Nişan Altında Bedenler: Canlı Kalkanları Anlama Çabası

Bir süre önce Judith Butler Canlı Kalkanlarla ilgili tarihi bir konuşma verdi. Çeviri metin içinde Butler’ın konuşmasının bağlantısını bulabileceksiniz. Kısaca, Butler konuşmasında devletin ve organlarının sadece savaş ve çatışma bölgelerinde değil aynı zamanda olağan hal bölgelerinde de sivilleri nasıl hem sivil zaiyat hem de canlı kalkan olarak “değerlendirdikleri”ne dikkat çekiyor. Butler çatışma ortamlarında işine geldiğinde sivil zayiattan, yine işine geldiğindeyse canlı kalkan kullanımından faydalanan askeri zihniyeti ile şehir sokaklarında sivillere ateş eden polis zihniyeti arasındaki neoliberal koşutluğu vurgularken siyasi ve ekonomik hesaplamalar dahilinde bazı hayatların diğerlerine kıyasla daha önemli olduğuna yönelik gerçeklikle bizleri yüzleştiriyor. Ana akım medyada bu haberlerin aktarımı sırasında oluşturulan söylemselliğin her insanın eşdeğerliğini göz ardı etmeye yol açacak bir insanlık ihlali olduğunu vurguluyor.

Butler’ın konuşması üzerine yazılan aşağıdaki metin Rachel Corrie örneği üzerinden “yasal olmayan” canlı kalkanların insanlık adına, insanlık yanında direnişlerinin onurundan bahsederken biz de bir süre önce (11.04.2015) Ağrı’da yaralı askerleri kurtarmak amacıyla canlı kalkan olmayı seçtiği için nişan alınan sivillerin ve öldürülen Cezmi Budak’ın onurunu hatırlıyoruz bir daha.

Bugünse (01.08.2015) Zergele’de 8 canı öldürüp, 15 canı yaralayarak yeni bir katliam yapan asker-devletin, aralarında henüz şu leş dünyayı kendi gözleriyle görmeye fırsat bulamayanların da olduğu bazı canları “canlı kalkan” olarak “bile” görmeyeceğine, kutsalları uğruna barış ve özgürlük için mücadele edeni terörist ilan ederken sivili de kendi tanımladığı terörist sıfatıyla masumiyetten yoksun bırakabileceğine şahit oluyoruz. “Masumiyet”iniz kanlıdır, şahidiz.

Evrim Şaşmaz

rachel-corrie

[Rachel Corrie onu öldürecek İsrail ordu buldozeri karşısında (13 Mart 2003)] (1)

Léopold Lambert, Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Birkaç ay önce öğrendiğime göre, Judith Butler, Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’nda canlı kalkan kavramı üzerine bir ders verecekti. Butler’ın bu kavramı seçmesinin nedeni, çok muhtemelen, İsrail ordusunun Gazze’de geçtiğimiz korkunç yaz hem bombardıman hem kara işgaliyle iki bin sivil öldürmesini gerekçelendirmek için bu kavramı sistematik kullanımıydı. 4 Şubat 2015 tarihli ders görüntüsüne çevrim içi ulaşılabildiğini dün heyecanla keşfettim (2) ve izlemeyi üstlendim (iki defa!). İlk yarıda Butler Gazze’de yaşayanları katkısının merkezine alsa da, daha sonra Birleşik Devletlerin beyaz polis memurlarının öldürdüğü silahsız siyah erkek ve kadınlarla bir koşutluk ifadelendirmeye çalışıyor, ve yasal canlı kalkan kavramından çıkarak başka (ve kuşkusuz cazip) bir sürece yöneliyor: bir bedenin sivil statüsünü kaybetmesi, ya da daha ziyade ırkçı bir fantezi dahilinde tehdit statüsü edinmesi, ve bu fantezinin sahibi polis memuru veya silahlı bir beden olduğunda bunun ölümcül olduğu görülmektedir. Bense canlı kalkan kavramının Butler’ın argümanında unutulduğunu hissettim ve bundan —küçük de olsa— bir anlam çıkarmaya çalışmak üzere ilgili kısma geri dönme gereği duydum.

Butler’ın savına göre, insan bedeninin/yaşamının sırf bulunduğu yer itibariyle belli bir militarizasyon seviyesini bedenlendirmesi, ancak ekonomik gerekçeyle anlaşılabilir: Michelle Murphy’yi izleyip “yaşamın ekonomizasyonu” diyebileceğimiz şeydir bu (bkz. Archipelago’daki görüşmemiz), (3). Gönüllü olsun olmasın, bir bedenin böyle konumlandırılması Butler’ın bedel/fayda hesaplaması dediği şeye dayanır çünkü bedeni tehlikeye atma eyleminin oluşturduğu aşırı kırılganlık ve güvencesizlikten gelen bir bedel sayılması gerekir, Banu Bargu’nun canlı kalkanlar üzerine (derste çok kez alıntılanan) mükemmel çalışmasında örneklediği gibi (4). Fakat Butler şuna dikkat çeker: “gönüllü ve gönülsüz canlı kalkanlardan bahsettiğimizde, başından itibaren, dilde yer bulan adlandırmalardan bahsetmekteyiz, ve özgül sebeplerimiz var: bir savaş çabasının hizmetinde veya bir savaş sahasının ortasında harekete geçirilmiş söylemsel biçimlenmelerdir bunlar.”

Bu son alıntı sayesinde anladığımıza göre, canlı kalkan kavramı (genelde yasal tartışmayla değil, geriye dönük tarzda) bedeni sarmalayan deyimlerden birisidir (bkz. önceki makale), (5). Ayrıca buna göre, bedenler eğer nişan altında ise, tartışılabilecek konu, bulundukları konumların meşruluğundan ve böylece nişan alanını genişletme yetilerinden ibarettir. Nişan almanın kendisi sorun edilmez. Hem Bargu hem de Butler’ın alıntıladığı Rachel Corrie vakası, nihayetinde ancak saldırana yarayacak böyle bir yorumun örneğidir, çünkü sadece “sivil zaiyat” denilen şey kendisini… tartışma altında bulur. 13 Mart 2003 günü, 23 yaşında Amerikalı aktivist Corrie, Refah’ta Filistinli bir evin yıkımını yürüten İsrail ordu buldozerince ezilerek öldürüldü. Bunu izleyen tartışma ve mahkeme, ki gayrimeşru sayılmaları mümkün değildir, yalnızca Corrie’nin ölmesini sorguladılar —duruşma en son kaza yorumunda karar kıldı—, Corrie’nin bedenini neye karşı nişan altına koyduğunu sorgulamadılar.

Canlı kalkan kavramını düşünme yolumuzdaki sorunlu yan işte budur. Böyle bir yasal statü verilip verilmemesi, görünüşe göre, bir bedende veya nüfusta bedenlenebilen masumluk seviyesi karşısında çözünmeden kalmaktadır. İletişimin —Batılı ordularda, ama sadece onlarda değil, DAİŞ gibi silahlı kuvvet stratejilerinde de görebildiğimiz— asli bir savaş enstrümanına döndüğü bir zamanda, masum olmak ya da olmamak, savaş çabasını meşrulaştırmak için dramayla imal edilebilmektedir. Sadece iki örneğe bakarsak, Gazze’de yaşayanların “masum olmadıkları” için bombalanabildiklerini, Iraklı Hristiyan milisler “masum olduğu” için onlara saldıranların bombalanabildiklerini görürüz. Geçen yaz İsrail’in Gazze kuşatmasında savunmaya çalıştığım gibi (6), bu terim, imlettikleriyle Filistinlilerin öldürülmesini meşrulaştıran söylemsel sorunun merkezindedir. Bunun sebebi, masumluk figürlerine yönelik kaçınılmaz gözüken ihtiyacımızda bulunabilir. Gazze vakasında çocuk figürünün böyle bir masumluğu bedenlendirdiği evrenselce tanınmıştı. Masumluk figürü inşa etmekteki sorun şudur: bir bedenin masumluğu, bu figürden farklılaşma seviyesiyle orantılı olarak düşecektir. Başka deyişle, 8 yaşında bir kız masumdur, 35 yaşında bir adam 8 yaşında bir kıza hiç de benzemez, bu nedenle bu adam masum birine hiç de benzemez. Daha sonra ifadelendirmeye çalıştığım fikir şuydu: bir yandan, Gazze’de yaşayan herkesin bu kuşatmada masum sayılacağını doğrulayabiliriz, çünkü hiçbirisi yasal süreç yoluyla suçlu bulunamazlar; öte yandan, onların hiçbirinin masum olmadığında ısrar eden (genelde bir çocuğa ‘dünyadan korunduğu’ sürece atfettiğimiz anlamda) bir söyleme de yönelebiliriz, çünkü o bedenlerin bir tanesi bile kendi seçimi olmadan altında yaşadığı bu militer koşullarca derinden etkilenmemiş değildir: bir bebeğin sütünde bile mutlaka ya İsrail ablukasının ya da kaçakçılık hattının tesiri vardır. Bu anlamda Gazze’de hiçbir beden masumluk lüksüne sahip değildir.

Canlı kalkan kavramına dönersek, böyle durumlarda masumluğun imkansız oluşunu aklımızda tutmalıyız —bunu bütün durumlara uygulayabiliriz, diğer durumlarda bedenlenecek seviyeler düşse de— ve bu tartışmayı reddederek, politik mücadelelerin meşruluğu meselesine yönelmeliyiz. Corrie vakasında masumluk üzerine tartışmanın bizi nereye götüreceği açıktır: beyaz dişi bedeni gereği, Amerikan yurttaşı olarak idari dosyalanışı gereği, masum olduğunu savunabiliriz, böylece süreklileştirdiğimiz fikre göre, beyaz-olmayanlar, dişi-olmayanlar, Amerikan-olmayanlar, bu karakteristiklerden ne kadar ayrıysalar, masumluktan da o kadar ayrıdırlar. Corrie masum değildi: bedenini nişan altına koymak için Gazze’ye uçtu ve öldüğünde muhtemelen biliyordu ki bedeni orada kalırsa ölecekti. Politik bir manifestoyu bedenlendirmek üzere ölmek fikrine dair söylenecek çok şey bulunabilir, ve böyle bir konumun, tanımı gereği, mutlak politik katılım olduğunun varsayılması, sonuçlara doğru aceleyle koşturmak olurdu; ne var ki, böyle bir duruşta bedenlenen itibarı (yani verili bir durumun ağırlığı anlaşılarak bu ağırlığa uygun davranış benimsenmesini) tanımadan edemeyiz (bkz. Edward Said’in Corrie’ye dair “İtibar ve Dayanışmaya Dair” başlıklı metni), (7).

Fakat itibar nişan altındaki gösterisel konumdan ibaret değildir. İtibar bazen Gazze’de yaşayanlar gibi kalın bir nişan altında yaşamaktan ibarettir. Bunu anlarsak, İsrail ordu/hükümetinin onların bedenlerini “canlı kalkan” diye adlandırmasındaki korkunç anlamın neyden oluştuğunu görebiliriz: Filistinlilerin nişan altından kaçamayacaklarını bilmektedir, yaşamlarının bitmesini kabullendiklerinde onları masum sayacaktır sadece. Varoluşları, kendi içinde, direniştir.

Özgün metin: http://thefunambulist.net/2015/04/14/topie-impitoyable-bodies-on-the-targetting-line-trying-to-make-sense-of-human-shields/

Judith Butler’ın LDE’deki Dersi (4 Şubat 2015)

(1) http://electronicintifada.net/content/photostory-israeli-bulldozer-driver-murders-american-peace-activist/4449

(2) http://www.lse.ac.uk/newsAndMedia/videoAndAudio/channels/publicLecturesAndEvents/player.aspx?id=2859 ; https://www.youtube.com/watch?v=bWfgpQ4-2J8

(3) http://the-archipelago.net/2014/07/06/michelle-murphy-economization-of-life-part-1-biopolitical-feminism/

(4) https://www.academia.edu/4777379/Human_Shields

(5) http://thefunambulist.net/2013/11/16/topie-impitoyable-enveloping-locutions-body-racism-and-language/

(6) http://thefunambulist.net/2014/07/21/palestine-refraining-from-the-figure-of-innocence/

(7) http://www.counterpunch.org/2003/06/23/of-dignity-and-solidarity/

nisan-altinda-bedenler-666x445

Kaynak: fraksiyon.org

1 Comment

Filed under çeviri

One response to “Nişan Altında Bedenler: Canlı Kalkanları Anlama Çabası

  1. Pingback: Renk nedir? — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER