Tag Archives: Nuriye Gülmen ile Semih Özakça

Sinyalleşen Bilgi, Adminler ve Troller, Sistem ve İrade — Işık Barış Fidaner

Sosyal medyada iletilen bilginin biçimi nedir? O anda iletilmektir. Sinyal olmaktır.

“Gezi”de yüzbinleri (ağaçlarla simgelenen) olay merkezinin etrafına çekip toplayan bilginin biçimi, basit ve anlık sinyal şeklini alan (Twitter’da “Kesin bilgi RT” deyimiyle kodlanan) bu bilgi biçimiydi.

“Gezi”nin içinde ve dışında, etrafında ve ötesinde, öncesinde ve sonrasında, tüm haberleşme tarzlarında bu biçimsel değişim zaten yaşanmaktaydı. Sosyal medya aracılığıyla sinyal alışverişi olarak şekillenerek yaygınlaşan bu belirli haberleşme tarzı, diğer haberleşme tarzları karşısında giderek daha baskın çıkmaktaydı, en baskın bilgilenme ve bilgilendirme biçimi olmaktaydı.

Okumaya devam et

Sinyalleşen Bilgi, Adminler ve Troller, Sistem ve İrade — Işık Barış Fidaner için yorumlar kapalı

Filed under şey

Kendilerinden sonrası için de bir umut vesilesi — Tur Yıldız Biçer

17 Temmuz 2017

Bugün Sincan Cezaevi’ndeyiz, Ankara Sincan Cezaevi’nde, ve 131’inci gününde olan, açlık grevine hâlâ devam eden Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile birlikteydik, onlarla görüştüm gün boyunca. Öncelikle şunu iletmek istiyorlar, bu süre içinde kendilerine destek veren, bu mücadelede yanlarında olan, mücadeleyi büyüten ve haksızlıklara hukuksuzluklara, bu adalet sürecine katkı sunan herkese sevgilerini selamlarını iletiyorlar. Nuriye Gülmen’in özellikle birkaç talebi var, onları paylaşmak istiyorum. İlk talebi:

“Bizim,” diyor, “sağlıkla ilgili sorunlarımız, taleplerimiz öncelikli değil. Bizim öncelikli taleplerimiz siyasî taleplerimizdir. Bunun mutlaka ön planda değerlendirilmesini istiyoruz. Ve tek talebimiz var, işimize dönmek. Uğradığımız bu haksızlığın hukuksuzluğun bir şekilde geri dönmesi, bizimle birlikte, aynı şekilde mağdur edilmiş, hiçbir somut gerekçe olmadan işlerinden edilmiş, açlığa mahkûm edilmiş kişilerin de bizim işe dönmemizle birlikte umut bulması ve bu adalet arayışının büyümesi, bu mücadelenin büyümesi, en büyük talebimiz budur” diyor.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under şey

Ekmeklerine kan doğruyorlar, kanlarına ekmek doğruyorlar — Acun Karadağ

Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın evlerinden işkenceyle gözaltına alındığı gece çekilen şu vidyoda 1:16:00’dan itibaren geçen konuşmalar:

Acun Karadağ: Savcılık istedi diye böyle bir şey yapılır mı ya… Savcının emri diye gelip iki insanı…

— …insanı öldürüyorlar

Acun Karadağ: Öldürülür mü ya, a-a! Ben inanamıyorum aklım almıyor ya, bu nasıl insanlık anlamadım. Ya, emir de.. Aklı başında bir emir olması lazım. Ben düşünüyorum mesela öğretmen olarak müdür bana “çocukları döv” dese, ben dövmem. Ya istifa edeceğim, ya da müdüre karşı savaşacağım. Ya bu böyledir. Aklım almıyor ya, her emir yerine getirilir mi? Ne ahlaksızca bir şey bu. Üç kuruş para için bu yapılır mı ya. Üstelik kendilerinin düşeceği durum da aynı.

— Gülüyorlar bir de burada komik bir şey varmış gibi.

Acun Karadağ: Hayır şey yapıyorlar… Ama bunlar ihraç edilince intihar ediyorlar.

— Evet.

Acun Karadağ: Direnmeyi bilmedikleri için kafaya sıkıyorlar.

— Hayatında onurlu bir şey yapmamış ki nasıl direnecek?

Acun Karadağ: İşte emir olunca öyle oluyor. “Devlet emretti ihraç edildim, kafama sıkayım.” Mantık bu. Nasıl bu hale getiriyorlar bu insanları ya anlamıyorum ben. Hangi eğitim, hangi inanç insanları bu hale getirir? Anlamak mümkün değil yani.

— Ha işte bak adam dövecekler para kazanacaklar…

— İşkencemiz hazırmış!

Acun Karadağ: Ekmeklerine kan doğruyorlar. Kanlarına ekmek doğruyorlar daha doğrusu, insanın kanına ekmek doğrayıp yiyorlar, ekmek parası tabi. Zıkkım olsun o ekmek size, haram olsun boğazınızda kalsın.

Yorum bırakın

Filed under şey

Letter To the Peoples of Turkey and the World — Semih Özakça

8 June 2017

To the Peoples of Turkey and the World;

In our struggle for bread, honour and justice, in order to be the voice of the workers that were dismissed and deprived of their bread by Executive Orders issued with the excuse of the state of exception, in order to go back to our job, we revolutionary democrat public workers are in the 200+ days of our resistance and 80+ days of our hunger strike. We have a single demand “We want our job, our students back!” As intellectuals of the society we were also pursuing our struggle against unfairnesses and injustices before our jobs were terminated. Since 2012, there was an intention to deprive public workers of their job security and abolish permanent positions, we were hearing about it. The current situation we face with the excuse of the state of exception is the product of an idea that was planned and programmed in advance. Thus AKP rule used the state of exception as a justification and grounds for their politics of precarity, they turned the situation into an opportunity and deprived many public workers of their bread with the excuse of the coup attempt. But what does the coup attempt have to do with us revolutionary democrat workers? Those who have to do with the coup are so open that they are now trying to run the country. Because they do their politics using the methods and conspiracies of those they associate with the coup. Why did they dismiss us from our jobs? By dismissing us from our jobs, they were to comb out those who will oppose their politics; they were to do what they want without distress, without annoying obstacles on their way, and they were to suppress all of those who were to oppose them, to prevent the discordant voices. A ruler threatening a people with their bread, trying to discipline them with hunger to rule them, is the end point that’s reached. Bread is sacred, the right to work is the minimum condition of living. What is expected of workers who are deprived of their right to work, whose bread is being played at. To sit and shut up? To resist for the right to live and work? In our case what must be done by necessity is the second option. We resist…

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under çeviri

Onurlu yaşamayı seviyoruz, yaşama istencimiz çok güçlü, hep beraber olursak kazanacağız — Nuriye Gülmen, Semih Özakça

Nuriye Gülmen: İnsanlar açlık grevinin ölümle ilişkisini kuruyorlar, daha çok. Bizse aslında son derece yaşama dair bir şey olduğunu düşünüyoruz açlık grevinin. Biz, evet ölmek istemiyoruz, yaşamak istiyoruz; ama şöyle yaşamak istiyoruz, dimdik yaşamak istiyoruz mesela.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under görüşme

KAyıplı oldular — IBF

Nuriye Gülmen ile Semih Özakça imleyenin oyununda ebe oldular.

Hem sobelemek hem de doğurtmak anlamında bu oyunun iki ebesi oldular.

Ama imleyenin oyunu “ölüm” üzerineydi ve kendi ölümleriyle karşı karşıya geldiler.

Ölmüş olduğu, sonuçta, elbette ona dokunamayacak bir beyandır. Ölmüş olmaya dair bunun gibi her simgesel ifade, onu geçindirir, esasında onu muhafaza eder. Olan aslında tam olarak bu simgesel konumun paradoksudur: oluşta olmayışın bulunmasıdır, ölmüş olmanın onaylanışının bulunmasıdır, ki bu belli bir tarzda onu ölümsüzleştirmiş olmaz.

Jacques Lacan 1958-1959 Seminer 6: Arzu ve yorumlanışı, s. 80

Ama kendi ölümleriyle kendi ölümleri olarak değil, “başkalarının ölümü” statüsü altında karşı karşıya geldiler.

Bu statüyü “sosyal medya” üretmişti: Başkalarının ölümü ile söz hakkı kazandığını zanneden insanlarla doluydu. Aynı topluluk ekrandan başını kaldırdığı anda “sokakları” da doldurdu.

Nuriye Gülmen ile Semih Özakça KAyıplı oldular ve gazeteciler olay yerine gitti.

IBF

Yorum bırakın

Filed under şey