Category Archives: şey

Hep Vardı ile Hiç Olmadı — Işık Barış Fidaner

Bir kayıp deneyimlediğimiz zaman, bir anlamda kaybettiğimiz şey o ana kadar hep vardır, bir başka anlamda ise kaybettiğimiz şey o ana kadar hiç olmamıştır.

Birinci veçhe olan “hep vardı”yı yakalayan, Esas-İmleyen’dir, mesela simgesel yasta bu bir anıttır [1]. Bu, yetkilenmenin alanını açar.

İkinci veçhe olan “hiç olmadı”, birinci veçhe olan “hep vardı”dan bağımsız (ona dik) bir başka boyut değildir; daha ziyade ikinci veçhe birinci veçhenin bağımlılığıdır.

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under şey

Melankoli arzunun hüsranıdır — Işık Barış Fidaner

Melankoli arzunun hüsranıdır. Bu sözdeki muğlaklık onu iki defa yorumlayarak çözümlenir.

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under şey

Cinsiyet Üzerine Çatışma — Işık Barış Fidaner

sex

Joan Copjec’e göre cinsiyet ne biyolojiye ne de toplumsal cinsiyete indirgenebilir:

[Freud’un] psikanalizi kurması, “anatomi mi yoksa gelenek mi?” ikileminin reddedilmesine dayanır, Freud’a göre bunların ikisi de cinsiyetin varlığını açıklayamaz. Psikanalize göre cinsiyet doğal bir olgudan ibaret değildir, ama cinsiyet söylemsel bir inşaya ve nihayetinde anlama da asla indirgenemez. Böyle bir indirgeme cinsiyet ve anlam arasındaki radikal çatışkıyı ihmal ederdi. Lacan’ın dediği gibi, “İnsan davranışına dair analitik angajmanın imlettiği herşey, anlamın cinselliği yansıttığını değil, anlamın cinselliği telafi ettiğini gösterir.” Cinsiyet anlamı tökezleten taştır. (“Cinsiyet ve Aklın Ötanazisi”)

Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under şey

Fetişçi “Kavrayış” ile Semptomcu Kavrayış — Işık Barış Fidaner

Dilde de “sadece bedenlenmeler ve yetkilenmeler vardır”: Dil, imleyenlerin ifade verilmiş bir bedenlenmesi yoluyla bir muhatapı yetkilendirerek işler. Muhatapın yetkilenmesinin zemini, konuşma iradesidir, imleyenlerin bedenlenmesinin zemini ise dil sistemidir. Konuşmada ne olacağını bedenlenme ile yetkilenmenin eşzamanlılığı belirler.

Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under şey

Sadece bedenlenmeler ve yetkilenmeler vardır — Işık Barış Fidaner

Alain Badiou’ya göre iki temel düşünce yönelimi vardır. Egemen kapitalist yönelime “demokratik maddecilik” denir, onun aksiyomu şudur: “Sadece bedenler ve diller vardır.” Badiou’nun benimsediği devirici yönelime “maddeci diyalektik” denir, onun aksiyomu şudur: “Sadece bedenler ve diller vardır, ayrıca hakikatler de vardır.” Ama bu ifade bir soruyu düşündürüyor: Ayrıcalıklı-istisnai hakikatler egemen düzenin bedenleri-dilleri ile nasıl ilişkilenir?

Okumaya devam et

3 Yorum

Filed under şey

Signifier Neden Gösteren Değil İmleyen Olarak Çevrilmeli — Işık Barış Fidaner

Uzun zamandır Lacancı çevre-çevirilerde signifiant-signifier için çoğunlukla “gösteren” kelimesi kullanılıyor. Ben de ilk başta bunu böyle öğrenmiştim ve Yersiz Şeyler’deki ilk çevirilerimde “gösteren” kelimesini kullandım. Ama daha sonra bazı kitap çevirilerinde (mesela Cinsiyet Belası‘nda) kullanılan “imleyen” kelimesinin signifier’ı daha iyi karşıladığına karar verdim ve signifier’a “imleyen” demeye başladım. Nedenini açıklayayım.

Okumaya devam et

3 Yorum

Filed under çeviri, şey

Bir Üst Dildışı Vardır — Işık Barış Fidaner

Lacancıların hoş bir pratiği, önce bir yokluğu ilan edip sonra ondan belli bir olmayış (dis-being, désêtre) türetmektir. Mesela “Cinsel ilişki yoktur”dan şu çıkar: “Bir ilişkisizlik vardır”. “Büyük Öteki yoktur”dan şu çıkar: “Bir Öteki-olmayan vardır” (Cadell Last).

Ben de bu listeye bir türetim daha ekleyeyim: “Üst dil yoktur”dan şu çıkar: “Bir üst dildışı vardır”.

Peki bu üst dildışı nedir? Bu sorunun doğrudan bir cevabı olması şaşırtıcıdır: Üst dildışı, dolu konuşmanın (parole pleine) alanını açan boş konuşmadır (parole vide). Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under şey

Doğru Doğrudan Yanlışa Yanlar — Işık Barış Fidaner

pink-floyd-oli-scarff

Kaynak: Pink Floyd’un Hayvanlar albümü.

Not: Birbirlerinin karşılığıymış gibi kullanılsalar da Türkçe’deki doğru-yanlış’ın İngilizce’deki true-false’tan çok farklı anlamlar taşıdığını (onu right-wrong ile karıştırdığını) biliyorum. Bu yüzden false’ı genelde “fol” diye çeviriyorum [1]. Ama bu çeviride “doğru-yanlış” kelimelerini kullanacağım, çünkü bu ikilinin dilde oynadığı temel Ödipal rolü hedef alıyorum.

İnsanlar “Şikago bir şehirdir” gibi doğruları söylemeye yetkilidirler. Ama bu gibi doğruları söyleme yetkisi “Domuzlar uçabilir” gibi yanlışların reddedilmesinden kuvvet alır. Olmayana ergi, mantığın ayrılmaz bir parçasıdır. Yanlışlar, mantığınıza çelme takmaya kalkışan bir keyfiyet fazlasıyla yüklenmiştir. Yanlış, mantığınızı tökezletip düşürecek zevkli bir ayartıdır. Yanlışların yan yatıran ayartısından kaçınmayı bilerek doğruluk kazanırsınız. Mantıksal doğruluğun “olgun” ve “kanaatkar” (austere) arzusu, yanlışların deneyimlenmesi yoluyla başarılır, yanlışlara yanlayarak, onlardan doğru geçerek ve onlardan doğru görerek başarılır. Doğruluk, insanın düştüğü yanlışları doğrudan işleyerek başarılır.

Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under şey

İş-başında-bilgi, Gerçek Angajmanlı Çabadır — Işık Barış Fidaner

Fabio Vighi’ye göre Lacancı “iş-başında-bilgi” (knowledge-at-work, savoir-faire, know-how) mefhumu emek-gücünün kapitalist değerlenmesinden bir çıkış yolu gösterir:

Lacan’da, Simgesel ile Gerçek arasındaki farkın soyut ve somut evrensellik arasındaki çatışkıyı yansıttığı görülebilir: Gerçeğin somutluğu, tekil itaatsizliği, Simgeselliğin evrensel tutarsızlığı ile örtüşür. Bu bakımdan, çalışma kapasitesi olarak emek, keyfiyetin Gerçeği olarak kaydedilmelidir –her zaman bilinçdışının kontrolsüz işidir, bu da özgül bir keyfiyet kipi ile ilişkilenir–, değerlenme süreci ise bu bilinçdışı, somut “emekçiliği” toplumsal-simgesel bir kurguya çevirme girişimidir (ve tanımı gereği başarısızdır); bu kurgunun meşruiyeti, emek-malın soyut mübadele edilebilirliğinin ideolojik olarak dayatılmasına ve denetlenmesine bağlıdır. Lacan’ın işin bilinçdışı tözünü üretkenci olmayan bir şekilde tanımlaması benim Hegelci savım için çok önemlidir: Kapitalist diyalektik, emek-gücü temelinde kendi içine çöker. Lacan’ın 16’ncı ve 17’nci seminerlerde işi bilgiye ve dolayısıyla keyfiyetin Gerçeğine bağlaması (savoir-faire olarak, bilinçdışı iş-başında-bilgi olarak iş), 1970’lerin başında Fransa’da beliren emek ve kapitalist üretkenlik eleştirilerine kıyasla (mesela Jean Baudrillard, Georges Bataille ve Jacques Camatte’in eleştirilerine kıyasla) Lacan’ın kuramsal konumuna diyalektik bir avantaj sağlar. (“The Hegelian Moment: from the Withering Away of Labour to the Concrete Universality of Work” [Hegelci Moment: Emeğin Sönümlenmesinden İşin Somut Evrenselliğine])

Şimdi Vighi’nin ayrımını kendi terimlerime çevireceğim. “Çaba”yı “angaje emek-gücü” olarak tanımlıyorum [1] ve “simgesel angajman” ile “gerçek angajman” arasında Lacancı bir ayrım yapıyorum [2]. Simgesel angajman, emek-gücünün (ya da emek-zamanın) kapitalist değerlenmeye hizmet etmek için yatırılması gibi işler, gerçek angajman ise “keyfiyetin Gerçeğini” taşıyan bir “bilinçdışı iş-başında-bilgi”dir, Vighi’nin kavrayışında olduğu gibi.

Okumaya devam et

4 Yorum

Filed under şey

Cinsel fark ve özyineleme — Işık Barış Fidaner

Lacan’ın cinsiyetlenme formüllerini Žižekçiler iyi bilir. Žižek sık sık evrenselliğe zemin olan istisnaya ve bunun işlemediği tamamsız (non-All) mantığa atıf yapar. Ama bence yine de bu formüller epey muammalı kalır. Gelin bu muammayı bilgisayar bilimi yoluyla çözelim.

Bir imleyen özneyi bir başka imleyen için temsil eder. Aslında, eşsiz bir imleyen (Esas-İmleyen ya da S1) imleyenlerin geri kalanı (S2) için özneyi temsil eder. S1‘in yaptığı bu temsil, bir netice noktasıdır, kendisini önceleyen imleyenler zincirini geriye dönük olarak belirler.

Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under şey