Tag Archives: Slavoj Žižek

Nazar ile Seda — Renata Salecl, Slavoj Žižek

Lacan’ın “Cinsel ilişki yoktur” sözü, “Neden dünyada aşk var?” ezeli sorusuna basit bir yanıt verir. Aşk bir tuzaktır, seraptır; aşkın işlevi cinsiyetler arasındaki ilişkinin indirgenemez, teşkil edici “çığrından çıkmış”lığını örtbas etmektir. Ünlü Freudcu “kısmi nesneler” –fallik öncesi keyfiyetin (yani henüz baba mecazı ile dolaylanmamış, “kapsayarak aşılmamış” keyfiyetin) kalıntıları– cinsel ilişkinin doyuma ulaşmasını önleyen kaçak engele beden verir. Lacan, Freud’un kısmi nesneler listesine (meme, dışkı, fallus) iki nesne daha ekledi: Seda ile nazar. Dolayısıyla nazar ile sedanın tam anlamıyla aşk nesnesi olması tesadüf değildir – seda veya nazara aşık olmamız anlamında değil, nazar ile sedanın aşkı tetikleyen katalizörler olması anlamında.

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under çeviri

Bilinçdışı düşünümsellik olarak öz-bilinç — Slavoj Žižek

Karşı-olgusallığın mahalli ancak öznellik bulunduğu zaman işler: “Düz kahve” ile “sütsüz kahve” arasındaki farkın kaydedilebilmesi için bir öznenin işlemesi gerekir. Öznellik burada düşünümselliktir (reflexivity): Düz kahve, (“kremasız kahve” değil de) “sütsüz kahve” olarak deneyimlendiğinde, süt veya kremanın karşı-olgusal statüsü bu kahvenin saf düşünümsel belirlenimidir, onun gerçel-fiili belirlenimi değildir.

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under çeviri

Transgender üzerine — Slavoj Žižek

Cinsiyet ve Başarısız Mutlak (2019) kitabından:

Gerçek olarak cinsel fark, karşıt özelliklerle asla simgelenemez demektir: Cinsiyeti iki varlığın karşıtlığı olarak inşa (ve tecrübe) ettiğimizde, her zaman arta kalan, “içerilerek dışarılan” bir şey vardır, onlar asla iki tane değildir, 1+1+a’dır, ve bu üçüncü öğe (ki günümüzde en öne çıkan örneği transgender bireylerdir) farkın kendisidir. Kierkegaard’ın tüm insanları memurlar, hizmetçiler ve baca temizleyiciler olarak kategorileştirmesini hatırlayın: İlk ikisi standart heteroseksüel çifti temsil eder, ama baca temizleyicisinin eklenmesine gerek duyarlar – memur, hizmetçi ve baca temizleyicisi, eril, dişil, artı tikel olumsal bir nesne olarak aralarındaki farkın kendisidir.

Günümüzde beliren büyük karşıtlık –bir yanda toplumsal parçalanmaya karşı Cinsel Fark’ın sabit simgesel biçiminin şiddetle dayatılması; öbür yanda, transgender olarak gender’ın bütünüyle “akışkanlaştırılması”, cinsel farkın çok sayıda yapılanmaya dağıtılması– demek ki foldur: İki kutbun ortak özelliği, bir çatışkının gerçeği/imkansızlığı olarak cinsel farkı kaçırmalarıdır. O zaman Gender kuramına verilecek yanıt “Peki ya sex ne olacak?” olmalıdır. Kaygan olan-olmayan, inşa edilmiş-edilmemiş kimliklerle gender kuramının örtbas ettiği şey, sex’in kendisidir, cinselliğin karakterindeki gerilimdir.

“Kadın babanın-adlarından birisidir” (1995) makalesinden:

Transseksüel özne, Kadın’ı Babanın-Adı’nın yerine geçirerek iğdişi inkâr eder.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

1 Yorum

Filed under çeviri

İdeal Ben, Ben İdeali, Üstben, Arzu Yasası — Slavoj Žižek

Özneyi etik davranmaya iten fail için Freud üç ayrı terim kullansa da –ideal ben’den (Idealich, ideal ego), ben ideali’nden (Ichideal, ego ideal), ve üstben’den (Überich, superego) söz eder– kural olarak bu üçünü birleşik düşünmüştür (birçok yerde Ichideal oder Idealich (ben ideali veya ideal ben) ifadesini kullanır, ve Ben ve O‘nun üçüncü bölümünün başlığı şöyledir: “Ben ve Üstben (Ben İdeali)”). Lacan ise bu üç terimi kesin olarak birbirinden ayırır: “İdeal ben”, öznenin idealleştirilmiş öz-imgesini temsil eder (nasıl olmak istiyorsam öyledir, başkaları beni nasıl görsün istiyorsam öyledir); ben ideali, ben-imgem ile etkilemeye çabaladığım faildir, bana nezaret eden ve beni elimden geleni yapmaya iten büyük Öteki’dir, takip ettiğim ve gerçellemeye çabaladığım idealdir; üstben ise aynı failin kinci, sadist, cezalandıran tarafıdır. Bu üç terimin altında yatan yapılandırıcı ilkenin Lacan’ın üçlemesi İmgesel-Simgesel-Gerçek olduğu nettir: İdeal ben imgeseldir, Lacan ona “küçük öteki” der, ben’imin idealleştirilmiş ikiz imgesidir; ben ideali simgeseldir, simgesel özdeşim noktamdır, kendimi gözlemlediğim (ve yargıladığım) büyük Öteki noktasıdır; üstben gerçektir, asla tatmin olmayan bu acımasız fail beni imkansız taleplere boğar ve bu talepleri karşılamayı beceremedikçe benimle alay eder; “günahkar” güdülerimi baskılayarak üstben’in lüzumlarına layık olmak için ne kadar çok çaba gösterirsem, üstben’in gözünde o kadar suçlu olurum.

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under çeviri

Günümüzde Hegelci olunabilir mi? — Slavoj Žižek

Slavoj Žižek — 28 Ekim 2019 — thephilosophicalsalon.com

Ben Hegelciyim – ama hangi Hegel’den söz ediyorum? Hangi konumdan konuşuyorum?

İyice basitleştirirsek, benim felsefi duruşumu tanımlayan üçlü, Spinoza, Kant ve Hegel’dir. Spinoza muhtemelen gerçekçi ontolojinin zirvesidir: Dışımızda tözsel bir gerçeklik vardır ve aklımız yoluyla onu örten yanılsamaları kovarak bu gerçekliği bilebiliriz. Kant’ın aşkınsal hamlesi bu düzene radikal bir ayırı (gap) getirir: Şeylerin kendi içinde oldukları haline asla erişim kazanamayız, aklımız fenomenler sahasına sıkışmıştır, eğer fenomenlerin ötesinde varlığın bütünlüğüne ulaşmayı denersek, zihnimiz ister istemez antinomilere ve tutarsızlıklara kapılır. Hegel’in yaptığı şudur: Fenomenlerin ötesinde kendi-içinde hiçbir gerçeklik olmadığını koyutlar, ama bu “Herşey fenomenlerin etkileşiminden ibaret” demek değildir. Fenomenal dünya imkansızlık engeliyle işaretlidir, ama bu engelin ötesinde hiçbirşey yoktur: Başka hiçbir dünya, hiçbir pozitif gerçeklik yoktur. Yani Kant öncesi gerçekçiliğe geri dönmeyiz: Kant’ın bilgimizdeki kısıtlama saydığı şey, yani kendi-içinde-şey’e ulaşmanın imkansızlığı, bu şey’in kendi içine nakşedilmiştir [1].

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under çeviri

Joker üzerine devam: Apolitik nihilizmden yeni bir sola ya da Trump neden bir Joker değil? — Slavoj Žižek

11 Kasım 2019

Türkçesi: Serap Güneş, Işık Barış Fidaner

Todd Phillips’in Joker’i gibi bir film yapmanın mümkün olduğu bir Hollywood’u ve filmi mega bir gişe rekortmeni yapan kamuoyunu takdir ederek başlamalı söze. Ancak, filmin popülerliğinin sebebi, üst-kurgusal boyutunda yatıyor: Batman hikayesinin karanlık başlangıcını anlatıyor, öyle bir başlangıç ki, Batman mitinin iş görebilmesi için görünmez kalmak zorunda. Joker’i Batman mitine bu referans olmadan, düşürüldüğü kurban durumundan kurtulmak için palyaço maskesini benimseyen bir çocuk olarak hayal etmeye çalışalım. Olmaz, bir başka gerçekçi dramdan ibaret kalır. Şunu da hatırlayın: Time Out, Joker’i “gerçek anlamda kâbus gibi bir geç kapitalizm vizyonu” olarak tanımladı ve onu “toplumsal korku filmi” kategorisine soktu. Bu, yakın zamana dek hayal edilemez bir şeydi: toplumsal sefaletin gerçekçi bir tasviri ile düşlenmiş dehşet şeklindeki birbirinden apayrı iki janrın bileşimi; elbette, ancak toplumsal gerçeklik dehşet kurgusu boyutlarına ulaştığında işe yarayan bir bileşim.[1]

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under çeviri

Greta Thunberg bir dahi değil – o bir havari — Slavoj Žižek

Slavoj Žižek — 4 Ekim 2019 — spectator.us
Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Greta Thunberg son aylarda değişti; artık “kral çıplak” diyen naif ve masum kız değil, şimdi gülümseyen-saldırgan sivri dilli bir iblis. Ama basit ve tekrar eden mesajı aynı kaldı. Burada Kierkegaard’ın harika kısa metni “Deha ile Havari Arasındaki Fark Üzerine” anımsanmalı; oradaki tanımlamaya göre dahi “kendi içinde kendinden fazla” olan şeye, kendi ruhani cevherine ifade verebilen bireydir, havari ise “kendi içinde” önemsizdir: havari, kendini aşan kişisel olmayan bir hakikate tanıklık etmeye hayatını adayan kişinin formel işlevidir. O (Tanrı’nın lütfuyla) seçilmiş bir elçidir: Onu bu rolde vasıflı kılan hiçbir içsel özelliğe sahip değildir.

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under çeviri

Transgender dogma naif ve Freud’la uyumsuzdur — Slavoj Žižek

iStock-955807442

30 Mayıs 2019

life.spectator.co.uk

Türkçesi: Işık Barış Fidaner, Serap Güneş

LGBT+ partizanları psikanalize eski moda deyip geçmeyi sevseler de, birçoğu temel Freudcu içgörülerin süregiden bastırılmasına tamamen katılırlar.* Psikanalizin bize öğrettiği bir şey varsa o da insan cinselliğinin içkin olarak sapkın olduğudur, sadomazoşist dönüşler ve iktidar oyunlarıyla sarılı olduğudur, orada hazzın acı ile ayrılmazca bağlandığıdır. Birçok LGBT+ ideologunda bulduğumuz fikir bu içgörünün tam tersidir, buna göre cinsellik ataerkil ya da ikici baskı ile bozulmazsa, hakikî benliklerimizin sahici ifadesinin mutlu bir alanına döner.

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under çeviri

Peki ya başarırsak? — Slavoj Žižek

Kapitalizmin dışındaki ilk ‘özgürleştirilmiş alan’, kapitalist devletlerin zincirini ilk kez kıran iktidara geliş olarak Ekim Devrimi’nin yüzüncü yılını düşünürken çıkarılacak ders şudur: Onu hep iki uç arasındaki orta (dolaylayıcı) aşama olarak görmeliyiz: bir yanda kapitalist toplumun antinomik yapısı, ki Komünist hareket oradan çıkmıştır; öbür yanda Komünist devlet iktidarının bir o kadar antinomik olayları, ki Çin Kültür Devrimi’nin çıkmazına götürmüştür. İktidara geldikten sonra, yeni iktidar yeni toplumu örgütlemenin muazzam görevi ile karşılaşır. Ekim Devrimi’nin arifesinde Lenin ile Troçki arasında geçen konuşmayı hatırlayın: Lenin “Ya başaramazsak bize ne olacak?” dedi. Troçki yanıtladı: “Peki ya başarırsak ne olacak?”

Bugün, bu soruya kilitlenmiş haldeyiz.

Slavoj Žižek, Güpegündüz Hırsız Gibi, Giriş bölümü

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

1 Yorum

Filed under çeviri

Cinsiyet farkının mantığı üzerine — Slavoj Žižek

İki cinsiyet arasındaki farkı sürdüren şey, doğrudan simgesel karşıtlıklar dizisine (eril Akla karşı dişil Duygu, eril Faaliyete karşı dişil Edilgenlik, vb.) müracaat değil, bir ve aynı simgesel özelliği (esasen “iğdiş”i) üstlenme eylemindeki gerekli bağdaşmazlıkla başetme yolundaki farktır.

Erkeğin temsil ettiği Logos’a karşı dişi olan Duyguları vurguluyor değildir; daha ziyade, erkeğe göre, tüm gerçekliğin bağdaşır ve tutarlı evrensel ilkesi olan Logos, gizemli, telaffuz edilemez, teşkil edici ve istisnai bir X’e dayanır (“konuşulmaması gereken şeyler vardır”), kadında ise istisna yoktur, “her konuda konuşulabilir,” tam da bu nedenle Logos’un evreni bağdaşmaz, tutarsız, dağınık, “tamamsız” olur.

Veyahut bir simgesel sıfatın üstlenilmesi bakımından, bu sıfatla mutlak olarak özdeşleşme ve onun için herşeyi tehlikeye atma (davası için ölme) eğilimindeki erkek, yine de sıfatından ibaret olmadığı, giydiği “toplumsal maske”den ibaret olmadığı, onun altında “gerçek bir kişi” bulunduğu efsanesine dayanır; kadında ise, aksine, katı ve koşulsuz bağlılık yoktur, herşey esasen bir maskedir, ama tam da bu nedenle, “maskenin arkasında” hiçbirşey yoktur.

Veyahut, aşk bakımından: aşık bir erkek aşkı uğruna herşeyi vermeye hazırdır, sevilen mutlaklaştırılır, koşulsuz Nesne olur, ama tam da bu nedenle, kamusal veya meslekî davası için onu feda etmeye yönelir; kadın ise tamamen, kısıtsız ve tereddütsüzce aşkın içine girmiştir, oluşunda aşkla boyanmamış hiçbir boyut yoktur—ama tam da bu nedenle, ona göre “aşk tamamsız”dır, aşka daima tekinsiz bir aslî kayıtsızlık eşlik eder. Byron’un sözleriyle: “Erkeğin aşkı erkeğin hayatında ayrı bir şeydir,/Kadının ise tüm varoluşudur” (Don Juan)

Slavoj Žižek, Incontinence of the Void

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

1 Yorum

Filed under çeviri