Tag Archives: Slavoj Žižek

İnanmadan inandırmanın etik güzelliği — Slavoj Žižek

(öncesi: Kadın inandığına inandırır, erkek inandırdığına inanır)

İnanmış gibi davranırsan, inandığına inandırırsan, inancın maskesini takarsan, inanacaksın, inanç sana azar azar gelecek.

Pascal’ın bu formülüne konuyu nasıl bağlarız? Kadınlar birinci evreye takılmış insanlar mıdır? Peki ya inançta boğulmamak için inandırma (mış gibi yapma) fikri ne olacak? Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under çeviri

Aşkınsal Nesne: Düşünşey — Slavoj Žižek

“Gerçekliğe ait” nesnenin temsilinde duyu çokluğu sentezlenirken boş bir fazlalık imlenir. Bu fazlalık, algılanan fenomenal duyumların bilinmez temeli olan X’in kondurulmasıdır. Findlay’in isabetli formülüne bakalım:

Görünüşler hep bir Aşkınsal Nesne’ye –X’e– atıf yapar, hakkında hiçbirşey bilmesek de o X yine de düşünen özbilincin bileştirici sentez eylemlerinin nesnel eşleniğidir. Böyle kavranırsa Aşkınsal Nesne bir Numen veya Düşünşey (Gedankending) sayılabilir. Gerçi Düşünşey’e bu tarzda atıf yaparsanız kategorilere başvurmuş olmazsınız, önünüze gerçekte hiçbir nesnel şey koymayan boş bir sentez jesti yapmış olursunuz. (Kant ve Aşkınsal Nesne)

Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under çeviri

İstihzamane: Alay ve İroni — Slavoj Žižek

Normal bir insan inanamayacağı kadar ahlaksızdır ama bilemeyeceği kadar da ahlaklıdır. (Sigmund Freud)

Aralarında diyalektik geçişler yaptığımız karşıtların simetrik olduğunu varsaymamalıyız: Hegel iki geçişin (‘sahici’ yetkilenme ile hariçten zorlama arasında) ne aynı mantığı izlediğini ne de birbirini ikame edebileceğini söyler. Bu diyalektik asimetrinin en iyi örneği alaycılık-ironi ikiliğidir. Okumaya devam et

4 Yorum

Filed under çeviri

İki Tip Ahmak (Budala, Bön) ve Aptal/Abdal — Slavoj Žižek

Ahmaklığın iki zıt tipi vardır. Birincisi bir türlü “jetonu düşmeyen” (kimi zaman) aşırı zeki öznedir; durumun mantığını kavrar ama bağlamda gizlenen kuralları gözden kaçırır. Mesela ilk New York ziyaretimde kafeteryadaki garson bana “Gününüz nasıl geçti?” deyince sahiden soru sorduğunu zannedip cevap vermiştim (“Çok yoruldum, gündüzüm gecem altüst oldu, içim sıkıldı…”), tabi o da öylece yüzüme baktı, tam bir budalaymışım gibi… Haklıydı da, işte bu tip ahmaklık budalalıktır (idiot). Okumaya devam et

3 Yorum

Filed under çeviri

Heidegger: Uzakın Hiçora’dan Gelen Vicdan Çağrısını Duyan Nahora (Dasein) — Slavoj Žižek

Kant’ta etik vazife ile Heidegger’de Vicdan Çağrısı arasında bir bağ yok mudur?

Heidegger’in Vicdan Çağrısı kavramı çoğu zaman formel kararcılığı yüzünden eleştirilir: Bu salt formel Ses, Nahora’ya (Dasein) sahici bir seçim yapmasını söyler ama özneye hangi seçimin sahici olduğunu anlamasına yarayacak hiçbir somut kıstas sunmaz. Okumaya devam et

3 Yorum

Filed under çeviri

Gerçelleşmeyi sürdüren görcül fazlası — Slavoj Žižek

Görcül [virtual] gerçelden [actual] çıkarsanan ruhsuz-steril bir etki midir yoksa gerçeli yaratan üretken bir süreç midir?

Bu sorunun çözümü belki de bu iki işlemin mutlak özdeşliğidir. Deleuze’ün “sanki-sebep” işlemini hem görcülleşme hem de asgari bir gerçelleşme sayması bu özdeşliği düşündürmektedir (“sanki-sebep” görcül olanı hem çıkarsar hem de ona asgari ontolojik tutarlılığını verir). Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under çeviri

Akıl Altın: Yücelik Akıl Gücünün İkrarıdır — Slavoj Žižek

Low_pressure_system_over_Iceland

Kant’ın antinomileriyle başlayalım.

Antinomiler imkansızlığa işaret eder (Kendinde-Şey’i kavramanın imkansızlığına) ve imkansızlık ancak başarısızlıklarla olumsuz yoldan ayırt edilebilir, bu da yüceliktir (Kant’a göre).

Saf aklın antinomilerinden Yücelik konusuna nasıl geçildiğine bakarak antinomilerin cinsel farkla bağı kolayca görülebilir: Kant Eleştiri‘lerden önce yazdığı Güzellik ve Yücelik üzerine makalesinde Yüceliği cinsel farka bağlar (yücelik erildir, güzellik dişildir). Okumaya devam et

3 Yorum

Filed under çeviri

Antinomiler — Slavoj Žižek

Matematiksel Antinomiler

1) Uzay ve zaman antinomisi [S(Ⱥ)]

Sav: Dünyayı başlandıran bir an vardır, dünyanın uzamsal sınırları vardır.

Karşısav: Dünyayı başlandıran bir an yoktur, dünyanın uzamsal sınırları yoktur; hem uzay hem zaman bakımından dünya sonsuzdur. Okumaya devam et

3 Yorum

Filed under çeviri

Yoğulluk (absential): Olmazsa Olmaz Onsuzluk, (S)onlanmaz Vesile, (S)onlanır Vesile — Slavoj Žižek

image_2022-06-07_004132926Terrence Deacon Tamamsız Doğa (Incomplete Nature, 2011) kitabında başlığından da anlaşılacağı gibi zihnin maddeden çıkagelmesini açıklamanın tek bilimsel yolunun doğanın ontolojik tamamsızlığı olduğunu bildirir: ‘Zihin aslında maddeden çıkagelmedi, maddedeki kısıtlardan çıkageldi.’ Bu kısıt kimi mümkünatların gerçekleşmesini önleyen bir iç engel veya sınırdır, bu yolların tutturulmamış olması kaza eseri değildir, zorunludur (kaza eseri gibi görünse de)…

İnsanlarda mucitlik ve tinselliği sağlayan olgu tam da beynimizin yüzde 10’unu kullanmamızdır: Başvurulmayan mümkünatların boşluğu yaratıcı mucitliği harekete geçirmektedir. Bu bir anlamda Milo Venüsü heykeli gibidir: Kadının ellerinin eksik olması heykelin nasıl tamamlanabileceğine dair farklı versiyonları zihnimize hayal ettirir, oysa heykel tamam olsaydı ister istemez kaba bir dolgunluk hissedecektik. Okumaya devam et

7 Yorum

Filed under çeviri

Hayatımız melodramlar gibi yapılanmıştır — Slavoj Žižek

Bir yana kadının başkasına göre ve başkası için oluşunu, erkeğin narsisistik yansıtması oluşunu, eril kadın imgesi oluşunu konurken, öbür yana eril söylemin ötelerinde bulunan ‘asıl kadının ta kendisini’ koymak pek isabetli olmaz. Hatta bunun tam tersini öne sürmek isterim: ‘Kadının ta kendisi’ mefhumu eril düşlemin son kalesidir, erkeklerin kadınlara dair söylemlerindeki mündemiç çıkmazları sonuna kadar takip ettiğinizde ise ‘asıl kadın’ın çok daha yakınına varırsınız. İşte o eril simgesel düzenin ötelerinde bulunan ve asla dile getirilemeyen semiyotik falan filan denen o kadın… işte bu ötelik mefhumu eril düşlemin son kalesidir, böyle diyelim. Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under çeviri