Tag Archives: Yıkılış Mantığına Karşı

Yersiz Kitaplar 24 tane oldu

24 tane olmaları vesilesiyle Yersiz Kitaplar’ı hatırlatıyorum. Çünkü 24 ikiye de bölünebilir, üçe de bölünebilir. Hatta ikiye art arda üç kez bölünebilir.

Ama karışıklık olmasın: Üç kez ikiye bölünmesinin üçe bölünmesiyle hiçbir alakası yoktur. Üç kez ikiye böldükten sonra isterseniz üçe bölebilirsiniz, istemezseniz bölmezsiniz. Bölünmemiş halde kalır.

Continue reading

1 Comment

Filed under kitap

Yıkılış Mantığına Karşı — derleme

yikilis-kapakSon versiyon: 17 Ocak 2016

(22 sayfa — PDFLaTeX)

Işık Barış Fidaner: 2012’de Emek Dünyası’nda yayınlanan yazılar. Gökhan Biçici ve Leyla Alp’e teşekkürler.

İçindekiler

Yayınlarda “doluluk” meselesi

Evrensel ajitatör Slavoj Žižek

İdeolojik söküğü dikme çabaları

İnternet bir teknoloji değildir

Nedir Mahmut bey?

Acı insanı böler

Anti-felsefe ve “liberal eğilimler”

Yıkılış mantığına karşı “kendine-göre zaman”

5 Comments

Filed under dergi, kitap

Yıkılış mantığına karşı “kendine-göre zaman”

Yıkım mantığına karşı ‘kendi-için zaman’ın (Emek Dünyası, 6 Ağustos 2012) versiyonudur.

Tahsin Yücel’in 1992’de yayınlanan Peygamberin Son Beş Günü romanının baş karakteri, “peygamber” lakaplı yaşlı bir “marksçı ozan” olan Rahmi Sönmez, bir gün bütün kitaplarını satmaya karar veriyor. Kitapçı soruyor:
Continue reading

1 Comment

Filed under makale

Anti-felsefe ve “liberal eğilimler” — Emek Dünyası

“Felsefe eleştirmenliği” diyebileceğimiz bir yazın türü var. Bu eserler kendilerini felsefe yazının bir parçası gibi sunuyorlar, fakat daha çok entelektüel incelikle yazılmış bir iddianameyi andırıyorlar. Bu eserler, bir felsefe adına bir başka felsefeyi-filozofu konumlandırmak şeklinde, diyelim ki ne kadar burjuva olduğunu, hangi kriterleri sağlayıp hangilerini sağlamadığını sayıp dökmek ve alıntılarla bunu ispatlamak biçiminde ilerliyor. Continue reading

2 Comments

Filed under makale

Acı insanı böler — Emek Dünyası

Acı insanı böler. Konuşan ve susan olmak üzere iki parçaya ayırır. Bir yanımız yaşananların üzerinden atlar, “acımadı ki” der gibi, şen şakrak yaşantısını sürdürüyor gibidir. Öbür yanımız ise bu acıyı bilmekte, hatırlamakta ve susmakta, belki de bir yanıt bulmaya çalışmaktadır.

Continue reading

2 Comments

Filed under makale

Nedir Mahmut bey? — Emek Dünyası

Tunç Başaran’ın 1987 tarihli Biri ve Diğerleri filminde geçen bir öykücüğü anlatalım önce: Dışarıda sağanak yağmur var. Paltosunu tutarak barın kapısını aralayan adam, vestiyer görevlisine “Mahmut bey geldi mi?” diye soruyor rica eder gibi. Görevli Mahmut beyi bilmiyor, diğer çalışanlar da bilmiyor. Adam bunun üzerine “gelmedi heralde” diye kapıyı kapatıp dışarıda beklemeye devam ediyor. Bir süre sonra tekrar soruyor. Adam birkaç sefer daha aynı nezaketle sorup olumsuz yanıt alınca, görevli merak ediyor:
Continue reading

2 Comments

Filed under makale

İnternet bir teknoloji değildir — Emek Dünyası

İnternet, sınırlandırılmış bir alan. Çeşitli sebeplerle ona erişemeyen, onu kullanmayı öğrenemeyen, dil engeli yüzünden içeriklerinden yeterince yararlanamayan bir sürü insan var. Ayrıca İnternet’te paylaşabildiğimiz şeyler, sosyal yaşamda ihtiyaç duyduğumuz ve yarattığımız değerlerin sadece sınırlı bir kısmı. Yine de, bütün bunları aklımızda tutarak soralım: İnternet ortamında egemen olan ilişki biçimi nedir? Tek cümleyle: Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre.

Continue reading

1 Comment

Filed under makale, programlama

İdeolojik söküğü dikme çabaları — Emek Dünyası

Bildiğiniz üzere metrolardaki reklam panolarında çeşitli araba-cep telefonu-kitap reklamları olurdu. Bu reklamların varlığı, normal ticari-kapitalist yaşantımızın devam ettiğinin “renkli” bir göstergesiydi. Fakat bugün, adeta bir olağanüstü hal veya milli yas ilanı gibi, bütün bu panolarda Yeni Şafak gazetesinin kapkara bir reklamı yer alıyordu.

Continue reading

2 Comments

Filed under makale

Evrensel ajitatör Slavoj Žižek — Emek Dünyası

“Söylediklerin doğru, ama tavrın yanlış…”

Bu sözler Yeditepe İstanbul’dan. On yıl öncesinden güzel bir diziydi. Siyasi geçmişindeki gölgelerden kurtulamayan Ali, günlük yaşama katılabilmek için bir süre sokakta kitap satıyor, sonra bir kitapçı açıyorlar. Bu sözü de bir gün sokakta karşısına çıkıp bağış isteyen çevreci gence söylüyor. Bugünkü muhalifliklerin ortak problemini ne güzel özetlemiş, hem de Lacancı bir ayrımla. Continue reading

2 Comments

Filed under makale

Yayınlarda “doluluk” meselesi — Emek Dünyası

Bugün size danışmak istediğim şey, yayınlarda “doluluk” meselesi. Aslında İnternet’ten, yeni medyadan bahsetmek istiyoruz, ama dilerseniz önce eskisinden başlayalım.

Hani gazetelerin TV reklamlarında derlerdi ya “dolu dolu tam 32 sayfa” diye. Acaba vaat ettikleri neydi tam olarak, mesela neresinden anlaşılıyordu bir gazetenin dolu olduğu? Bir de görelim diye hızlı hızlı çevirirlerdi ya “kuşe kağıda, renkli, pırıl pırıl” sayfaları. Continue reading

2 Comments

Filed under makale