Tag Archives: Melanie Klein

Hoşgelirsin — çeviri derlemesi

hosgelirsin-kapakSon versiyon: 4 Mart 2016

(31 sayfa — PDFLaTeX)

İçindekiler

Hoşgelirsin (Cem Karaca)

Sıkıntı yok kardeşim (Pussy Riot)

Göçmen Şarkısı (Led Zeppelin)

Ayna ayna (Blind Guardian)

Kumadam bey (Blind Guardian)

Astronomi Ustası (Pink Floyd)

Ücret Kölesi (Placebo)

Değişmez Pencere (Broadcast)

Zaaf / Sinir (Depeche Mode)

Aşırı yüklenme (Talking Heads)

Ergen ruhu kokuyor (Nirvana)

Yalanlardan servet (Dream Theater)

Bekler uykuyu (Dream Theater)

Mevsimler Değişimi I , II (Dream Theater)

Metropolis, Böl. 1: Mucize ile Uyuyan (Dream Theater)

Tuhaf Déjà Vu (Dream Theater)

Zorunda mıydın Mustir? (Else Von Freytag-Loringhoven)

Ketlenme ve Yüceltim (Melanie Klein)

4 Comments

Filed under çeviri, kitap

Ketlenme ve Yüceltim — Melanie Klein

Melanie_Klein_yuceltim

Başarısız yüceltme ile ketlenme arasındaki farklar ve ilişki üzerine birkaç kelime daha eklemek istiyorum. Normal olarak nitelendirdiğim ve bastırma başarılı olduğunda ortaya çıkan bazı ketlenmelerden bahsetmiştim; analiz vasıtasıyla çözüldüklerinde, bunların kısmen çok güçlü yüceltmeler üzerine inşa edildikleri ortaya çıkmıştı. Bu yüceltmelerin biçim almış oldukları doğruydu, fakat tamamen ya da kısmen ketlenmişlerdi. Bunlar belirti oluşumu, nevrotik mizaç ve yüceltme arasında salınan başarısız yüceltmelerin niteliğine sahip değillerdi. Ketlenme oldukları ancak analiz sayesinde fark edildi; bunlar kendilerini olumsuz bir biçimde gösteriyorlardı, bir yetenek ya da eğilimin yokluğu veya bazen sadece azalması şeklinde. Ketlenmeler (daha önce de göstermeye çalıştığım gibi) kaygı olarak boşalım sağlayan aşırı libidonun yüceltmelerin üzerine aktarılmasıyla şekillenir. Dolayısıyla yüceltme, ketlenme şeklindeki bastırma ile azalır ya da yok olur, fakat belirti oluşumu engellenir, çünkü kaygı, histerik belirti oluşumundan aşina olduğumuz duruma benzer bir şekilde boşalır. Buna bağlı olarak, normal kişinin sağlık durumunu başarılı bastırmayla desteklenen ketlenmeler yoluyla elde ettiğini varsayabiliriz. Eğer bu ketlenmelere yatırılan kaygı miktarı yüceltme miktarını geçerse, sonuç nevrotik ketlenmedir, çünkü libidoyla bastırma arasındaki şiddetli rekabet artık benlik eğilimleri alanında gerçekleşmektedir, dolayısıyla nevrozlarda kaygıyı bağlamak için uygulananlara benzer süreçler harekete geçer. Başarısız yüceltmede düşlemler yüceltmeye giden yolda bastırmayla karşılaşıp böylelikle saplanırken, bir yüceltmenin ketlenebilmesi için gerçekten yüceltme olarak var olması gerektiğini söyleyebiliriz. Burada tekrar, bir yandan belirtiler öte yandan başarılı yüceltme arasındaki daha önce de değinilen tamamlayıcı diziyi postula olarak koyabiliriz. Ancak diğer yandan, yüceltmenin başarılı olduğu ve dolayısıyla benlikte kaygı olarak boşalmaya hazır az miktarda libidonun bastırılmış olarak kaldığı oranda, ketlenme ihtiyacı azalacaktır. Yüceltme ne kadar başarılı olursa, bastırmaya o kadar az maruz kalacağından emin olabiliriz. Şimdi burada tekrar tamamlayıcı bir diziyi postula olarak koyabiliriz.

Melanie Klein: Sevgi, Suçluluk ve Onarım, “Erken Analiz” (1923), TR: Bella Habip, s. 72

1 Comment

Filed under çeviri

Katı Olan Herşey Yüceltiliyor — çeviri derlemesi

kati-olan-hersey-kapakSon versiyon: 21 Eylül 2015

(60 sayfa — PDFLaTeX)

İçindekiler

Reich ile Einstein

Gri alanda (Slavoj Žižek)

Dünya gözüyle? (Pink Floyd)

Kriz: Çağdaş dünyanın hakiki ve sahte çelişkisi (Alain Badiou)

Kapital’den bir cümle ve paragraf (Karl Marx)

Fiilî ile Virtüel (Gilles Deleuze)

Güneşin kalbine göre yapın ayarlamaları (Pink Floyd)

Uzakınlık (Jacques-Alain Miller)

Yeni oyunlarda öykü anlatımı aksiyonu yenmekte (Douglas Heaven)

Kağıtlar, Lütfen: büyük ses getiren ‘sıkıcı’ oyun (Lucas Pope ile görüşme)

Dijital oyunlar, sanat ve gürültü: Today programındaki tartışmaya hükmeden eskimiş stereotipler (Keith Stuart)

Psikanalizin Sonlandırılma Kriterleri Üzerine (Melanie Klein)

Ben hayatta kalacağım (Gloria Gaynor)

Kapıya yaslanmayınız

Franz Kafka’ya mektup

4 Comments

Filed under çeviri, kitap, oyun

Psikanalizin Sonlandırılma Kriterleri Üzerine — Melanie Klein

1950, Türkçesi: Işık Barış Fidaner, Elif Okan Gezmiş

Analizin bitirilme kriterleri her psikanalistin aklındaki önemli bir sorundur. Hepimizin uzlaşacağı çeşitli kriterler bulunmaktadır. Burada bu soruna farklı bir yaklaşım önereceğim.

Sıklıkla gözlendiği gibi analizin sonlandırılması hastada daha önceki ayrılış durumlarını tekrar etkinleştirir ve doğası itibariyle bir sütten kesme deneyimidir. Bu, çalışmamın bana gösterdiğine göre şu anlama gelir: bebeğin sütten kesildiğinde hissettiği duygular, erken çocukluk çatışmaları tepe yaptığındaki duygular, analizin bitmesine doğru kuvvetle tekrar canlanırlar. Buna uygun olarak vardığım neticeye göre, analizi sonlandırmadan önce kendime sormam gerekir: Hayatın ilk yılında tecrübe edilmiş çatışma ve kaygılar yeterince analiz edilmiş midir, tedavi süresince bunlar yeterince derinlemesine çalışılmış mıdır?

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri

Melanie Klein: Delilik yahut Acı ve Yaratıcılık Olarak Ana Katli — Julia Kristeva

kl2Yazar: Julia Kristeva
Çevirmen: Ayşegül Demir
Yayınevi: Pinhan Yayıncılık

Psikanalist, filozof ve dilbilimci Julia Kristeva için Melanie Klein, psikanaliz alanındaki en özgün yenilikçidir. Klein, çocuk psikanalizini başlatan isimdir, psikoz ve otizm üzerine olan fikirlerimizi de derinden etkilemiştir. Bilinçdışı teorisine yepyeni bir bakış açısı getirmiş ve bunu Freud’un koyduğu ilkeleri altüst etmeden yapmıştır. Kristeva bu eserinde Klein’ın yaşamını ve entelektüel gelişimini psikanaliz tarihini de ıskalamadan gözler önüne serer: Tıp okumak istese de mutsuz bir evliliğin ardından psikanalize merak salan, çocuklarını analize tâbi tutarak kendi çabalarıyla analist olan, anneyi sadece yaratıcılığın değil düşünmenin de kaynağı sayan, ana katlini ruhun gelişiminde merkez noktaya yerleştiren ve bu tarz fikirleriyle psikanaliz çevrelerini kışkırtan bir kadındır Melanie Klein.
(Tanıtım Bülteninden)

Kaynak: Psikanalitik Şeyler

Leave a comment

Filed under çeviri, kitap

Çocuk Psikanalizi — Melanie Klein

kl1Yazar: Melanie Klein
Çevirmen: Ayşegül Demir
Yayınevi: Pinhan Yayıncılık

1920’li yıllarda psikanalistlerin çoğu küçük çocukların psikanalitik metot için yeterli ve hazır olmadıklarını savunuyorlardı. Melanie Klein bu görüşü reddetti ve çocuklara uygulanan metodu yeniden düzenledi. 1932 yılında ise bu eseri yayınladı. Çocuk Psikanalizi, çocuk analizindeki devrimci tavrıyla artık alanında bir klasik olarak kabul görür. Klein’ın kendi tasarladığı özel teknikleri metin içinde ayrıntılı bir şekilde sunması esere ayrıca öncülük ve özgünlük katar. Psikanaliz uğraşını çocukluğun erken dönemlerine kadar götüren Klein, sadece çocukların tedavisine katkı yapmakla kalmaz, ayrıca çocukluğun kişiliğin gelişimindeki etkisine ve yetişkinlerde görülen nevroz ve psikozlara dair yeni perspektifler açar.

(Tanıtım Bülteninden)

Kaynak: Psikanalitik Şeyler

Leave a comment

Filed under çeviri, kitap

Haset üzerine — Joan Copjec

Önümüzdeki soru şu: [1944 tarihli Laura filminde] Lydecker neden bu yola, yani sadece Jacoby’yi değil, sonradan çifteyle yakın mesafeden yüzünden vuracağı (ya da öyle zannedeceği) Laura’yı da yok etmesine yol açan bu tahribat yoluna sapar? El altındaki ilk yanıt, onun Laura’yla ilişkisinde eksik olan, ama anlaşıldığı kadarıyla Jacoby’nin keyfini çıkardığı türde bir cinsel ilişkinin özlemini çekiyor olmasıdır. Ancak işin aslı bambaşkadır. Gerek Laura’ya gösterdiği tavır, gerekse sık sık Laura’nın diğer taliplerinin kabalığı/dünyeviliği ve bariz fizikselliği hakkında yaptığı küçümseyici yorumlar, cinsel ilişkilerin Lydecker’de sadece tiksinti uyandırdığını açıkça gösterir. Bu tiksinme ifadelerini göründükleri gibi almamız gerekir; zira Lydecker kesinlikle Jacoby’yi kıskanmaz, ona haset eder. Sıradaki soru, elbette: aradaki fark nedir? Crabb’in İngilizce Eşanlamlılar sözlüğü şöyle yanıt verir: “Kıskançlık sahip olduğunu kaybetmekten korkar; haset ise kendisi için istediği bir şeye başka birinin sahip olmasına yanar.”* Betimleme açısından hiç de fena bir ayrım değil bu. “Sahip olunan” ile “istenen“i karşı karşıya getiren bu isabetli tanım, kıskançlığın temelinde belli bir hazza sahip olmanın yattığını, oysa hasedin tam da belli bir hazzın eksikliğinden kaynaklandığını yakalar. Gelgelelim başkasının keyfini çıkarmasına yandığı o hazza sahip olmanın hasetteki eksikliği giderebileceğini sanmak yanlış olur. Sözlük maddesinin devamında belirtildiği gibi, “Haset dolu bir insanı memnun etme girişimleri tümüyle boşa çıkar.” Niye peki? Çünkü istediği şey ile başkasının keyfi olarak algıladığı şey hiç de aynı değildir. Ve haset dolu birisi başkasının sahip olduğu şeyi kendisi için istiyor olmadığı için, o tümüyle yabancı, öteki hazzın elde edilmesi, arzusunu hiç yatıştırmaz.

Lydecker’in algıladığı nesnenin, “perdedeki iki siluet”in klişeliği tesadüf değildir. Ancak bu klişeyi, ona bakan karaktere değil de, filme atfedersek anlamını kaçırırız: Yaptığı keşfin o beylik biçiminin sorumlusu bizzat Lydecker’dir. Bu algının dolaysız veya taze değil de, basmakalıp bir imge dolayımından geçmiş olmasının sebebi, Lydecker’in haset dolu bakışını uyandıranın arzu olmamasıdır. Ama yine de aşağıdan, soğuk ve karanlık bir yerden seyrettiği pencereyi aydınlatan bir pırıltı vardır; imgesel sahneden görünen bir gerçek kıvılcımı gibidir bu — Lydecker’in söz konusu sahnede görünenin eksiksiz, etrafı kapalı bir memnuniyet olduğundan emin olduğunun işareti şüphesiz. Kendisine belli bir mesafede meydana geldiğini gördüğü haz Lydecker için yabancıdır, kendi içine katlıdır. Dolayısıyla —Lydecker için— eksiksiz, mutlak, ama anlaşılmaz olan bu hazza bakan gözün kötücül bir enerjisi vardır; gücenmiş bir gözdür bu.

“Eski yeni hemen hemen tüm dillerde”, hasede eşlik eden o “kem göz” için bir terim bulunduğu belgelenmiştir.** Bu bakışa ayrı bir ad verilmesini haklı çıkaran özelliği, görünürdeki zehirleme veya kirletme niyetidir. Diğer tüm “aç ve pis bakışlar” —öfke, açgözlülük veya kıskançlık bakışı— zarar üstüne odaklanır ve başkasını imrenilen bir nesneden mahrum bırakmaya yoğunlaşırken, hasette kem göz keyfin kendisini çalma peşindedir. Ötekini ona haz veren şeyden mahrum bırakmaya çalışan o diğer hain bakışlar, ötekinin haz kabiliyetine dokunmaz. Haset ise öyle değildir; keyif kabiliyetinin ta kendisini mahvetmekten başka bir şey istemez. “Haset dolu insan, keyif görmekten tiksinir. Huzur bulduğu tek şey, başkalarının sefaletidir.”***

O meşhur hükmünü verirken kem gözlerin farkına varan bilge önder Hz. Süleyman, “sahte anne”nin kim olduğunu böyle açığa çıkarır. Bir tanecik, kıymetli çocuğunu yeni kaybetmiş “sahte anne”, henüz başka bir çocuk istemeyecek kadar matemlidir. O halde Süleyman’a göre, bu annenin istediği şey, kesinlikle gerçek annenin “neşe yumağı” değil (hatta kötü kokan bu kusmuklu yumağın başka biri için neşe kaynağı olabileceğini aklı almıyor olmalıdır), ötekinin annelik tatmininin ortadan kaybolmasıdır. Bundan dolayı, onun için çocuğun ikiye bölünmesi, vermeye razı olduğu bir ödün değil, can attığı bir felakettir.

Hazzın mahrem bir mesele olduğu kabul edilir: “Zevkler ve renkler tartışılmaz” deriz. Fakat başkasının hazzıyla karşılaştığımızda ortaya çıkan anlaşılmazlık kendi başına husumet nedeni değildir. Hasedin doğması için bu duruma, haset dolu kişinin kendi hazzının tadını çıkarmasını önleyen bir engel de eklenmesi gerekir. Elindeki hazzın tadını kaçıran, onu tatsızlaştıran bir haz açığı hissediyor olmalıdır. Böyle olduğunda o açık asla kapatılamaz, bu dünyadaki hiçbir şey onu dolduramaz; böylece haset dolu kişi, başkalarının ahmakça tutkularına kötü gözle bakmaya başlar. Yaslı annede haset doğuran şeyin avutulamaz bir kayıp, yani çocuğunun kaybı olduğunu belirtmiştim. Yeniden Laura‘ya dönersek, filmin tam kalbinde yine feci bir kayıp olduğunu görürüz. Olağan görüşe göre filmde, bir yanda sadece zihinsel olarak keyif alabildiği söylenen Lydecker ile diğer yanda daha bedensel tutkuları olan MacPherson (Jacoby’nin haleflerinden bir tanesi) arasındaki mücadele resmedilmektedir. Fakat film iki pozitif tutku arasındaki bir çatışmadan ibaret olsaydı, ötekinin keyfinin kaynağı olan Laura, patlayan çiftenin hedefinde duruyor olmazdı. Dolayısıyla Lydecker kendisine sadece zihinsel meşgalelerden haz alma izni tanıyor olsa bile, bunun tüm çabalarını boşa çıkaran o kaybı gidermeye yeten bir haz olduğunu hissetmez. Film de, bilhassa final sekansında bu varsayımı doğrular.

Joan Copjec 2002 Imagine There’s No Woman; Barış Engin Aksoy 2015 Tut ki Kadın Yok, s.167

(Kitabı alıp okuyunuz.)

* Aktaran Melanie Klein, Envy and Gratitude: The Writings of Melanie Klein, Roger Money-Kyrle (haz.), Londra: Hogarth Press and the Institute of Psycho-Analysis, 1975, s.182

** Peter Shabad, “The Evil Eye of Envy: Parental Possessiveness and the Rivalry for a New Beginning”, Gender and Envy içinde, Nancy Burke (haz.), New York ve Londra: Routledge, 1998, s.255

*** Klein, Envy and Gratitude, s.182

Leave a comment

Filed under şey

Ben Üzerine Bazı Yansımalar — Jacques Lacan

Jacques Lacan — 1953 — Uluslararası Psikanaliz Dergisi

Freud’un Ben [ego] üzerine görüşlerinin gelişimi onu görünüşte çelişkili iki formülasyona götürmüştür. Ben, narsisizm kuramındaki nesnenin karşısında taraf tutar: libidinal ekonomi kavramı. Libidinal yükün kişinin kendi bedenine bağışlanması hipokondriyasis acısına yol açarken, nesnenin yitimi intiharla bile sonuçlanabilecek depresif bir gerilime yol açar.

Öte yandan Ben, algı-bilinç sisteminin işleyişinin topografik kuramındaki nesnenin tarafını tutarak O’na [id] direnir, yani salt haz-ilkesince yönetilen dürtüler bileşimine direnir.

Burada bir çelişki varsa da, gerçeklik-ilkesinin naif kavrayışının dışına çıkıp şu olguya dikkat ettiğimizde çelişki yok olur — ki bu noktada Freud net olsa da beyanları bazen net değildi: düşünceyi öncelese de, gerçeklik, öznenin onla uğraşma yordamlarına göre farklı biçimler alır.

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri

Charlie’nin Sırrı — Jacques-Alain Miller

Jacques-Alain Miller: [Charlie Hebdo üzerine: (1) Kötüsözün Dönüşü, (2) Lirik Yanılsama, (3) Fransa Polislerini Sever, (4) Charlie’nin Sırrı, (5) Wolinski, Santo Subito!]

Jacques-Alain Miller — 14 Ocak 2015 — lacan.com

Arjantin’de güvercin dışkısı şans getiriyor. Plajda güneşlenen arkadaşım Graciela böyle dedi bana “Acá, si a uno lo caga una paloma, significa buena suerte” (Burda bir güvercin sıçarsa, iyi şans demektir). Bu kehaneti kabul edelim. Başkan’ın şanslı yıldızlarına inandığını biliyoruz. Kısacası, derin bok içindeyiz, bu iyiye işaret.

Graciela, ki derslerimi de okumuştur, acaba bunun “Gerçeğin bir yanıtı,” Tanrıların bir belirmesi olup olmayacağını sordu. Romalılar, o batıl inançlarıyla, böyle şeylere inanmazlık etmezlerdi. Ve unutmayalım ki İsa vaftiz edilirken gök açıldı, “Kutsal Ruh, bedensel görünümde, güvercin gibi O’nun üzerine indi.” (Luke 3.22)

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri