Tag Archives: Hüray Fidaner

İçimizden İnsanlar — Bilim ve Sanat

Biri ve Diğerleri, Yön: Tunç Başaran, Oyn: Aytaç Arman, Meral Oğuz

Sinemamızda artık kişilerin iç dünyaları, tedirginlikleri, zaafları da işlenmeye, hatta geleneksel “mevzu”nun yerini almaya başladı. Biri ve Diğerleri de, klişeleri yıkan, özgün ve insancıl yanı ağır basan bu yeni tip filmlerden birisi.

Continue reading

2 Comments

Filed under makale

Bilim ve Sanat yazıları

Sayı 73 (Ocak 1987): Belinda’nın Büyüsü

Sayı 74 (Şubat 1987): “Çağdaş Zamanlar”: Çağdaş Şarlo

Sayı 75 (Mart 1987): Güneye Giden Yollar

Sayı 76 (Nisan 1987): Suskunluk mu, Türkü mü?

Sayı 77 (Mayıs 1987): Bir Çöküşün Filmi

Sayı 78 (Haziran 1987): Kahraman Fotoğrafçı Örgütçülere Karşı

Sayı 79 (Temmuz 1987): “Gülün Adı”ndaki Çatışmalar

Sayı 80 (Ağustos 1987): Bana da Bir İş: Koro Çizgisi

Sayı 81 (Eylül 1987): Aşkın Toplumsallığı

Sayı 82 (Ekim 1987): 40 Metrekare Almanya ve Başka Tanrının Çocukları

Sayı 83 (Kasım 1987): Geçmiş Yinelenebilir mi?

Sayı 84 (Aralık 1987): Anayurt ve Oteli

Sayı 85 (Ocak 1988): Kuşaklar da Yanar…

Sayı 86 (Şubat 1988): Gölge Savaşçı

Sayı 87 (Mart 1988): Her Gece Bir Yolculuktur

Sayı 88 (Nisan 1988): “Her Şeye Rağmen”

Sayı 89 (Mayıs 1988): İstanbul Sinema Günlerinden Bir Demet

Sayı 90 (Haziran 1988): Eskimeyen “Arkadaş”

Sayı 91 (Temmuz 1988): İçimizden İnsanlar

Sayı 91 (Temmuz 1988): Sağlık Hizmetleri – Doğrular ve Yanlışlar

1 Comment

Filed under dergi

Eskimeyen “Arkadaş” — Bilim ve Sanat

Arkadaş: Yön: Yılmaz Güney, Oyn: Yılmaz Güney, Kerim Afşar, Azra Balkan, Melike Demirağ, Semra Özdamar, 1974 yapımı.

Eğer bir yaz günü Kumburgaz’ın “Kıyıkent”ine giderseniz, çevrenizde dolaşan, denize giren insanlara bakarken Yılmaz Güney’i anımsayın. Çünkü o da 1974 yılının yazında oralarda dolandı, çevresini inceledi, gördüklerini film şeridine geçirdi. Arkadaş’ın jeneriği yıllardır görmediği arkadaşı Cemil’e (Kerim Afşar) gelen Azem’in (Yılmaz Güney) gözünden bu çevrenin gözlemlenmesiyle başlar. Azem, bu çevrede temel insani değerlerin nasıl ortadan kalkmakta olduğunu izler. Yazlıktaki işçiler dışında, bu çevreden sağlıklı ilişki kurabildiği tek kişi Cemil’in baldızı olan ve bu çevredeki ilişkilerden dolayı huzursuzluk duyan Melike (Melike Demirağ) olacaktır. Filmin “olumlu kahramanı” ise Azem’in pansiyon sahibinin kızı olan Semra’dır (Semra Özdamar). Azem’in Cemil’i “kurtarmak” istediğini anlayan Semra elinde sandviçiyle bir kitapçıda Azem’i uyarır: “Bakalım o kurtulmak istiyor mu?”. Yine de Azem’in gelişi Cemil’in yaşam dengesini etkilemiştir, kırlara doğru koşarak kendi adını göklere haykırır: “Cemil, Cemil…”. Azem, bu çabanın boşluğunun farkındadır. “Sen kendini burada mı kaybettin ki, burada arıyorsun?” der. Finaldeki tabanca sesiyle Cemil, belki gerçek, belki düşsel anlamda intihar eder ve Azem’in yaşamından çıkar. Geride Azem’in gerçek ilişkileri kalır, yazlıktaki işçilerle, özellikle genç Halil’le kurduğu yeni arkadaşlıklar…

Continue reading

2 Comments

Filed under makale

İstanbul Sinema Günlerinden Bir Demet — Bilim ve Sanat

Bir sanat yapıtını etkileyici ve uzun ömürlü kılan, içeriğiyle yansıttığı ve izleyenleri saran ortak duygulardır. İzleyici bir yandan bu duyguları yaşadığı için, öte yandan -örneğin film seyrederken- bu özgül durumun ancak sinemayla anlatılabileceğini bildiği, anladığı için haz duyar.

Continue reading

2 Comments

Filed under makale

“Her Şeye Rağmen” — Bilim ve Sanat

13 Mart günü İsveçli genç yönetmen Ann Zacharias’ın Testet (Test) adlı filmiyle açılan I. Ankara Film Şenliği, 20 Mart akşamı ödül töreni ve Woody Allen’ın Radio Days (Radyo Günleri) filmiyle kapandı. Böylece “Ankara’da bir film şenliği yapılır mı, yapılmaz mı?” tartışmaları da sona erdi. Sayın Aziz Nesin’in ödül töreninde vurguladığı gibi, bu şenlikten çıkarılacak en önemli ders, parçalanarak değil, birleşerek bir şeyler yapılabileceğinin anlaşılması oldu. Şenliğin hiçbir çevre tarafından göz ardı edilemediğinin en önemli göstergesi de, Kültür Bakanlığı’ndan gelen parasal katkıydı. Şenlik programındaki sergiler, açıkoturumlar, söyleşiler, karikatür-kısa film-ilk film yarışmaları, toplu gösteriler ile çok sayıda yerli-yabancı film Ankaralı sinemaseverlere dolu bir hafta yaşattı. Gelecek yıllarda şenliğin gelişeceğini, uluslararası bir kimlik kazanacağını ummak aşırı bir iyimserlik değil. Ankara’da sanatla ilgilenen kuruluşların ortak çabası genişleyerek sürebilirse, umuyoruz ki önümüzdeki yıllarda daha seçkin filmler getirilebilecek, Metropol’ün göstericileri gibi teknik sorunlar giderilebilecek ve seyirci sayısı artacaktır. Şenliğin uluslararası özgün bir kimlik kazanması için, İlk Filmler Seçici Kurul Başkanı Bay Verdone’nin söylediği gibi Anadolu Kültürüyle sıkı bağlantılar kurması gerekiyor. Ödül heykelciklerinin bir Hitit Kabından esinlenerek yapılmış olması bu bağlantılara güzel bir örnek. Bunun gibi, örneğin, gelecek yıl etkinliklerin bir kısmı için müzeler (Anadolu Medeniyetleri, Resim-Heykel, Etnoğrafya Müzeleri gibi) kullanılabilir.

Continue reading

2 Comments

Filed under makale

Her Gece Bir Yolculuktur — Bilim ve Sanat

GECE YOLCULUĞU, Yön: Ömer Kavur, Oyn: Aytaç Arman, Macit Koper, Zuhal Olcay, 1987 yapımı.

Kimi insanlarla ilişki kurmak, arkadaşlık etmek kolaydır, çünkü herşeyi anlatırlar, konuşurlar. Kimi insanları anlamak için ise çaba göstermek gerekir. Sinema filmleri de böyledir. Örneğin Amerikan sinemasının macera filmlerini izlerken, bazı olaylar seyredersiniz, bir şeyler olur, film biter. Geriye belki de yalnızca hareketin tadı, heyecan duygusu kalır. Oysa öyle filmler vardır ki, izleyiciden de çaba bekler, çünkü filmdeki kimi sahnelerin yalnızca kendi aralarında değil, film dışı öğelerle de bağlantıları vardır. Eğer seyirci bu dış bağlantıları da duyumsayabilirse, filmden daha çok tat alacaktır. Bu sürecin işleyebilmesi için yönetmenin başarılı anlatımı her zaman yeterli olmayabilir, seyircinin benzeri duyguları yaşamış ve tanıyor olması da gerekir. İşte Ömer Kavur’un Gece Yolculuğu, seyircilerden de yoğun çaba isteyen bir film.

Continue reading

2 Comments

Filed under makale

Gölge Savaşçı — Bilim ve Sanat

KAGEMUŞA (Savaşçının Gölgesi), Yön: Akira Kurosava, Oyn: Tatsuyo Nakadai, Tsutomu Yamazaki, 1980, 159 dakika

Video pazarında alıcının istediği tipte filmi kolayca bulabilmesi için, sinema filmleri yeni bir sınıflandırmaya tabi tutuldu. Video kulüplerinin raflarında filmlerin “tür”lere göre ayrıldığını görüyoruz: Karate, korku, duygusal, macera, bilimkurgu (ya da uzaylı), kovboy, erotik, komedi… Arasıra bir grup filmin “kavgalı” adı altında yeniden gruplandığını da görebilirsiniz. Bu video kültürü açısından, Kurosava’nın Kagemuşa’sı bir “savaş filmi”… Ortaçağda, Japonya’yı kendi bayrağı altında toplamak isteyen üç prensin savaşlarının anlatıldığı bu filmde, çarpışmalar oluyor, görkemli sahnelerde ordular birbirine giriyor…

Continue reading

2 Comments

Filed under makale

Kuşaklar da Yanar… — Bilim ve Sanat

Su da Yanar, Yön: Ali Özgentürk, Oyn: Tarık Akan, Şahika Tekand, Senaryo: Işıl Özgentürk, 1987 yapımı.

Bir “Kuşak Filmi” dir, Su da Yanar… Toplum tarihinde, her kuşak özgün bir yer tutmayabilir, ama önemli toplumsal çalkantıları, sıkıntıları birlikte yaşayanlar ortak bir dünya görüşü oluşturabilirler ve bu görüşleri sinemaya aktarabilirler. ABD’nin Vietnam Savaşı’na katılanlar, etkilenmelerini savaşa karşı bir düşünce oluşturacak biçimde dünyaya anlattılar. Bu filmlerde cephede ruhsal bozukluklar geliştiren (Birdy), bendensel olarak sakat kalan (Coming Home, The Deer Hunter), alkole sığınan (Apocalipse Now) bir kuşağı izledik, savaşa karşı insancıl duyguları (Hair), yaşadık.

Continue reading

2 Comments

Filed under makale

Anayurt ve Oteli — Bilim ve Sanat

Kimi filmler kat kattır, değişik düzlemlerde izlenebilir ve her düzlemden yeni tatlar alınabilir. Örneğin, Yusuf Atılgan’ın aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan Anayurt Otelini (*) yalnızca meraklı, heyecanlı bir öykü anlatan bir film olarak düşünebilirsiniz. Belki o aman başlangıçtaki tempoyu biraz durağan bulabiliriz, kimi ayrıntılar size gereksiz gelebilir. Ama, filmin ruhbilimsel yönünü de dikkate alırsanız o zaman karşınıza bir başka katman çıkar: Ruh sağlığı yerinde olmayan bir kişinin dış dünyadan gittikçe kopmasını, hastalıklı iç dünyasına kapanmasını izlersiniz. O zaman film kahramanının çocukluk anıları, tavanarası saatleri, ruhbilimde ekran anısı diye bilinen ilk cinsel uyarılma izleri, beklenen kadın ile annenin fotoğrafının şaşılası benzerliği, yalnızlık ve bekleyiş saatleri başka bir anlam kazanır. Yaşamı ayrıksı olan kahramanın adı da pek duyulmamıştır. Zebercet. Bu ad, az bulunan değerli bir taşın adıdır ve sanki Zebercet’in toplum içinde ayrıksılığını simgeler. Romanın en başarılı yanı olan bu ruhbilimsel katman, filmde de aynı etkinlik, aynı kapsamla vurgulanıyor.

Continue reading

2 Comments

Filed under makale

Geçmiş Yinelenebilir mi? — Bilim ve Sanat

Bir filmi birçok kişi seyreder, ancak her izleyici filmden aynı biçimde etkilenmez. Çünkü izleyicilerin farklı geçmişleri, farklı ruhsal yapıları, farklı kişilikleri vardır. Öte yandan, bir kişi bir filmi ikinci kez izleme fırsatı bulursa ilk izlemeden farklı bir süreç yaşar. Belki filmden yeni tadlar alır, belki de önce neden beğenmiş olduğunu kavrayamaz bile. Çünkü iki izleme arasında kişi yeni deneyimler yaşamıştır, artık o filmi ilk izlediğindeki kişi değildir.

Continue reading

2 Comments

Filed under makale