Yeni Medya Çalışmaları IV. Kongre Katılım Çağrısı  

Yeni Medya

ymk-4_banner_300x250px_2 copy

Soğuk Savaş sonrası küreselleşme söylemi refah ve barışın dünyaya egemen olacağı iddiasındaydı. Küreselleşme ile birlikte sınırlar ortadan kalkacak ve devletler arası siyasal anlaşmazlıklar önemlerini yitirecekti. Bu iyimser tabloda, medya ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin siyasal katılım, karşılıklı etkileşim ve kozmopolitanizmi destekleyeceği varsayılıyordu.

Bugün geldiğimiz noktada ‘mutlu küreselleşme’ anlatılarının miadını doldurduğunu görüyoruz. Yaşadığımız büyük gerilemede küresel ölçekte ırkçı, ayrımcı ve otoriter hareketlerin iktidara yürüdüğüne şahit oluyoruz. Kendi coğrafyamızda da durum pek farklı değil. Bu süreçte, dijital teknolojilerin, vaat ettikleri cenneti sunmak bir yana, toplumsal cinsiyet, etnik kimlik, sınıf ve bölgesel eşitsizlikleri pekiştirdiğini ve artırdığını gözlemliyoruz.

Neoliberalizmin hâlihazırda güvencesizleştirdiği emek süreçleri, üretim sürecinde kullanımı giderek artan robotların ve yapay zekanın tehdidi altında. Yine dijital teknolojilerin, yankı odalarını dijital ortamda yeniden üreterek ve seçmenleri manipüle ederek demokratik süreçleri ne denli zayıflattığını 2016 ABD seçimleri ve Cambridge Analytica örneklerinde görmüş olduk. Sosyal medya platformlarını sorgulamadan kullanan bireylerin algoritmaların yarattığı yankı odalarından çıkabilme olanakları araştırılmalıdır…

View original post 348 more words

Leave a comment

Filed under şey

Bir Çayın Çaylığında Dört Söylem — Işık Barış Fidaner

download

Žižek’ten bildiğimiz gibi, özne ($), imleyenler zinciri (S2) karşısında Esas-İmleyen (S1) ile temsil edilir ve objet petit a bu imleme işleminin kalanıdır. Lacan’ın dört söylemi bu dört terim etrafında döner. Şimdi bu terimleri basit bir örnekle açıklayalım: bir çayın çaylığı.

Continue reading

Leave a comment

Filed under çeviri

Firar hatları — Gilles Deleuze, Félix Guattari

Katmanlaşıp –örgütlenip, imlenip, özneleşip– kalmak, olabilecek en kötü şey değildir; olabilecek en kötü şey katmanları çıldırmış yahut intiharvarî çöküşe sürüklemenizdir, bu da onları iyice ağırlaştırıp üzerimize çöktürür. Şöyle yapılmalıdır: Kendinizi bir katmana yerleştiriniz, sunduğu fırsatlarla deney yapınız, üzerinde avantajlı bir yer bulunuz, olası yersizleştirme hareketlerini ve mümkün firar hatlarını bulunuz, onları tecrübe ediniz, orada burada akış bağlaçları üretiniz, yoğunluk süremlerini bölüt bölüt deneyiniz, her seferinde küçük bir toprak parçası edininiz. Firar hatlarının özgürleştirilmesi, katmanlarla özenli bir ilişki içinde başarılır, bağlanmış akışların geçip firar etmesine sebep olunur, organsız beden için sürekli yoğunluklar öne çıkarılır. Bağla, devam et: bir “şema”, gene imleyip özneleştiren programlar değil.

Bin Yayla’dan alıntı. Sayfa 161. İngilizce çevirisinden çeviren: Işık Barış Fidaner, Banu Barış

Leave a comment

Filed under çeviri

Mao Sarı Yeleklileri nasıl değerlendirirdi? – Slavoj Zizek

Dünyadan Çeviri

Fransız Sarı Yelekliler hareketi günümüz siyasetinin kalbindeki bir sorunu açığa çıkarıyor. Yenilikçi ve taze fikirlere pek aldırış etmeden popüler “görüşe” çok fazla bel bağlamak.

Karmaşaya şöyle bir bakmak bile, birden fazla toplumsal mücadelenin ortasında olduğumuzu görmeye yeter. Liberal düzen ile yeni popülizm, ekoloji mücadelesi, feminizmi ve cinsel özgürlüğü destekleyen çabalar artı etnik ve dini mücadeleler ve evrensel insan hakları arzusu arasındaki gerilim. Hayatlarımızın dijital kontrolüne direnmeye çalışmaktan ise söz etmiyorum bile.

Öyle ise, tüm bu mücadeleleri, içlerinden birini “gerçek” öncelik olarak ayrıcalıklı kılmaksızın, nasıl bir araya getirmeli? Çünkü bu denge, diğer tüm mücadelelerin anahtarını sağlıyor.


View original post 1,194 more words

Leave a comment

Filed under şey

Sarı yelekli protestocuların merkeze isyanı iyi niyetli ama sol popülizmleri Fransız siyasetini değiştirmeyecek – Slavoj Zizek

Dünyadan Çeviri

“Kahrolsun devlet, polis ve faşistler.”

Fransa’da sarı yeleklilerin protestoları beşinci haftasına girdi. Büyükşehir alanlarının dışında, toplu ulaşımın olmadığı bölgelerde yaşayan ve çalışanları olumsuz etkileyen, akaryakıta yönelik yeni bir çevre vergisine karşı yaygın hoşnutsuzluklardan doğan bir taban hareketi olarak başladılar. Hareket haftalar içinde Fransa’nın AB’den çıkması, daha düşük vergiler, daha yüksek emeklilik maaşı ve sıradan Fransız vatandaşlarının harcama gücünün iyileştirilmesi de dahil birçok talebi içerecek şekilde büyüdü.


View original post 731 more words

Leave a comment

Filed under şey

Alain Badiou: Marksist düşüncede yeni bir başlangıç noktasındayız

Dünyadan Çeviri

220px-Alain_Badiou-2

Mathieu Dejean’in Les Inrockuptibles’de yayınlanan 28 Ağustos 2018 tarihli Alain Badiou söyleşisi

Yeni kitabı ‘Petrograd, Shanghaï’da (La Fabrique, 2018) Alain Badiou, Ekim 1917 Rus Devrimi’nin başarısızlıklarına ve Çin Kültür Devrimi’ne odaklanıyor. Daima akıntıya karşı duran, Maocu mirası savunusu nedeniyle tartışmalı bu filozof, uzun bir söyleşi ile fikirlerini açıklıyor.

***

Ekim 1917 Rus Devrimi’nin yüzüncü yıldönümünü vesilesiyle yapılan birçok yayın, belge ve tartışma sizi tatmin etmemiş görünüyor. Hatta size göre bunlar ‘organize bir unutma’ hali.

Evet, çünkü bu devrimin gerçekliği, etkisi ve günümüz açısından halen taşıdığı anlam hiçbir şekilde tartışılmadı. Medyada yapılan göndermelerin büyük çoğunluğu ‘totaliterliğin kökeni’ olmasından dem vuruyor veya uzak ve başka bir çağın olayı olarak ele alıyor bu devrimi.

View original post 2,279 more words

Leave a comment

Filed under şey

Hüray Fidaner’s research while affiliated with Dokuz Eylul University and other places

https://www.researchgate.net/scientific-contributions/38929040_Hueray_Fidaner

Leave a comment

Filed under şey

Slavoj Žižek: Zenginler tek bir dünyada yaşadığımızı anlayana dek mülteci krizi derinleşecek

Dünyadan Çeviri

rtx1epup-e1473203448742.jpg

“Zengin” dünyanın kitlesel göçün semptomlarıyla uğraşmak yerine sebeplerini çözmesi ve tek bir dünyada yaşadığımızı anlaması gerek.

Göç bir kez daha manşetlerde. Honduras’dan göçmen kafileleri Meksika üzerinden ABD sınırına yaklaşıyor; Afrikalı göçmenler barikatları aşıp Afrika’nın kuzey ucundaki küçük İspanyol bölgesine girdiler; Ortadoğulu göçmenler Hırvatistan’a girmeye çalışıyorlar.

Sayılar görece küçük de olsa, temel bir jeopolitik olguya işaret ediyorlar.

World Interior of Capital kitabında Alman felsefeci Peter Sloterdijk küreselleşme sayesinde kapitalist sistemin hayatın her alanını nasıl belirler hale geldiğini gösterir.

View original post 606 more words

Leave a comment

Filed under şey

Cinsiyet farkının mantığı üzerine — Slavoj Žižek

İki cinsiyet arasındaki farkı sürdüren şey, doğrudan simgesel karşıtlıklar dizisine (eril Akla karşı dişil Duygu, eril Faaliyete karşı dişil Edilgenlik, vb.) müracaat değil, bir ve aynı simgesel özelliği (esasen “iğdiş”i) üstlenme eylemindeki gerekli bağdaşmazlıkla başetme yolundaki farktır.

Erkeğin temsil ettiği Logos’a karşı dişi olan Duyguları vurguluyor değildir; daha ziyade, erkeğe göre, tüm gerçekliğin bağdaşır ve tutarlı evrensel ilkesi olan Logos, gizemli, telaffuz edilemez, teşkil edici ve istisnai bir X’e dayanır (“konuşulmaması gereken şeyler vardır”), kadında ise istisna yoktur, “her konuda konuşulabilir,” tam da bu nedenle Logos’un evreni bağdaşmaz, tutarsız, dağınık, “herşey-değil” olur.

Veyahut bir simgesel sıfatın üstlenilmesi bakımından, bu sıfatla mutlak olarak özdeşleşme ve onun için herşeyi tehlikeye atma (davası için ölme) eğilimindeki erkek, yine de sıfatından ibaret olmadığı, giydiği “toplumsal maske”den ibaret olmadığı, onun altında “gerçek bir kişi” bulunduğu efsanesine dayanır; kadında ise, aksine, katı ve koşulsuz bağlılık yoktur, herşey esasen bir maskedir, ama tam da bu nedenle, “maskenin arkasında” hiçbirşey yoktur.

Veyahut, aşk bakımından: aşık bir erkek aşkı uğruna herşeyi vermeye hazırdır, sevilen mutlaklaştırılır, koşulsuz Nesne olur, ama tam da bu nedenle, kamusal veya meslekî davası için onu feda etmeye yönelir; kadın ise tamamen, kısıtsız ve tereddütsüzce aşkın içine girmiştir, oluşunda aşkla boyanmamış hiçbir boyut yoktur—ama tam da bu nedenle, ona göre “aşk herşey-değil”dir, aşka daima tekinsiz bir aslî kayıtsızlık eşlik eder. Byron’un sözleriyle: “Erkeğin aşkı erkeğin hayatında ayrı bir şeydir,/Kadının ise tüm varoluşudur” (Don Juan)

Slavoj Žižek, Incontinence of the Void

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Leave a comment

Filed under çeviri

Özgürlük ve sınıf özdeşimi — Işık Barış Fidaner

(Bu yazının İngilizce özgün metni Žižekian Analysis’de yayınlanmıştır)

Parallax View‘daki [1] mükemmel bir pasajda, Žižek “özgürlük”ü “tanınmış/üstlenilmiş gereklilik” olarak tanımlar. Bu özgürlük tanımı sınıf özdeşimi ile nasıl ilişkilenir?

Burjuva özdeşimi işçi sınıfı özdeşiminden ayırt etmenin bir yolu, tanınmış/üstlenilmiş gerekliliklerin karakterine bakmaktır: Hayatın aslî gerekliliği, bir burjuva için, sermayeye eklenen değer fazlasıdır; ama bir işçi için, kendi emek-gücünü satma gereğidir. Marksist proleter özdeşim mefhumu da işçi sınıfı özdeşiminden ayırt edilebilir: Proleter özdeşim “siyasî” bir gerekliliği tanır/üstlenir, mesela “egemen sınıf olarak örgütlenme ve sonunda kendisini sınıf olarak ortadan kaldırma” gerekliliğini. Bu proletarya mefhumu hem topluma egemen olmayı hem de kendini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir toplumsal sınıfın paradoksudur. Böyle tanımlanıp ayırt edildiğinde proletarya ile işçi sınıfı arasındaki çelişki açıkça görülebilir: Egemen olan bir sınıfın artık emek-gücünü satması gerekmez, ve işçi sınıfı bir özdeşim olarak “ortadan kaldırılamaz”. Bunun alternatifi proletaryayı devrimci parti bakımından tanımlamaktır.

Continue reading

1 Comment

Filed under çeviri