Tag Archives: Slavoj Žižek

Özgürlük bilmezliğin öbür yüzüdür — Slavoj Žižek

Hegel’de tekrar tekrar bu motifin çeşitlemelerini buluruz, şu sözündeki gibi: Antik Mısırlıların sırları bizzat Mısırlılar için de birer sırdı. Bu söze göre sırların çözümü derin bir içgörüyü açığa çıkararak değil, sadece gizemin yerini değiştirerek, onu ikileyerek olur. Burada ortaya çıkan hiçbir yeni olumlu içerik yoktur, sadece beni Şey’den ayıran ayırının salt topolojik olarak Şey’in kendisine yerleştirilmesi vardır. Ayırının böylece ikilenmesi, beni Şey’den ayıran ayırının beni ona dahil ettiğinin fark edildiği eşsiz an, benim Mutlak ile temas ettiğim biricik andır. Artık Mutlak Bilme’ye daha kesin bir belirlenim verebiliriz: Mutlak Bilme, bu ikilenmiş bilmezliği temsil eder, bizim bilmezliğimizin aynı zamanda Öteki’nin kendi kalbindeki bilmezlik olduğunu fark ettiğimiz şiddetli burguyu temsil eder.

Continue reading

4 Comments

Filed under çeviri

Barışma mevcut Haç’taki Gül’ü tanımaktır — Slavoj Žižek

Hegelci fol barışmayı (false reconciliation) reddetmek yerine, diyalektik barışma mefhumunun kendisi yanılsama sayılarak reddedilmelidir; yani ‘sahi’ (true) barışma talebi terk edilmelidir. Hegel, barışmanın gerçek acı ve çatışkıları ortadan kaldırmadığının pekala farkındaydı – onun Hukuk Felsefesi’nin önsözündeki barışma formülü “mevcut Haç’taki Gül’ü tanımak” gerektiğidir; Marx’ın terimleriyle, barışmada dış gerçeklik bir Fikre uydurmak üzere değiştirilmez, bu Fikrin bu zavallı gerçekliğin kendi içsel “sahihati” (truth, hakikat, sahilik) olduğu tanınır. Marksistlerin “Hegel gerçekliği dönüştürmek yerine sadece onun yeni bir yorumunu sunar” eleştirisi bir anlamda esas meseleyi kaçırır – açık bir kapıyı çalar, çünkü Hegel’e göre yabancılaşmadan barışmaya geçmek için gerçekliğin kendisini değil, onu algılama ve onunla ilişkilenme şeklimizi değiştirmemiz gerekir.

Sahihat nasıl ilerler? Hegel’e göre, kendi (kendimize göre) sahi mefhumumuzu kendi-içinde sahilik ile kıyaslayarak azar azar kendi-içinde sahiliğe yaklaşmayız. Hegel radikal içkinliğin düşünürüdür: Deneyim sürecinde bir mefhumu kendisiyle kıyaslarız, onu kendi gerçellenmesi veya örneklenmesi ile kıyaslarız. Hegel burada radikal anti-Platoncudur: Bir mefhumu kendi örneklerinden ayıran ayırıda, sahilik örneklerin tarafındadır; örnekler bir mefhumun içkin tutarsızlıklarını açığa çıkarır, o yüzden örnekler mefhuma uymadığı zaman o mefhumu dönüştürmemiz gerekir.

Slavoj Žižek, İhtilaflar (Disparities)

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Bkz “Çevirmenler, True’ya Doğru demeyelim, Sahi diyelim”

1 Comment

Filed under şey

Harfiyet/Hafriyat — Slavoj Žižek

Joyce bağlamında, Lacan onun (psik)analizi reddetmek için çok iyi bir nedeni olduğunu vurgulamıştı (zengin bir Amerikan patron Joyce’a finansal destek için analize girmesini şart koşmuştu); Joyce’un analize ihtiyacı yoktu çünkü o kendi sanatsal pratiğinde zaten analizin son anına tekabül eden öznel konuma ulaşmıştı, kutlanan harfiyet/hafriyat (letter/litter) kelime oyununda bu aşikardı – yani arzu nesnesinin dışkıya dönüşmesine, nesneyle düşlem-sonrası ilişkiye ulaşmıştı (bu formülü Jacques-Alain Miller’a borçluyum). Felsefe alanında Hegelci Mutlak Bilgi –belki de sadece Hegelci Mutlak Bilgi– bu aynı öznel konumu adlandırır, yani düşlemin katedilmesini, nesneyle düşlem-sonrası ilişkiyi, Öteki’ndeki eksikliğin tecrübe edilmesini adlandırır.

Slavoj Žižek 2005 Gerçeği Sorgulamak (Interrogating the Real)

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Not: Hafriyat “çöp” anlamına gelmiyor, “kazmak” anlamına geliyor, ama hafriyat atıklarını ve molozu çağrıştırdığı için buraya uygun.

1 Comment

Filed under çeviri

Nazar ile Seda — Renata Salecl, Slavoj Žižek

Lacan’ın “Cinsel ilişki yoktur” sözü, “Neden dünyada aşk var?” ezeli sorusuna basit bir yanıt verir. Aşk bir tuzaktır, seraptır; aşkın işlevi cinsiyetler arasındaki ilişkinin indirgenemez, teşkil edici “çığrından çıkmış”lığını örtbas etmektir. Ünlü Freudcu “kısmi nesneler” –fallik öncesi keyfiyetin (yani henüz baba mecazı ile dolaylanmamış, “kapsayarak aşılmamış” keyfiyetin) kalıntıları– cinsel ilişkinin doyuma ulaşmasını önleyen kaçak engele beden verir. Lacan, Freud’un kısmi nesneler listesine (meme, dışkı, fallus) iki nesne daha ekledi: Seda ile nazar. Dolayısıyla nazar ile sedanın tam anlamıyla aşk nesnesi olması tesadüf değildir – seda veya nazara aşık olmamız anlamında değil, nazar ile sedanın aşkı tetikleyen katalizörler olması anlamında.

Continue reading

2 Comments

Filed under çeviri

Nazar Noktası — çeviri derlemesi

Son versiyon: 28 Temmuz 2020

Yazılar tek tek linklerden ya da kitabın etiket sayfasından (Nazar Noktası) okunabilir.

İçindekiler

Nazar noktası: Benden ne saklanıyor? (Joan Copjec)

Bilinçdışı düşünümsellik olarak öz-bilinç (Slavoj Žižek)

İmleyen olarak hiyeroglif (Jacques Lacan)

Signifier Neden Gösteren Değil İmleyen Olarak Çevrilmeli (Işık Barış Fidaner)

Fallusun İmletimi: İhtiyaç, Talep, Arzu (Todd McGowan)

Fallusun İmletimi (Jacques Lacan)

Psikanaliz ve BDT (Agnès Aflalo)

Freud ve Siyasallık (Mladen Dolar)

Bastırma ve defterden silme (Jacques Lacan)

Bilme öznesi ya da zulmün tanığı (Dany Nobus)

Özgür insanlar delilerdir (Jacques Lacan)

İş-bilgisi’nden Episteme’ye (Jacques Lacan)

Freud’un Kemikleri (Axel Fox ile röportaj)

Günümüzde Hegelci olunabilir mi? (Slavoj Žižek)

Tekrar ve kılık değiştirme (Gilles Deleuze)

Transgender üzerine (Slavoj Žižek)

Anne ve kaygı (Jacques Lacan)

Erkek bağı üzerine (Michael Downs)

Frantz Fanon beyaz düşmanlığına karşı çıkıyor

Adalet ve Açık Tartışma Üzerine Bir Mektup

Paradoksal Sınıflar (Jean-Claude Milner)

Yeni araştırmaya göre örümceğin ağı zihninin parçası (Bryan Nelson)

Joker üzerine devam: Apolitik nihilizmden yeni bir sola ya da Trump neden bir Joker değil? (Slavoj Žižek)

Isı dalgasında filozof olmak neden özellikle dayanılmazdır (Slavoj Žižek)

Greta Thunberg bir dahi değil – o bir havari (Slavoj Žižek)

İsteseniz de istemeseniz de insanlığın kaderini değiştireceğiz

Dördüncü imkânsız meslek: Bilim (Jacques Lacan)

Psikanalist Marguerite Derrida koronavirüsten öldü

Olağanüstü Hal Mi? Gönder gelsin! (Todd McGowan)

Toplumsal Mesafelenmenin Huzursuzluğu (Matthew Flisfeder)

Peki ya başarırsak? (Slavoj Žižek)

Firar hatları (Gilles Deleuze, Félix Guattari)

Kamuoyuna kötü haberleri verme hakkı kimdedir? (Slavoj Žižek)

“Parodi” hesaplar meselesi (Işık Barış Fidaner)

Güpegündüz Hırsız Gibi: İnsan-Sonrası Kapitalizm Çağında İktidar (Slavoj Žižek)

Hiçbir Zaman Yeterince İstihdam Edilebilir Olmamak: Patronun Arzusunu Tatmin Etmenin İmkân(sızlığ)ı (Colin Cremin)

Diğer kitaplar

Leave a comment

Filed under çeviri, kitap

Bilinçdışı düşünümsellik olarak öz-bilinç — Slavoj Žižek

Karşı-olgusallığın mahalli ancak öznellik bulunduğu zaman işler: “Düz kahve” ile “sütsüz kahve” arasındaki farkın kaydedilebilmesi için bir öznenin işlemesi gerekir. Öznellik burada düşünümselliktir (reflexivity): Düz kahve, (“kremasız kahve” değil de) “sütsüz kahve” olarak deneyimlendiğinde, süt veya kremanın karşı-olgusal statüsü bu kahvenin saf düşünümsel belirlenimidir, onun gerçel-fiili belirlenimi değildir.

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri

Transgender üzerine — Slavoj Žižek

Cinsiyet ve Başarısız Mutlak (2019) kitabından:

Gerçek olarak cinsel fark, karşıt özelliklerle asla simgelenemez demektir: Cinsiyeti iki varlığın karşıtlığı olarak inşa (ve tecrübe) ettiğimizde, her zaman arta kalan, “içerilerek dışarılan” bir şey vardır, onlar asla iki tane değildir, 1+1+a’dır, ve bu üçüncü öğe (ki günümüzde en öne çıkan örneği transgender bireylerdir) farkın kendisidir. Kierkegaard’ın tüm insanları memurlar, hizmetçiler ve baca temizleyiciler olarak kategorileştirmesini hatırlayın: İlk ikisi standart heteroseksüel çifti temsil eder, ama baca temizleyicisinin eklenmesine gerek duyarlar – memur, hizmetçi ve baca temizleyicisi, eril, dişil, artı tikel olumsal bir nesne olarak aralarındaki farkın kendisidir.

Günümüzde beliren büyük karşıtlık –bir yanda toplumsal parçalanmaya karşı Cinsel Fark’ın sabit simgesel biçiminin şiddetle dayatılması; öbür yanda, transgender olarak gender’ın bütünüyle “akışkanlaştırılması”, cinsel farkın çok sayıda yapılanmaya dağıtılması– demek ki foldur: İki kutbun ortak özelliği, bir çatışkının gerçeği/imkansızlığı olarak cinsel farkı kaçırmalarıdır. O zaman Gender kuramına verilecek yanıt “Peki ya sex ne olacak?” olmalıdır. Kaygan olan-olmayan, inşa edilmiş-edilmemiş kimliklerle gender kuramının örtbas ettiği şey, sex’in kendisidir, cinselliğin karakterindeki gerilimdir.

“Kadın babanın-adlarından birisidir” (1995) makalesinden:

Transseksüel özne, Kadın’ı Babanın-Adı’nın yerine geçirerek iğdişi inkâr eder.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under çeviri

Bu o değil — çeviri derlemesi

Son versiyon: 9 Haziran 2020

Yazılar tek tek linklerden ya da kitabın etiket sayfasından (Bu o değil) okunabilir.

İçindekiler

Sana sunduğum şeyi reddetmeni istiyorum çünkü bu o değil (Dany Nobus)

İdeal Ben, Ben İdeali, Üstben, Arzu Yasası (Slavoj Žižek)

Eril kimlik taslama (imposture) ile dişil kılık değiştirme (masquerade) (Jennifer Friedlander)

Cinsiyet farkının mantığı üzerine (Slavoj Žižek)

Magdalen Berns, Kadınlar Arasında Bir Kahraman (Madeleine Kearns)

Biyolojik Cinsiyet Var mı Diyen Twitter Kullanıcısı Adama Açık Mektup (Jonah Mix)

Transgender dogma naif ve Freud’la uyumsuzdur (Slavoj Žižek)

Freud’un “penis haseti”ne feminist yaklaşım (Mari Ruti)

Fuhuşun yasallaştırılmasından 17 yıl sonra “Alman Modeli” (Ingeborg Kraus)

Judith Butler üzerine: Bunun fallusla ne ilgisi var? (Caroline Criado-Perez)

Cinsiyet ve Aklın Ötanazisi (Joan Copjec)

Dünya yok (Battlestar Galactica)

Kadın tamamsızdır (Jacques Lacan)

Kadın olmak hiçbirşey olmaktır (Alenka Zupančič)

Diğer kitaplar

Leave a comment

Filed under çeviri, kitap

İdeal Ben, Ben İdeali, Üstben, Arzu Yasası — Slavoj Žižek

Özneyi etik davranmaya iten fail için Freud üç ayrı terim kullansa da –ideal ben’den (Idealich, ideal ego), ben ideali’nden (Ichideal, ego ideal), ve üstben’den (Überich, superego) söz eder– kural olarak bu üçünü birleşik düşünmüştür (birçok yerde Ichideal oder Idealich (ben ideali veya ideal ben) ifadesini kullanır, ve Ben ve O‘nun üçüncü bölümünün başlığı şöyledir: “Ben ve Üstben (Ben İdeali)”). Lacan ise bu üç terimi kesin olarak birbirinden ayırır: “İdeal ben”, öznenin idealleştirilmiş öz-imgesini temsil eder (nasıl olmak istiyorsam öyledir, başkaları beni nasıl görsün istiyorsam öyledir); ben ideali, ben-imgem ile etkilemeye çabaladığım faildir, bana nezaret eden ve beni elimden geleni yapmaya iten büyük Öteki’dir, takip ettiğim ve gerçellemeye çabaladığım idealdir; üstben ise aynı failin kinci, sadist, cezalandıran tarafıdır. Bu üç terimin altında yatan yapılandırıcı ilkenin Lacan’ın üçlemesi İmgesel-Simgesel-Gerçek olduğu nettir: İdeal ben imgeseldir, Lacan ona “küçük öteki” der, ben’imin idealleştirilmiş ikiz imgesidir; ben ideali simgeseldir, simgesel özdeşim noktamdır, kendimi gözlemlediğim (ve yargıladığım) büyük Öteki noktasıdır; üstben gerçektir, asla tatmin olmayan bu acımasız fail beni imkansız taleplere boğar ve bu talepleri karşılamayı beceremedikçe benimle alay eder; “günahkar” güdülerimi baskılayarak üstben’in lüzumlarına layık olmak için ne kadar çok çaba gösterirsem, üstben’in gözünde o kadar suçlu olurum.

Continue reading

7 Comments

Filed under çeviri

Günümüzde Hegelci olunabilir mi? — Slavoj Žižek

Slavoj Žižek — 28 Ekim 2019 — thephilosophicalsalon.com

Ben Hegelciyim – ama hangi Hegel’den söz ediyorum? Hangi konumdan konuşuyorum?

İyice basitleştirirsek, benim felsefi duruşumu tanımlayan üçlü, Spinoza, Kant ve Hegel’dir. Spinoza muhtemelen gerçekçi ontolojinin zirvesidir: Dışımızda tözsel bir gerçeklik vardır ve aklımız yoluyla onu örten yanılsamaları kovarak bu gerçekliği bilebiliriz. Kant’ın aşkınsal hamlesi bu düzene radikal bir ayırı (gap) getirir: Şeylerin kendi içinde oldukları haline asla erişim kazanamayız, aklımız fenomenler sahasına sıkışmıştır, eğer fenomenlerin ötesinde varlığın bütünlüğüne ulaşmayı denersek, zihnimiz ister istemez antinomilere ve tutarsızlıklara kapılır. Hegel’in yaptığı şudur: Fenomenlerin ötesinde kendi-içinde hiçbir gerçeklik olmadığını koyutlar, ama bu “Herşey fenomenlerin etkileşiminden ibaret” demek değildir. Fenomenal dünya imkansızlık engeliyle işaretlidir, ama bu engelin ötesinde hiçbirşey yoktur: Başka hiçbir dünya, hiçbir pozitif gerçeklik yoktur. Yani Kant öncesi gerçekçiliğe geri dönmeyiz: Kant’ın bilgimizdeki kısıtlama saydığı şey, yani kendi-içinde-şey’e ulaşmanın imkansızlığı, bu şey’in kendi içine nakşedilmiştir [1].

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri