Tag Archives: NE DOLAPLAR PEŞİNDESİN

Yersiz Kitaplar 24 tane oldu

24 tane olmaları vesilesiyle Yersiz Kitaplar‘ı hatırlatıyorum. Çünkü 24 ikiye de bölünebilir, üçe de bölünebilir. Hatta ikiye art arda üç kez bölünebilir.

Ama karışıklık olmasın: Üç kez ikiye bölünmesinin üçe bölünmesiyle hiçbir alakası yoktur. Üç kez ikiye böldükten sonra isterseniz üçe bölebilirsiniz, istemezseniz bölmezsiniz. Bölünmemiş halde kalır.

Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under kitap

NE DOLAPLAR PEŞİNDESİN — çeviri derlemesi

ne-dolaplar-pesindesin-kapakSon versiyon: 4 Mart 2016

(55 sayfa — PDFLaTeX)

İçindekiler

NE DOLAPLAR PEŞİNDESİN

Söz hazzı ve hal hazzı üzerine

Hakiki Kötüsöz: Pussy Riot Mahkumiyetine Dair (Slavoj Žižek)

Niye Açlık Grevine Gidiyorum: Açık Mektup (Nadya Tolokonnikova)

Utanç yahut Ötekinin Var Olmayışının Kanıtı Üzerine (Daniel Tutt)

Fol bilinç (Friedrich Engels)

Rüya işinde mantık ve mantıkdışı (John Sallis)

Çevirmenin Görevi (Walter Benjamin)

Öğrenin, öğrenin ve öğrenin (Slavoj Žižek)

10 Yorum

Filed under çeviri, kitap

Fol bilinç — Friedrich Engels

İdeoloji, düşünür denen kişinin bilinçle gerçekleştirdiği bir süreçtir aslında, ama fol bir bilinçle. Onu sevk eden gerçek güdüler ona bilinmez kalır, yoksa bu hiç de ideolojik bir süreç olmamış olurdu. İşte o böylece fol ya da görünüşte kalan güdülerin hayalini kurar. Bu bir düşünce süreci olduğu için, düşünür bu sürecin hem biçimini hem de içeriğini arı düşünceden türetir, ya kendi arı düşüncesinden ya da öncüllerinin arı düşüncesinden. Üstüne çalıştığı salt düşünce maddesini, inceleme yapmaksızın, düşünceden üremiştir diye kabul eder, daha uzakta düşünceden bağımsız bir sürecin peşine düşmez; bu maddenin kaynağı aslında ona aşikar gözükür, çünkü her eylemin düşünce ortamı yoluyla üremiş olması gibi ona göre bu madde de nihayetinde düşünceyi temel almış gibidir. Tarihle uğraşan ideolog (tarihle burada kastedilen, doğadan ayrıca topluma da ait – politik, yargısal, felsefi, teolojik – tüm çeperlerden ibarettir), demek ki tarihle uğraşan ideologun tüm bilim çeperlerinde sahip olduğu madde, önceki nesillerin düşüncesinden bağımsız olarak kendi biçimini almış bir maddedir, birbirini izleyen bu nesillerin beyinlerinde bağımsız bir dizi gelişmeyi başından geçirmiş bir maddedir. Doğrudur, kendi çeperinden veya diğer çeperlerden gelen dış olgular bir araya gelerek bu gelişme üzerine belirleyici bir nüfuz uygulamış olabilirler, ama dile getirilmeyen önvarsayım, bizzat bu olguların da bir düşünce sürecinin meyvelerinden ibaret olduğunu söyler, yani biz gene, en zorlu olguları başarıyla sindirmiş olan bu arı düşüncenin diyarı dahilinde kalmış oluruz.

Franz Mehring’e mektuptan, 14 Temmuz 1893, Londra, marxists.org

Bkz “Çevirmenler, False’a Yanlış demeyelim, Fol diyelim”

1 Yorum

Filed under çeviri

Rüya işinde mantık ve mantıkdışı — John Sallis

Rüya işi [dream-work] bir çeviri meselesidir, bir çeviri işidir. Sadece çeviridir. Başka bir şey değil. Fazlası değil. Rüya işinde rüya işi yoluyla bir çeviriden başka hiçbir şey üretilmez.

En azından Freud’un rüya işine dair söylediği şey budur, bu işin sadece çeviriden oluştuğudur, bu işin olsa olsa bir çeviri ürettiğidir. Psişe, bizzat rüya işi içinde –işleyeceği şeyin bünyesinde değil– sadece bir çevirmen işlevi gösterir, –bilinçli zeminin altında– çeviri işini icra eder.

Okumaya devam et

3 Yorum

Filed under çeviri, makale

NE DOLAPLAR PEŞİNDESİN

image

Deli Kadın sayı 8 sayfa 38

Leylek kafede Leylek çayına takas edilen kopya yerine alınan kopya

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under şey

Öğrenin, öğrenin ve öğrenin — Slavoj Žižek

Lenin’e dair ünlü bir Sovyet fıkrası vardır. Sosyalizm altında Lenin, gençlere tavsiye olarak, “Neler yapmamız gerekir” diye soranlara “Öğrenin, öğrenin ve öğrenin” yanıtını verirmiş. Bu söz de her zaman anımsatılır ve bütün okul duvarlarında yazarmış. Fıkra şöyle: Marx, Engels ve Lenin’e “Karınız mı olmasını istersiniz, metresiniz mi olmasını istersiniz?” diye sorulur. Bekleneceği üzere Marx, ki özel meselelerde kendisi gayet muhafazakardır,”Karım!” der. Engels daha bir bon vivant [life & joy] birisi olduğundan metresi olmasını ister. Lenin ise oradaki herkesi şaşırtarak “İkisini birden isterim!” der. Neden? Yoksa o kanaatkâr devrimci imajın arkasında bir keyifçi dekadanlık örüntüsü mü saklıdır? Hayır – açıklar: “böylece karıma metresime gideceğimi söyleyip metresime de karımın yanında olmam gerektiğini söyleyip…” “Eee sonra ne yaparsın?” “Tek başıma kalabileceğim bir yere gidip öğrenir, öğrenir ve öğrenirim!”

İşte Lenin 1914 felaketinin ardından aynen böyle yapmamış mıdır? İsviçre’de yalnız kalabileceği bir yere çekilmiş, orada Hegel’in mantığını [Science of Logic] okuyarak “öğrenmiş, öğrenmiş ve öğrenmiştir.” Ve bugün karşı karşıya kaldığımız medyatik şiddet imgelerinin bombardımanı altında yapmamız gereken şey de budur. Bu şiddete neyin sebep olduğunu “öğrenmemiz, öğrenmemiz ve öğrenmemiz” gerekir.

Slavoj Žižek

http://www.nakedpunch.com/articles/34

2 Yorum

Filed under çeviri

Utanç yahut Ötekinin Var Olmayışının Kanıtı Üzerine — Daniel Tutt

Son zamanlarda sosyal medyada “Utan!” buyruğuna giderek daha fazla maruz kalır olduk. Bu buyruk ona zemin oluşturan, çeşitli gerekçelerle destekleyip yaygınlaştıran ve şiddetini arttıran somut olaylardan (son örneği “Vahşet Bodrumu”) bağımsız olarak, kendi imleyici işlevi bakımından ne anlama gelir?

Bunu anlayabilmek için ~Viyanalı Psikanalistler~ facebook grubuna bir soru sorduk: “Utanç acaba genel olarak (bilinçli veya bilinçdışı) bir aktarımdan kaçınma hali olarak tanımlanabilir mi? Ben karşısına Biz’i koyan paradoksal bir Ben karşıtı savunma mekanizması sayılabilir mi?”

Chris Oliver Schulz, fikirlerimizi doğrulayacağını düşündüğü bu Daniel Tutt gönderisini [post] bize iletti, biz de Türkçeye çevirdik. Adam John Ost’un da katıldığı tartışma şöyle ilerledi: “Bütün sosyal etkileşimlerde aktarım vardır ve aktarımlardan kaçınılamaz,” “ama burada imgesel bağlamı olan politik bir çerçeve sözkonusu olduğundan,” “buna aktarımdan kaçınma değilse bile karşı-aktarım denilebilir. Aktarım hiç olmadığında şeyler işlenmeden kalırlar, yani Şey [das Ding] olarak kalırlar. Karşı-aktarım olduğundaysa inşa edilen belirli simgelerde kendi ifadelerini bulabilirler.”

~Çevirmenler~

Daniel Tutt — 7 Mart 2013 — danieltutt.com
Türkçesi: Işık Barış Fidaner, Canan Coşkan

Analizde analistin sorabileceği en sinir bozucu sorulardan birisi şu: “Evet, siz böyle diyorsunuz biliyorum, ama gerçekten böyle mi, yoksa bu dediğiniz daha çok bir istek/dilek gibi mi?” Veya, biliyorum ki onu aştığınızı düşünüyorsunuz, veya onun size hissettirdiğini özdeştirmiş olduğunuzu düşünüyorsunuz, ama gerçekten onu ardınızda bırakmak, onun ötesine geçmek istiyor musunuz? Analistin söylediklerinin çevirisi şudur: kendi belirtinizle [symptom] karşılaşıp onu tanımış olabilirsiniz, ama şimdi esas zor iş geliyor: bu belirtiyi derinlemesine çalışmanız, akla gelebilecek tüm açılardan onu ele almanız ve ona yönelik bütünüyle yeni bir ilişki içine girmeniz.

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under çeviri

Niye Açlık Grevine Gidiyorum: Açık Mektup — Nadya Tolokonnikova

23 Eylül Pazartesi günü, açlık grevimi ilan ediyorum. Bu uç bir yöntem, ama şu an bulunduğum durumda başvurulacak tek şeyin bu olduğuna kesinlikle ikna oldum.

Hapishanenin gardiyanları beni duymayı reddediyor. Ama ben taleplerimden vazgeçmeyeceğim. Sessiz kalmayacağım, mahpus arkadaşlarımın kölelik koşulları altında eriyip gitmesini teslimiyet içinde seyretmeyeceğim. Hapishanede insan haklarına uyulmasını talep ediyorum. Mordovya’nın bu kampında kanunlara itaat edilmesini talep ediyorum. Bize köle gibi değil insan gibi davranılmasını talep ediyorum.

Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under çeviri

Hakiki Kötüsöz: Pussy Riot Mahkumiyetine Dair — Slavoj Žižek

Pussy Riot [Pisi İsyanı] üyeleri kötüsöz [blasphemy] ve dinden nefret etmekle mi suçlanıyor? Yanıt vermek kolay: hakiki kötüsöz devletin yaptığı suçlamanın kendisidir, hakim klik karşısında politik protesto eylemi olduğu apaçık olan bu eylemi dinsel bir nefret suçu olarak formüle etmeleridir. Brecht’in Dilenciler Operası’ndaki o eski sözünü hatırlayın: “Bir bankayı soymak, yeni bir banka kurmaya kıyasla nedir ki?” 2008’de Wall Street bize bunun yeni versiyonunu tanıttı: birkaç bin dolar çalıp bu yüzden hapse atılmak, finansal spekülasyonlarla onlarca milyon kişiyi evinden ve kazancından yoksun bırakıp hem de bu sayede yüce ihtişamlı devlet desteğiyle ödüllendirilmeye kıyasla nedir ki? Şimdiyse Rusya’dan gelen, devlet iktidarından gelen başka bir versiyonla karşılaştık: Pussy Riot’un kilisede yaptığı müstehçen provokasyon, Pussy Riot karşısında yapılan suçlamaya kıyasla, devlet aygıtının her türlü makul kanun ve düzen mefhumuyla alay ederek yaptığı bu devasa müstehçen provokasyona kıyasla nedir ki?

Pussy Riot’un eylemi sinikçe miydi? İki tür sinisizm vardır: ezilenlerin iktidardaki ikiyüzlülerin maskesini düşüren buruk sinisizmi, ve bizzat kendi ilan ettikleri ilkeleri açıkça ihlal eden ezenlerin sinisizmi. Pussy Riot’un sinisizmi birinci türdendir, iktidardakilerin sinisizmi ise –neden onların otoriter gaddarlığına bir Pipi İsyanı demeyelim– çok daha uğursuz olan bu ikinci türdendir.

Ta 1905’te Leon Troçki çarlık Rusyasının karakterini “Asyanın kamçısı ile Avrupanın stok pazarının berbat bir bileşimi” diye nitelemişti. Bu niteleme günümüz Rusyasında da giderek daha geçerli olmuyor mu?

Kapitalizmin yeni evresinin yükselişini, Asya değerleri taşıyan kapitalizmin yükselişini de duyurmuyor mu? (Tabii bu evrenin Asya’yla hiçbir ilgisi yoktur, tamamen günümüz küresel kapitalizmindeki anti-demokratik eğilimlerle ilgilidir) Eğer sinisizmi kendine ait ilkelere gizlice gülüp geçen iktidarın insafsız pragmatizmi olarak anlarsak, o halde Pussy Riot anti-sinisizmin bedenlenişidir. Mesajları şudur: FİKİRLER ÖNEMLİDİR. Onlar sözcüğün en asil anlamıyla kavramsal sanatçılardır: bir Fikri bedenlendiren sanatçılardır. İşte bu yüzden kar maskeleri takarlar: bireysizleşmenin, özgürleştirici anonimliğin maskelerini takarlar. Kar maskeleriyle verdikleri mesaj, hangi birisinin tutuklandığının önem taşımadığıdır – onlar bireyler değildir, onlar bir Fikirdir. Ve işte bu yüzden onlar böylesine bir tehdittir: bireyleri hapse atmak kolaydır, bir de Fikri hapse atmayı deneyin!

İktidardakiler –gülünç ölçüde aşırı gaddar tepkiler vererek belli ettikleri gibi– paniğe kapılmakta bu yüzden tamamen haklıdırlar. Ne kadar gaddarca davranırlarsa Pussy Riot o kadar önemli bir simge haline gelecektir. Ezici tedbirler daha şimdiden Pussy Riot’un tam anlamıyla dünyanın her yerinde gönüllerde yer etmesiyle sonuçlanmıştır.

Bileşimindeki cesur bireylerin Pussy Riot’un küresel bir simgeye dönüşmesinin bedelini kendi canlarıyla ödemesinin önüne geçmek hepimizin kutsal vazifesidir.

Slavoj Žižek
7 Ağustos 2012

~~~

ç.n. “true blasphemy” karşılığı olarak “esas kötüsöz” veya “asıl kötüsöz” demek belki anlamayı kolaylaştırabilirdi ama kötüsöz hiçbir şeyin esası veya aslı sayılamaz. Burada hakikat [truth] üstüne (belki vérité üstüne, gerçek üstüne) bir belirsizlik sözkonusu (bir bahis [wager] değilse

1 Yorum

Filed under çeviri

Söz hazzı ve hâl hazzı üzerine

~Yersiz Şeyler~ sitesini 2008’de açmıştım. Çeşitli sebeplerle çeviriler yaptıkça burada yayınlıyordum. 2012’de herkesin bildiği ve 2013’te herkesçe bilinen büyük politik gelişmeler yaşandı. 1 Mayıs 2014’ten itibaren neredeyse her gün bir şeyler çevirmeye başladım. Facebook’taki Žižek gruplarından güncel makaleleri takip edebiliyordum. Çevirileri biriktikçe derleyerek Yersiz Kitaplar‘ı oluşturmaya başladım. İlk derleme Yeni Bir Dünya İçin (McKenzie Wark) önsöz ve içeriğiyle yürüttüğüm bu ~çeviri çabasının~ ne olduğunu dile getiriyordu.

2015 başından itibaren ~Dünyadan Çeviri~ sitesinin hazırlamış olduğu “çeviri kaynakları” listesini genişleterek çevrilmiş ve çevrilmeye değer güncel makaleleri sürekli bir diyalog içinde takip etmeye ve diğer çevirmenlerle iletişim geliştirmeye başladık. 7 Haziran 2015 genel seçimleri ardından bir yandan ~Fraksiyon.org~ sitesi çevirmenleriyle çeviri emeğinin değerlenmesi noktasında beliren çatışkılar bağlamında, öte yandan ~Psikanalitik Şeyler~ sitesiyle özellikle Türkiye’de herkesin bildiği politik gelişmelerin herkesçe bilinmeyişi konusunda oluşturduğumuz iletişim kanallarıyla felsefe ve psikanaliz çevirilerini sürdürdük. Yunanistan’daki SYRIZA iktidarının Avrupa Birliği karşısında düştüğü borç krizinin şiddetlendiği Temmuz ayında ~Dünyadan Çeviri~ ve ~Hayal Gücü İktidara~ ile birlikte Syriza: Deneyimler derlemesini yayınladık.

Ağustos sonunda Encore Yayınları’ndan gelen bir “teklif” sayesinde onuncu Yersiz Kitap Küçük Panteon (Alain Badiou) olmuşsa da ne yazık ki bu ~çeviri çabası~ bir “emek” statüsü edinemedi ve kitapta anlatılan Fransız ~sosyetesi~ “toplum” nitelemesi altında Türk dil sahasına katılmayı tarihte olduğu gibi yine reddetti. Buradaki Mesele sonradan şu sorularda ifade buldu: Üstdil var mıdır yok mudur? (Yoktur) Suyunu çıkarmanın alemi var mıdır yok mudur? (Vardır.

Şimdi okuyacağınız yazının ilk taslağı “toplumun” ~sosyeteden~ Ekim başında ayrışmasından çok önce, SYRIZA iktidarının borç krizinin Temmuz ayında şiddetlenmesinden de önce, 28 Haziran 2015 Onur Yürüyüşü ardından yazılmış ve ait olduğu bağlamla birlikte dile getirilmesine yol açacak şartların oluşmasını beklemiştir.

Işık Barış Fidaner

Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under çeviri