Tag Archives: Yankı

yanıksı oda

yankı odası, o da yakınsı

asık oyandı, o kası yandı

od ıska yanı, oy sakın adı

kıyas onadı, oysa kınadı

doya kınası, odak yasını

kısa oynadı, dayan o sıkı

o aksayındı, yanıksı oda

dokan ayısı, okan dayısı

dona kayısı, dosya akını

do sayın akı, sado yık anı

nası aydı ok, as koy adını

akı soyandı, o as kıyandı

kanı soyadı, yadı konası

oy andı askı, do yakan ısı

2 Yorum

Filed under anti-şiir, laf sal atası

Psikanaliz Bir Ekholojidir — Işık Barış Fidaner

Lacan’ın klasik Freudcularla alıp veremediği konu genelde “seansları kesebilme hürriyetine” bağlanır.

Buna göre klasik Freudcu hastadan aldığı ücret gereği ona 50 dakikasını ayırmaya mecbur hissederken Lacan’a kalırsa bazen (veya çoğu zaman) seansı “tadında bırakıp” hastayı evine göndermek hastanın kendi iyiliği içindir, eğer “dolu konuşulurken” seans kesilmezse hasta “boş konuşmalarla” kendi çağırdığı şansı kendisi kovabilir. Hatta Lacan’ın “tadında bırakılan seansları” 5-10 dakikaya kadar daralır ve ona kalırsa bunlar en verimli seanslardır. Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under şey

Tüm-yankılaşım: Belki bir gün insanlığın söylemi kendi metniyle berrak semalarda öpüşüp barışıverir, kimbilir? — Jacques Lacan

Özne, bireyin “öznel” yaşantısının çok ötesindedir.
Özne, tam olarak varabildiği hakikat kadar ötededir…

Evet, öznenin kendi tarihsel hakikati kendi senaryosunda noksandır.
[eğer özne bir oyuncuysa yönetmenden sadece kendi repliklerini alabilmiştir]
Ama bu noksanlık yüzünden canını yakan toslamalarda…
Onun kendi bağ yeri bellidir yine de…
Ona hiç/pek ferahlık tanımayan en karışık sayfalarda bile [1]. Okumaya devam et

3 Yorum

Filed under çeviri

Espritüel Hemseslenme: Çince Şiirsel Yazıda Tonik Kontrpuan — Jacques Lacan

Hakikat insanları uyandırır mı yoksa uyutur mu? Hangi ses tonuyla söylendiğine bağlı. Sesli şiir okumak uyutucudur. Bu vesileyle François Cheng’in fikrini size ileteyim. Asıl adı Cheng Tai-tchen. Kültürümüzle kaynaşmak için François ismini öylece alıverdi, yoksa kendi sözüne sıkıca tutunmaktan vazgeçmiş değil.

O söz de şu: Çince Şiirsel Yazı (L’écriture poétique chinoise, Seuil). Bu kitaptaki tohumları almanızı çok isterim, özellikle de aramızdaki analistlerdenseniz. Okumaya devam et

4 Yorum

Filed under çeviri

Yankılaşımın parıltısı, arzunun arzuyu bitimsizce nüksettirmesi — Jacques Lacan

Talep ve hayalkırıklığı diyalektiğinde ikincil özdeşim tarzını Freud şöyle kurar: Sevgi nesnesi [seçilen nesne, Objectwahl] çıkageldikten itibaren hayalkırıklığı yoluyla bizzat sevgi nesnesiyle özdeşim kurmanın mümkünatı da belirmiş olur.

Freud’un bize verdiği ilk özdeşim formülü olan hazmetme (Einverleibung, incorporation) çarpıcıydı çünkü orada muammalı bir ilinti vardı. İşte ikinci özdeşimin muamması da Freud’u duraksatır: Besbelli ki orada nesneden özdeşime geçiş yapan medcezir (alternasyon) mantığına atıf yapılmaktadır, Freud’a sorarsanız hayalkırıklığı yaratan nesnenin bizi götüreceği tek yer “ona sahip olmak” ile “o olmak” arasındaki medcezirdir (bu terimleri dolaşıma sokan ben değilim).

Seçilen nesneye sahip olamayış demek ki özneyi ortaya çıkarır, Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under çeviri

Dürtüler söyleyişin bedendeki yankısıdır — Jacques Lacan

(öncesi: Yorumlama ancak hemseslenme ile işleyebilir)

Yorumlama yalnızca hemseslenme yoluyla işler. İmleyende yankılanan bir şeyler olmalıdır.

Bunu Britanyalı filozofların ruhunun duymaması şaşırtıcıdır. Onlara filozof diyorum çünkü psikanalist değiller. Konuşmanın hiçbir etki yapmadığından fazlaca eminler. Yanlışları var. Dürtülerin varolduğunu kabullenmeleri olsa olsa Trieb‘i instinct diye çevirmeyecek kadardır. Dürtülerin söyleyişin bedendeki yankısı olduğu fikrini benimsememişler. Okumaya devam et

6 Yorum

Filed under çeviri

Yıldızlar Beşiği: Dilmedeniyetin Beşiği Baş-language — Işık Barış Fidaner

nebula1

Başlangıçta herşey toz ve gaz bulutuydu.

NASA’nın yeni James Webb teleskobundan gelen fotoğraflar o meşhur toz ve gaz bulutunu bize gösteriyor [1]. Evren tahminlere göre 13.7 milyar yaşında ve teleskobun erişebildiği en uzak ve eski nokta 13.1 milyar yıl öncesine ait. Yeni teleskopla görülemeyen ilk 600 milyon yılda ise şunlar yaşandı: Okumaya devam et

14 Yorum

Filed under şey

İhtizazın İhtisarı: İhtişaman Tırtılı ve Kelebeği: İhtiyaratılış ve İhtiyaçılış — Işık Barış Fidaner

(öncesi: Tezahürriayet: İhtizaz ve İhtisar)

Bu yazıda ihtizazı ihtisar ediyoruz, yani yankılaşımı geri sarıyoruz.

Şu anda ihtiyaç vardır, yani maddi/manevi açlık vardır:

ihtar + aç = ihtiyaç

Ama şu an ihtiyaçılacaksa geçmişe doğru geri sarılmalıdır. Okumaya devam et

8 Yorum

Filed under şey

Tezahürriayet: İhtizaz ve İhtisar — Işık Barış Fidaner

Geçeceğiniz köprüde sizi bekleyen Eşik Başı, Erişimiznu Tanrısı’ndan duyduğu bir bilmeceyi size soracaktır.

İfade tarzı ne olursa olsun, doğru bir cevabı olsa da olmasa da, her bilmece bir matlık-müphemlik yani gizleme-gizemleme bileşimidir.

Sizi durdurduğu anda duru olmasa da kafanızı çalıştırarak durulaşmanıza yol açabilir. Bilmece hem dur ikazı hem de durulaş ikazıdır (dur-ulaş: dur ki ulaşasın, ikaz: iyi-kaza: iyi-zafiyet: eucatastrophe) [1]. Okumaya devam et

10 Yorum

Filed under şey

Yarasalık Etmek Ne Menemdir? — Thomas Nagel

yarasa

Yarasanın bir yaşantısı olduğuna hepimizin inandığını varsayıyorum. Sonuçta yarasa memelidir ve onun bir yaşantısı olması bize farenin veya güvercinin veya balinanın bir yaşantısı olmasından daha inanılmaz gelmez. Dil balığı veya eşek arısı yerine yarasayı seçtim çünkü filogenetik soyağacının köküne yaklaştıkça bulunan canlıların yaşantıları olduğuna insanlar pek inanmayabiliyor [1]. Yarasa bize o türlerden daha yakın akraba olsa da bizdekinden bambaşka bir faaliyet yelpazesi ve duyu aygıtı taşıması hasebiyle bu yazıda gündeme getirmek istediğim meseleye istisnai bir dirilik katar (tabi aynı soru diğer türler hakkında da muhakkak sorulabilir). Felsefi düşünümden hiç istifade etmeseniz bile eğer heyecanlı bir yarasayla kapalı alanda azıcık vakit geçirdiyseniz yabancıladığınız bir canlıyla karşılaşmanın nasıl bir şey olduğunu bilirsiniz. Okumaya devam et

6 Yorum

Filed under çeviri