Tag Archives: Nazar Noktası

Signifier Neden Gösteren Değil İmleyen Olarak Çevrilmeli — Işık Barış Fidaner

Uzun zamandır Lacancı çevre-çevirilerde signifiant-signifier için çoğunlukla “gösteren” kelimesi kullanılıyor. Ben de ilk başta bunu böyle öğrenmiştim ve Yersiz Şeyler’deki ilk çevirilerimde “gösteren” kelimesini kullandım. Ama daha sonra bazı kitap çevirilerinde (mesela Cinsiyet Belası‘nda) kullanılan “imleyen” kelimesinin signifier’ı daha iyi karşıladığına karar verdim ve signifier’a “imleyen” demeye başladım. Nedenini açıklayayım.

Continue reading

11 Comments

Filed under çeviri, şey

Frantz Fanon beyaz düşmanlığına karşı çıkıyor

Bir insanın ruhun haysiyetinin zaferine katkı yaptığı her seferinde, bir insan başka insanlara boyun eğdirilmesine her hayır dediğinde, onun eylemiyle dayanışma hissetmişimdir. Benim temel görevimin renkli insanların geçmişinden çıkarılması asla gerekmez. (…) Benim siyah tenim belli değerlerin deposu değildir. (…) Renkli bir insan olarak benim, ırkımın geçmişiyle ilgili olarak beyaz insanın suçluluğunun kristalleşmesini ümit etme hakkım yoktur. Renkli bir insan olarak benim eski efendimin gururunu ezmenin yollarını aramaya hakkım yoktur. Boyun eğdirilmiş atalarım ve analarım için tazminat talep etme hakkım ya da görevim yoktur. Siyahın ödevi yoktur; beyazın sırtında yük yoktur. (…) Bugünün beyaz insanlarından 17’nci yüzyılın köle tacirleri için hesap mı soracağım? Elimdeki tüm araçlarla onların ruhlarında suçluluk tomurcuklanması için mi çabalayacağım? (…) Atalarımı ve analarımı insanlıktan çıkaran köleliğin kölesi değilim.

Frantz Fanon 1952 Siyah Ten, Beyaz Maskeler

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Alıntının kaynağı

Not: Erkek düşmanlığına karşı da bunun bir benzeri söylenebilir.

1 Comment

Filed under çeviri

Freud’un Kemikleri — Axel Fox ile röportaj

Işık Barış Fidaner oyun geliştiricisi Axel Fox ile sürmekte olan oyun projesi hakkında röportaj yaptı. (İngilizcesi) Demoyu indirme linki.

freud

Kendisi de oyun geliştirmiş bir Žižekçi olarak, Sigmund Freud hakkında bir oyun projesiyle karşılaşınca gerçekten heyecanlandım. Adı Freud’un Kemikleri. Heyecan verici ve grafikleri de gayet güzel görünüyor. Netflix’in Freud dizisinden dolayı aşırı hayalkırıklığı yaşayan Freudculardan değilim, Freud dizide gerçekte olduğundan farklı yansıtılmış olsa bile. Sigmund Freud hakkında çeşitli projeler yapılmasının değerli olduğuna inanıyorum ve kusursuz isabet beklemiyorum. Türk psikiyatrist Cemal Dindar insanlara Freud dizisini “Freud hakkında bir rüya” olarak izlemelerini önermişti, ben de bu fikre katılıyorum. O yüzden Freud’un Kemikleri hakkında bilgi edinmek istedim ve geliştiricisi ile röportaj yaptım.

Continue reading

2 Comments

Filed under görüşme

Transgender üzerine — Slavoj Žižek

Cinsiyet ve Başarısız Mutlak (2019) kitabından:

Gerçek olarak cinsel fark, karşıt özelliklerle asla simgelenemez demektir: Cinsiyeti iki varlığın karşıtlığı olarak inşa (ve tecrübe) ettiğimizde, her zaman arta kalan, “içerilerek dışarılan” bir şey vardır, onlar asla iki tane değildir, 1+1+a’dır, ve bu üçüncü öğe (ki günümüzde en öne çıkan örneği transgender bireylerdir) farkın kendisidir. Kierkegaard’ın tüm insanları memurlar, hizmetçiler ve baca temizleyiciler olarak kategorileştirmesini hatırlayın: İlk ikisi standart heteroseksüel çifti temsil eder, ama baca temizleyicisinin eklenmesine gerek duyarlar – memur, hizmetçi ve baca temizleyicisi, eril, dişil, artı tikel olumsal bir nesne olarak aralarındaki farkın kendisidir.

Günümüzde beliren büyük karşıtlık –bir yanda toplumsal parçalanmaya karşı Cinsel Fark’ın sabit simgesel biçiminin şiddetle dayatılması; öbür yanda, transgender olarak gender’ın bütünüyle “akışkanlaştırılması”, cinsel farkın çok sayıda yapılanmaya dağıtılması– demek ki foldur: İki kutbun ortak özelliği, bir çatışkının gerçeği/imkansızlığı olarak cinsel farkı kaçırmalarıdır. O zaman Gender kuramına verilecek yanıt “Peki ya sex ne olacak?” olmalıdır. Kaygan olan-olmayan, inşa edilmiş-edilmemiş kimliklerle gender kuramının örtbas ettiği şey, sex’in kendisidir, cinselliğin karakterindeki gerilimdir.

“Kadın babanın-adlarından birisidir” (1995) makalesinden:

Transseksüel özne, Kadın’ı Babanın-Adı’nın yerine geçirerek iğdişi inkâr eder.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under çeviri

İş-bilgisi’nden Episteme’ye — Jacques Lacan

Felsefe, evriminin tamamı boyunca neyi adlandırır? Şudur – hırsızlıktır, kaçırmadır, efendinin manevralarıyla kölenin bilgisinin çalınmasıdır … İletilebilir bilgi olduğu belirtildiği ölçüde episteme’nin işlevinin tamamı… her zaman zanaatkarların –yani kulların– tekniklerinden alınmıştır. Bu bilginin özünü çıkartarak onu efendinin bilgisine dönüştürme meselesidir. (21)

Felsefenin tarihsel işlevi bu öz çıkartmadır, denebilir ki adeta kölenin bilgisine ihanet edilmesidir, böylece efendinin bilgisine dönüştürülmesini sağlamaktır. (22)

Bilginin başlangıcında kölenin dünyasına işlenmiş, oraya gizlenmiş olan şeyin aktarımı, yağmalanması, talan edilmesi meselesidir … Daha yakından bakarsak, kölenin bilgisinin ondan çıkarılması, Hegel’in adım adım izlediği tarihin tamamını kapsar. (91)

Köle… en başta bilgiydi. Efendinin söyleminin evrimi buradadır. Felsefe, efendinin bilgisini teşkil etme rolünü oynayarak, kölenin bilgisinin özünü çıkarmıştır. Bilim… bu işlev dönüşümünden oluşur, böyle ifade edilebilirse…

Öyle de olsa, bilgide kesinlikle bir zorluk vardır: Bilgi, iş-bilgisi (savoir-faire, know-how, iş-başında-bilgi) ile tam anlamıyla episteme olan şeyin karşıtlığında bulunur. Episteme, bilginin sorgulanmasından, damıtılmasından oluşmuştur. (173-74)

(17’nci seminer kitabından)

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

5 Comments

Filed under çeviri

Bilme öznesi ya da zulmün tanığı — Dany Nobus

11’inci seminerde Lacan psikanalizdeki aktarımı sujet suppose savoir işlevinin yerleştirilmesine dayandırdı, yani ‘bildiği varsayılan özne’ye, belki daha iyi bir ifadeyle, ‘varsayılan bilme öznesi’ne dayandırdı. Lacan şöyle dedi: ‘Ne zaman ki bu işlev özneye göre bir bireyde bedenlenir … o zaman aktarım kurulur’. Buna göre, kendi bilmezliğinden yola çıkan nevrotik hastanın analiste gelmesi, onu varsayılan bilme öznesi olarak sorgulamak içindir, bu da aktarımın başladığına işaret eder. Psikotik hastaların ise analiste –ya da başka herhangi birine– varsayılan bilme öznesi işlevi yüklemek için hiçbir nedeni yoktur, çünkü onlar zaten bilinecek tüm bilgiye sahiptirler (bu bilgi onları ele geçirmiştir). Nevrotikler kendilerinde eksik olan bilgiye hakim olan birini bulmak ve ondaki bilgiyi test etmek için herşeyi göze alırken, psikotikler zaten bildikleri şeylerden başka keşfedilecek hiçbirşey olmadığında inat ederler. Bir analisti muhatap aldıkları zaman, onun bilme öznesi olduğunu varsaymazlar, daha ziyade onların deneyimlerini anlayıp geçerleyecek birisi olduğunu varsayarlar. Kısacası, ‘zulmün tanığı’ olacak birini bulmaya çalışırlar.

Dany Nobus (2000) Jacques Lacan ve Freudcu Psikanaliz Pratiği

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

2 Comments

Filed under çeviri

Özgür insanlar delilerdir — Jacques Lacan

Özgür insanlar, sahiden özgür insanlar, delilerdir. Onlarda küçük a nesnesi talebi yoktur, o kendi nesnesini elinde tutar, o onun duyduğu seslerdir mesela. […] Deli, a nesnesiyle Öteki’nin mahalline tutunmaz, a nesnesini kendi kullanımında tutar. Deli sahiden özgür bir varlıktır. Deli, bu anlamda, bu gerçekdışılıktır, bu absürt şeydir, absürt… dahası absürt olan herşey gibi muhteşemdir. Filozofların tanrısına “causa sui” denirdi, yani kendi kendisinin sebebi; diyebiliriz ki deli kendi sebebini cebinde taşıyordur ve bu yüzden o delidir.

Jacques Lacan 1967 “Sainte-Anne psikiyatristleri için kısa konuşma”

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Ayrıca bkz. “Hatırlamak & Unutmak” Russell Grigg

2 Comments

Filed under çeviri

Bastırma ve defterden silme — Jacques Lacan

Özne deneyimlemiş olduğu bir şeyin kendi simgesel dünyasına erişimini reddedebilir, bu şey iğdiş tehdidinden başka bir şey değildir. Öznenin bu olayı izleyen gelişiminin tamamı bu şey hakkında hiçbirşey bilmek istemediğini gösterir, Freud buna “bastırılmış” (Verdrängt, repressed) adını verir.

Bastırma etkisi altına giren şey geri döner, zira bastırma ve bastırılanın geri dönüşü aynı madalyonun iki yüzüdür. Bastırılan şey her zaman oradadır, semptomlar ve bir dizi başka fenomen yoluyla kusursuzca ifade edilir. Buna karşılık, defterden silme (Verwerfung, foreclosure) etkisi altına giren şeyin yazgısı bambaşkadır…

Defterden silinerek simgesel düzenden reddedilen şey, gerçek’te yeniden belirir.

Jacques Lacan 1955-56 Psikozlar

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under çeviri

Freud ve Siyasallık — Mladen Dolar

Hiçbir babanın, hükümdarın ya da tanrının kendi işlevine layık olamaması değildir mesele, bizzat simgesel işlevin liyakat gücünü yitirmesidir. Modernliğin yükselişini tarif etmenin birçok yolu ve terminolojisi vardır, bu da ekonomik bir öneri olabilir: Simgesel yetkinin referans noktası olan ölü baba, ebediyete intikal etmiştir. Fakat, yetkinin ufalanması karşısında sevinme zamanı değildir, bu da Grup Psikolojisi‘nin dertlerinden biridir, çünkü kralların devrilmesi ve simgesel yetkinin düşüşünün ardından gelen şey demokrasinin mutlu zaferinin yayılması değil, aksine simgesel babanın alt yüzünün yükselişidir, bunun da psikanalitik adı Üstben’dir (süperego). Bu hüküm daha inatçıdır, onunla baş etmek çok daha zordur. Lacan slogan icat etmekte çok becerikliydi, bu da onlardan bir tanesi: Père ou pire, “Baba yahut daha kötüsü”. Ataerkil egemenlik yeterince kötüydü, ama onun ölümünden sonra karşılaştığımız şey daha bile kötüdür.

UNBOUND Vol. 4: 15, 2008, Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Freud’da siyasallık, masumiyet havası altında en zor, hatta imkansız bir konuyu saklar. İki terim de tekanlamlı olmaktan uzaktır – öyle görünmese de, Freud adıyla ne kastedildiği, ismini saran haleye ve ünlenmesinden çıkan genel yaygaraya rağmen ya da bunlar yüzünden, hiç net değildir … siyasallıkla ne kastedildiği de, insanın sürekli her cepheden her şekil ve boyda siyasete boğulmasına rağmen ya da bu yüzden, hiç ama hiç net değildir. En ince zorluk, ikisinin mümkün kesişimindedir. Konudan söz etmek yerine konu hakkında konuşmanın imkansızlığından söz ederek yapısökümcü bir belagate girişme ayartısı güçlüdür. Bu ayartıya elimden geldiğince direneceğim.

Continue reading

5 Comments

Filed under çeviri

Günümüzde Hegelci olunabilir mi? — Slavoj Žižek

Slavoj Žižek — 28 Ekim 2019 — thephilosophicalsalon.com

Ben Hegelciyim – ama hangi Hegel’den söz ediyorum? Hangi konumdan konuşuyorum?

İyice basitleştirirsek, benim felsefi duruşumu tanımlayan üçlü, Spinoza, Kant ve Hegel’dir. Spinoza muhtemelen gerçekçi ontolojinin zirvesidir: Dışımızda tözsel bir gerçeklik vardır ve aklımız yoluyla onu örten yanılsamaları kovarak bu gerçekliği bilebiliriz. Kant’ın aşkınsal hamlesi bu düzene radikal bir ayırı (gap) getirir: Şeylerin kendi içinde oldukları haline asla erişim kazanamayız, aklımız fenomenler sahasına sıkışmıştır, eğer fenomenlerin ötesinde varlığın bütünlüğüne ulaşmayı denersek, zihnimiz ister istemez antinomilere ve tutarsızlıklara kapılır. Hegel’in yaptığı şudur: Fenomenlerin ötesinde kendi-içinde hiçbir gerçeklik olmadığını koyutlar, ama bu “Herşey fenomenlerin etkileşiminden ibaret” demek değildir. Fenomenal dünya imkansızlık engeliyle işaretlidir, ama bu engelin ötesinde hiçbirşey yoktur: Başka hiçbir dünya, hiçbir pozitif gerçeklik yoktur. Yani Kant öncesi gerçekçiliğe geri dönmeyiz: Kant’ın bilgimizdeki kısıtlama saydığı şey, yani kendi-içinde-şey’e ulaşmanın imkansızlığı, bu şey’in kendi içine nakşedilmiştir [1].

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri