce aşkın içine girmiştir, oluşunda aşkla boyanmamış hiçbir boyut yoktur—ama tam da bu nedenle, ona göre “aşk herşey-değil”dir, aşka daima tekinsiz bir aslî kayıtsızlık eşlik eder. Byron’un sözleriyle: “Erkeğin aşkı erkeğin hayatında ayrı bir şeydir,/Kadının ise tüm varoluşudur” (Don Juan)

Slavoj Žižek, Incontinence of the Void

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Leave a comment

Filed under çeviri

Özgürlük ve sınıf özdeşimi — Işık Barış Fidaner

(Bu yazının İngilizce özgün metni Žižekian Analysis’de yayınlanmıştır)

Parallax View‘daki [1] mükemmel bir pasajda, Žižek “özgürlük”ü “tanınmış/üstlenilmiş gereklilik” olarak tanımlar. Bu özgürlük tanımı sınıf özdeşimi ile nasıl ilişkilenir?

Burjuva özdeşimi işçi sınıfı özdeşiminden ayırt etmenin bir yolu, tanınmış/üstlenilmiş gerekliliklerin karakterine bakmaktır: Hayatın aslî gerekliliği, bir burjuva için, sermayeye eklenen değer fazlasıdır; ama bir işçi için, kendi emek-gücünü satma gereğidir. Marksist proleter özdeşim mefhumu da işçi sınıfı özdeşiminden ayırt edilebilir: Proleter özdeşim “siyasî” bir gerekliliği tanır/üstlenir, mesela “egemen sınıf olarak örgütlenme ve sonunda kendisini sınıf olarak ortadan kaldırma” gerekliliğini. Bu proletarya mefhumu hem topluma egemen olmayı hem de kendini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir toplumsal sınıfın paradoksudur. Böyle tanımlanıp ayırt edildiğinde proletarya ile işçi sınıfı arasındaki çelişki açıkça görülebilir: Egemen olan bir sınıfın artık emek-gücünü satması gerekmez, ve işçi sınıfı bir özdeşim olarak “ortadan kaldırılamaz”. Bunun alternatifi proletaryayı devrimci parti bakımından tanımlamaktır.

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri

Saygın Vatandaş’ta büyük Öteki ile küçük öteki — Işık Barış Fidaner

vlcsnap-2018-10-04-00h53m12s631
Bu metni okumadan önce Saygın Vatandaş filmini izlemenizi öneririm.

Gastón Duprat ve Mariano Cohn’un Saygın Vatandaş filminde öyküsü anlatılan Daniel Mantovani, Nobel edebiyat ödüllü, ünlü ve zengindir, yirmili yaşlarında terk edip 40 yıl uzak kaldığı Arjantin’deki memleketi Salas’ı ziyaret eder. Ziyaretinde Salas belediye başkanı ona “saygın vatandaş” olduğu için bir madalya verir, ama Daniel ile Salaslılar arasında büyük sorunlar çıkar ve sonunda ödülü iade eder.

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri

La Casa De Papel’de Kanun & Suç için Lüzum & Keyfiyet — Işık Barış Fidaner

lcdp1

Raquel Murillo ve Sergio Marquina

Uyarı: Bu metni okumadan önce La Casa De Papel’in iki sezonunu izlemenizi öneririm, yoksa spoiler olur.

La Casa De Papel, büyük bir suç ile kanunun nasıl baş ettiğini anlatan bir TV dizisidir. Dizinin başat ekseni, Kanun ile Suç arasındaki ilişkinin iki figür arasındaki cinsel ilişki yoluyla sahnelenmesidir: Raquel Murillo (Itziar Ituño) Kanun figürüdür, Sergio Marquina (Álvaro Morte) Suç figürüdür. Kanun ile Suç arasındaki özsel fark, bu iki figürün jouissance modaliteleri ile ifade edilmiştir. Önceden söylediğim gibi, kuramımda, bir öznenin jouissance‘ı, Lüzum & Keyfiyet olarak bölünmüş bir cevherdir [1]. Bu bölünmeyi iki figüre uygulayarak, bu öyküde Kanun & Suç için jouissance‘ın nasıl örgütlendiğini görebiliriz.

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri

Sütten kremaya: Bir nitelik farkının kaydedilmesi — Işık Barış Fidaner

cups-of-coffee

Žižek’in zaman zaman başvurduğu Ninotchka‘daki fıkrayı hatırlayalım:

— Garson! Bana bir fincan kremasız kahve getir!
— Özür dilerim beyefendi, kremamız yok, ama size sütsüz bir kahve getirebilirim!

Zupančič, Žižek ve diğerleri bu fıkraya başvurduklarında “süt” ve “krema”yı birbirinin yerine geçebilen iki terim gibi alırlar. Ama bu iki terim bir nitelik farkını kaydeder: süt genelde kremadan daha iyidir; krema sütün nitelik bakımından yadsınmasıdır. Başka bir deyişle, süt büyük Öteki’dir, krema küçük öteki’dir: Sütümüz olması bizi simgesel düzene kaydeder, kremamız olması ise, süte kıyasla, rahatsız eder ve kaygı verir. Bu nitelik farkı dikkate alındığında, garsonun yanıtı ilginç bir tavırla yüklenir.

Continue reading

2 Comments

Filed under çeviri

Hep Çalışıp Hiç Oynamamak Mutantları Sıkıcı Yapar — Işık Barış Fidaner

the-gifted-polaris-and-eclipses-powers-explained

Şekil 1: Lorna ile Marcos’un dokunarak ürettikleri Aurora Borealis

The Gifted, süper yetenekleri olan mutantlarla ilgili bir TV dizisidir. Dizideki mutantlar yeteneklerini çeşitli amaçlar için mükemmel şekilde “kullanırlar”, ama aslında daha yaratıcı olup süper güçleriyle daha çok “oynayabilirlerdi”. Başlıkla kimseye sıkıcı demek istemiyorum, demek istediğim sadece mutantların şimdiki hâllerinden çok daha yaratıcı olabilecekleri. Bu metnin iki amacı var: Kuramımdan [1] birkaç temel kavramı tanıtmak ve bu TV dizisinin içeriğini incelemek.

Continue reading

2 Comments

Filed under çeviri

Kamuoyuna kötü haberleri verme hakkı kimdedir? — Slavoj Žižek

Slavoj Žižek — 23 Ağustos 2018 — rt.com

On yıl önce WikiLeaks bomba gibi düştüğünde, internetin hakikaten açık bir toplum yaratabileceği zannedildi kısa bir süreliğine. O zamandan beri Ağbi [Big Brother] ona karşı savaşıyor.

Dijital medyada artan denetime ilişkin şikayetler işitiyoruz artık her gün, çoğu zaman da konseptin kaynağında regülasyonsuz herkese-serbestlik olduğuna inandığı görülen insanlardan.

Fakat gelin internetin kaynağını hatırlayalım. 1960’larda BE [Birleşik Eyaletler] Ordusu, eğer bir küresel nükleer savaş olur da komuta merkezini yok ederse, hayatta kalan birimler arasında haberleşmenin nasıl sürdürüleceğini düşünüyordu. Sonuçta (yok edilen) merkezi atlayıp dağınık birimleri yanal olarak birbirine bağlama fikri ortaya çıktı.

Continue reading

Leave a comment

Filed under çeviri

Isı dalgasında filozof olmak neden özellikle dayanılmazdır — Slavoj Žižek

Hava sıcaklığından dikkatinizi uzaklaştırmak için kuramsal spekülasyonlarda kendinizi kaybettiğinizde klasik bir Freud vakası olduğunuzu fark edersiniz.

Slavoj Žižek — 3 Ağustos 2018 — independent.co.uk

Isıdan nefret ederim. Bugünlerde Norveç’in kuzeyinde Kuzey Kutbu tarafındaki Svalbard adalarında olmayı hayal ediyorum. Ama evimde kaldığım için yapabildiğim tek şey klimayı açmak ve okuma yapmak … tabi ki süren ısı dalgaları ve küresel ısınma hakkında.

Tam da okunacak konu. 50°C’ı aşan sıcaklıklar artık çok haber olmuyor, Emirlikler’den güney İran’a kadarki hilal üzerinde, Hindistan’ın bazı yerlerinde, Ölüm Vadisi’nde süreklileşmiş, şimdiyse öğreniyoruz ki gidişat çok daha karanlık, sadece çöl bölgelerini tehdit etmiyor. Vietnam’da birçok çiftçi dayanılmaz ısı yüzünden gündüz boyunca uyuyup gece çalışmaya karar veriyor.

Continue reading

Leave a comment

Filed under çeviri, bilim