Tag Archives: Bella Habip

Bella Habip konuşma yapacakmış

Bilgilerinize iletilir.

Ayrıca bkz.

https://yersizseyler.wordpress.com/tag/bella-habip/

Leave a comment

Filed under şey

İnsanseverin Şüpheli Masumiyeti Üzerine Psikanalitik Bir Okuma – Bella Habip

Defter 29 (1997) Metis

Freud’un psikanaliz kuramının biz pratisyenlere –psikanalizi Freud’un öğretisine göre uygulayanlara– kazandırdığı temel bilgi şu önermeyle ifade edilebilir: her gördüğüne duyduğuna inanma; ama aynı zamanda her görüp duyduğunu hiç unutmamacasına kaydet; hakikat senin önyargılarının, çocukluk senaryolarının yani yansıtmalarının, bilim diye sarılıp ezbere öğrendiklerinin içinde değil, duyup gördüklerinin yalınlığındadır; yeter ki onları öylece, oldukları gibi –gördüğün işittiğin gibi– kabul et.

Continue reading

Leave a comment

Filed under şey

Aktarım üzerine — Bella Habip

Nisan 2005 tarihinde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, Psikanaliz Birimi mensupları tarafından düzenlenen çalışmada sunulan bildiriden.

Biraz önce kurumlar üzerine hangi pratikten yola çıkarak konuşabileceğim sorusunu ortaya atmıştım. Bildiğiniz gibi bir­kaç psikanalist bir araya gelip bir topluluk oluştururken, aynı zamanda bir de zihniyet oluştururlar. Bu zihniyet genellikle bilinçdışı bir şekilde işler. İşte ben de bir hastayla bir kurumun karşı karşıya gelmelerinde ortaya çıkan bu bilinçdışı anlamlar üzerinden konuşmaya çalışacağım. Zira psikanaliz, insanları hasta eden şeylerin böyle bilinçdışı anlamların etrafında oluştuğunu tespit etmiştir.. Düşünme fonksiyonlarının hasara uğra­dığı durumlarda anlamların da kayıp gittiğini söyleyebiliriz. Eğer hastalarımızın yeniden düşünce fonksiyonlarına kavuş­malarım istiyorsak, onlarla yapıp ettiklerimizin anlamlarını da düşünmemiz gerekmez mi?

Continue reading

Leave a comment

Filed under şey

İmgelerin büyüleyici, hipnotize edici gücü — Bella Habip

23-29 Ağustos 2003 tarihinde Lütfü Kırdar Kongre Sarayı – Uluslararası Grup Psikoterapileri Kongresinde sunulmuş bildiriden.

Gelelim zamanımızın topluluklarına ve zamanımızın teknolojisine. Örneğin bilgisayar oyunlarını ele alalım. Çok küçük yaşta bu teknolojiyle tanışan çocukların çoğunluğu bu tür oyunlara aşina. Bir zamanlar çocuk çizgi romanları ne derece heyecan verici idiyse, şimdiki zamanın bilgisayar oyunları da öyle. Ama bu oyunlarla bir zamanların çizgi romanları arasında temel bir fark var: Artık çocuk oyunun hakimi olabiliyor ve oyunun kaderini belirleyebiliyor, ki bu çocuğun kendi yetilerini geliştirmekle beraber (yani strateji geliştirmek, atak olmak..vs) belirli bir sınırdan sonra tamamıyla bir yanılsama içinde kendisini ve çevresindekileri de birer bilgisayar kahramanı olarak görmesine yol açıyor. Amerikan liselerindeki katliamlar üzerine yapılan bir araştırmanın sonucunda bu katliamların faillerinin çok uzun süreler evde yalnız kaldıkları ve bilgisayar oyunlarında usta oldukları belirtilmişti. Megalomaniyi ve tümgüçlülüğü körükleyen bu bilgisayar imgelerinin insanları gerçeklik ilkesinden koparıp regresif bir hareketle bebekliğin o ilk narsisizm evresine, yani Freud’un deyimiyle bebeğin kendisini ideal olarak gördüğü evreye doğru yönlendirdiği söylenemez mi? Bilimkurgu eserlerindeki klonlanmış makine adamlar (özellikle Terminatör 3) bir bilgisayarla özdeşleşmiş insanların habercisi gibi değil midirler?

Continue reading

Leave a comment

Filed under şey

Oidipus Karmaşası ve Büyüklerimiz — Bella Habip

14 Haziran 2004 tarihinde, Boğaziçi Üniversitesi Klinik Psikoloji bölümünün Gökçe Cansever adına düzenlediği anma toplantısında sunulan bildiriden.

Acaba Batı’ya ait olan ve temelde, hareket noktası, Yahudi-Hıristiyan zihniyeti ve modern bir hümanizma olan bir öğreti, bir kuram ve onun pratiği, batılılaşmaya çalışan bir coğrafya için bir yabancı olarak mı algılanmaktadır ve acaba bu öğretiyi kendi kültürümüze ve toplumsal yapımıza aktarmak yerine sadece kendi dilimize ve kültürümüze tercüme mi etmekteyiz? Ne demek istediğimi biraz daha açayım. Örneğin Oidipus Karmaşası kavramını ele alalım. Bu kavramın içini açmak sayfaları hatta ciltleri doldurur; onun için burada sadece bir noktaya değinmek istiyorum. Oidipus miti annesiyle cinsel ilişki kurup babasını öldüren ve akabinde yaptıklarını görmemek için gözlerini kör eden Oidipus’un insanlık dramını anlatır. Bu dram bir anlamda insan topluluklarının ensest yasağı etrafında örgütlendiklerini ve nesilden nesile devam eden kaçınılmaz düşmanca duygular taşıdıklarını gösterir. Bir genç kuşak varlığını sürdürebilmek için babasını öldürür, öldürmek zorundadır. Bu birey olmanın bir koşuludur. Ancak acaba bizde Oidipus’un öyküsü nasıl algılanmaktadır. Oidipus’un öyküsündeki baba katli Oidipus Karmaşasında sembolik anlamda bir öldürmeye karşılık gelir. Eskiyi tutup öldürmek, hakikaten öldürmek, silip süpürmek, yokmuş gibi yapmak değildir söz konusu olan. Bir üst kuşağı anlamak, sorgulamak, onun yerini almak, onun yerini almak arzusunun temelindeki düşmanca duyguların üstesinden gelmektir kastedilen. Ancak bizde olay böyle algılanmak yerine çocuğun, ona yaşam vermiş olmasından dolayı bir hayat borçlu olduğu babasına ihanet ederek onu katleden bir katil olması şeklinde mi algılanmaktadır? Herhalde “büyüklerimiz”i kastettiğim açıktır. Biz, hakikaten bu gerekli, oluşturucu cinayeti gerçekleştirebiliyor muyuz? Bu “büyüklerimiz”in yasını tutabiliyor muyuz? Kurumsal ilişkilerde bir üstün astına sen dediği, astın üstüne siz dediği, hatta abi, abla bacı gibi aile ilişkilerinin hitap biçimlerine bir üslup olarak yansıdığı kamusal alan ne derece bireyselliğe izin verebilir? Unutmayalım ki psikanalizin metapsikolojisi temelde bireyin etrafında inşa edilmiştir. Her ne kadar son yirmi yılın psikanalizi topluluklar üzerine düşünmekte ise de topluluğun metapsikolojisi üzerine kapsamlı kuramsal bir girişim mevcut değildir.

Psikanalizin İçinden, 2007

habip

1 Comment

Filed under şey