Gevrekler Canlanmış! — Amber A’Lee Frost

Sol Forum’a katılmamak üzerine

4321931167_9850c1b148_z

Sol Forum 2015’in mekanı, John Jay Ceza Hukuku Koleji (en bilinen adıyla “polis okulu”). / Vitor Pamplona

Amber A’Lee Frost — 12 Haziran 2015 — thebaffler.com

Birkaç hafta önce Manhattan’da yüzlerce sosyalist, komünist, anarşist, ve hatta birkaç eli yüzü düzgün “küçük-d” demokrat ayak sürüyerek Sol Forum 2015‘un uygunsuz mekanı John Jay Ceza Hukuku Koleji’ne (ironiktir, en bilinen adıyla “polis okulu”na) geldi. Eğer radikal politik sempozyumlardan habersizseniz, Sol Forum artık işlemeyen Sosyalist Okullular Konferansı’ndan (SSC: Socialist Scholars Conference) evrildi, 1960’lardaki ilk SSC tükendikten sonra 1981’de tekrar kurulmuştu. SSC, Birleşik Devletler’deki en geniş, en öne çıkan solcu zirve oldu, gerçi ulus çapında üniversite kesintileri zamanla faaliyetin hem bütçe hem de personelini daralttı. 2004’te Sol Forum diye yeniden adlandırıldı ve halen büyük bir kitle çekmekte: 1300 konuşmacı ve dört yüz faaliyetiyle iftihar eden bu yılki muhabbetin göze çarpan başlığı “Adalet Yoksa Barış Da Yok: Kapitalizm ve Demokrasinin Krizleriyle Yüzleşmek”ti.

En iyi ihtimalle Sol Forum yoldaşlık ve tutku için güven veren bir fener gibi kalmıştır. Tecrübeli gazetecilere, organizatörlere ve akademisyenlere ek olarak, forumda çoğu zaman birkaç büyük kamusal entelektüel, mesela Noam Chomsky, David Harvey, Angela Davis yakalanır, Harry Belafonte, Michael Moore gibi yüksek profil aktivistlerle de listeye tuz biber ekilir. Hatta organizatörler bazen politik başarı öyküsü tuhaflığıyla yem atarlar, en son Seattle Kent Konseyi üyesi ve açık sosyalist Kshama Sawant ile olduğu gibi. Genelde, hem konuşmacılar hem de katılımcılar akıllı, arkadaşça ve sıklıkla gayet genç ve yakışıklı olurlar (ben kendim de böyle diyorsam).

En kötü ihtimalle ise Sol Forum Marksistlerin Comic Con’udur –Commie Con diyebilirsiniz– ve ineklerle sosyal reddedilmişlerin katıksız bok gösterisidir. Otuz küsur yıl sürmüş öldürücü bir garez üstüne size nutuk çekecek acılı moruklar da vardır, politikadan anlamayan Che Guevara tişörtlü Adbusters abonesi çocuklar da vardır. Ahlak taslayan Troçkistler, gülünç Maocu Üçüncü-Dünyacılar, tepeden konuşan yataycı anarşistler, kendini beğenmiş sosyal demokratlar ve bunun gibi ezoterik ideolojik geleneklerden bir ordu gayretkeş yandaşın tamamı, En Dayanılmaz Anti-Kapitalist olmak için yarışır. Sol Forum’a kötü ün kazandıran zahmetli Q&A [soru & cevap] oturumlarında genelde hiç “Q” bulunamaz. İnsanlar ne çok kitap okuduklarını (ya da daha kötüsü ne çok kitap yazdıklarını ve kendi başlarına yayınladıklarını) utandırıcı numaralar ve/veya maçoluk gösterileriyle teşhir etmeyi severler, ve çoğu zaman siniklik içgörünün yerine geçer.

Fakat huysuzlar ve arsızlar, bilmiş gevezeler ve sekterler, narsistler ve kötümserler –bütün bu insanlara bence katlanılabilir, hatta bazıları çekicidir. Hayır, Sol Forum’un en kötü yanı kaçıklar, paranoyaklar, histerikler ve konferansın en kötü ünlü politikasının (“teslim alınan hiçbir panel teklifi reddedilmeyecek”) çekimine kapılıp gelen bütün diğer hakikaten işlevsiz kişiliklerdir.

Evet öyle: Kayıt harcını öder ve doğru formları doldurursanız, bir odanız ve bir masanız oluyor ve programda size yer veriliyor. Yani Sol Forum, bütün diğer tecrübeli ve zeki ortalık karıştırıcılara ek olarak, 9/11 Hakikatçilerine, bizleri “mecburi floridasyon” teröründen kurtaracak olanlara, genelde zırdeli ve/veya anti-sosyal olanlara yuva oluyor. Kimsenin onların derslerini dinlemesi gerekmiyor, ama onlar başka insanların derslerinde dolaşıyor, ve kendine radikal diyenleri sağ kanatın bize dair kurguladığı parodilerden ayırt edememek hakikaten çok cesaret kırıcı.

Geçen yıl, zırdeliliğin zirvesi “Žižek Delenda Est” oldu (“Žižek Yok Edilmelidir.”) En azından bir “tankçı” (Sovyet özürcüsü ya da fiilen Stalinci anlamına gelen bir argo deyim) içeren bu panelin savı, Sloven Marksist filozof Slavoj Žižek‘in bir çeşit COINTELPRO kripto-Nazi olduğuydu. Okuma listesinde Zion’un Bilgili Yaşlılarının Protokolleri ve Kavgam vardı, özet ise paranoyak bir başyapıttı:

Zizek, NYTimes, Guardian, BBC, In These Times ve Verso Books yardımıyla gösterideki en tanınımışş [sic] “Marksist” olan ünlü entelektüel bireyden ibaret değildir, aynı zamanda bir tür ideolojik rövanşist karanlık operasyonun adıdır; amacı, son yılların radikal okululuk [sic] ve kolonisizleşme kazanımlarının tersine çevrilmesi, ABD emperyal propaganda ve dezenformasyonunun “liberalizm eleştirisi” ve “karşıt içgörüler” diye satılması, görgü kurallarının yeniden barbarlaştırılması (entelektüel çevreyi yeniden tecritlendiren ırkçı ve cinsiyetçi sözel saldırganlığın normalleştirilmesi), ki bu görgü kuralları sosyal hareketçlik [sic] başarılarıyla büyük ölçüde uygarlaştırılmıştı, ve Nazi ideolojisini –”radikal sol” diye yeniden markalayarak– akademide, “indy” yayıncılıkta ve varlığını sürdüren “karşıkültür” çevrelerinde yeniden canlandırmaktır. Mesele (birçoğunun palyaçoya benzeterek reddettiği) bu tek bireyle sınırlı değildir, onun nüfuzunu düzenli olarak gösteren kültür üreticilerinin dikkate değer bir ağını içermektedir, ki bu nüfuz, ABD’nin emperyal özrünü, propagandasını ve dezenformasyonunu yüzeysel “sol” paketle yeniden üretmekte ve İmparatorluk karşısında enerji kazanarak tehdit oluşturan tüm meydan okuyuşlara oportünistçe saldırmaktadır.

İki saat civarında süren panel buradan dinlenebilir, ama hayal kırıcı bir yavanlıkta; tankçıların gerçek hayatta bu kadar detaycı ve sönük olduklarını kim bilebilirdi?

Amerikalı bir sosyalist örgütün uzun zamandır üyesi olmama rağmen, bu yıl Sol Forum’a zaman ayırmak için fazla aklı başında olduğuma karar verdim. Sloven Komünistlere dair acayip komplolar yoktu ama öcülere dair klasik kuruntular –son zamanlarda yükselen “kimliklenici” ve “kesiştirmeci” buzzwordlerle birlikte– akademinin dalgın endüljanslarından süzülerek hakikaten gerçekdışı bazı durumlar yarattı.

Duyduğum ilk geri dönüşlerden birine göre bir Siyah Hayatlar Önemlidir [Black Lives Matter] paneli “Stalinizme karşı Troçkizmin erdemleri üstüne polemik bir tartışmaya dönmüş (ve sonunda bir panelist “polisleri süpürmek üzere orduyu ele geçirmenin muhtemelen en makul kısa vadeli strateji olacağını” iddia etmiş).” Naklen yayın rol oyuncusu Russeverin kişotçu tek hedefliliği işte böyle.

Meşru bir şiddet tehdidine tanık olmak istiyorsanız eğer, Yunanistan’a karşı Almanya: Avrupa’nın Gelecek Kavgası‘na gitmeliydiniz. Yürütücü Podemos politik sekreteri Eduardo Maura, yeni kurulan Yunanistan parlamentosunda Syriza parti çoğunluğundan Konstantinos Tsoukalas’ı ağırlıyordu. Hararetli tartışma olması beklenmişti, ama izleyicilerin en öfkelisi mikrofonun bozukluğunu kavrayamayan bir çatlaktan ibaretti. Odayı dolduran herkes Tsoukalas’ın söylediklerini duymaya uğraşırken, tombul, orta yaşlı bir adam içeri daldı ve “Duyamıyorum!” diye bağırmaya başladı.

Kalabalık ona “şşş!” yapıp mikrofon durumunu açıklamayı denedi. Anında şöyle yanıt verdi “Siz hepiniz bir grup faşistsiniz!” İnce huylu bir arkadaşım yeniden açıklamayı denedi, ama bastırılamaz partizanımız şöyle cevapladı “Ve sen, bir parça boksun sen siktimin piçi, biliyon mu?!?” Bu noktada nazik yoldaşım dikkate değer boy avantajını kullanmaya mecbur hissetti, küfürlere ve apaçık gel-birader-bisıkıntımıvar beden diline cesurca katlanarak isyancıyı kapıdan dışarıya doğru güttü.

Böyle anlar o kadar efsanevidir ki arkadaşımın aslında biraz hoşuna gitti ve şöyle dedi: “gerçek sahici bir Sol Forum tecrübesi gibi oldu, artık bir çeşit kulübe dahil olmuşum gibi geldi.”

Bu biraz böyle, ama Sol Forum’da kızgınlığın bu kadar ortaya çıkıp saldırganlığa dönüşmesi aslında olağan değil. Rencide olanların derdi, çoğu durumda, küçük liberal sanat okullarının dışında pek az duyulabilen algılanmış ihlaller türündedir, İklim Adaleti ve Kesişimselliğe Ana Akım Çevrecilerce El Konulması: Zorluklar, Fırsatlar ve Endişeler‘de olduğu gibi.

Punk rock’ı yeni keşfetmiş onbeş yaşında çocuklar gibi, sonradan görme [nouveau] “Sosyal Adalet Savaşçısı” kalabalığı çoğu zaman inanılmaz temel, neredeyse antika fikirlere dair orantısız bir mülkiyet duyusu taşır. Hırsızlık ve intihal suçlamaları revaçtadır. Sözü geçen paneli toplayan insanlar kendilerinin ırkçı olmayan, cinsiyetçi olmayan, homofobik olmayan, transfobik olmayan eşsiz bir çevreciliğe dahil olduklarına ve şimdi nasıl olduysa dolandırıldıklarına inanıyor. Özetleri:

Queer ve trans* renkli insanların [people of color] (QT*POC) iklim hareketinde marjinalleştirilmesi –iklim değişiminin bu topluluklarda yol açacağı kıyaslanamaz etkilere dair sessizlik ve QT*POC özgürleşmenin iklim hareketine sunduğu radikal katkıların gözardı edilmesi– ana akım iklim hareketinin kesişimsel analizini öne sürme, derinleştirme ve genişletmenin öneminin altını çizmektedir.

Numaracı pis sahte çevrecilerin gelip senin kesişimselliğini yürütmesi nasıl da nefret edilesi değil mi? Akla uygun herhangi bir politik başarı düşüncesinde, onların fikir/bilinç/jargon/kısaltmalarına kitlelerce “el konulması”nın bu “kesişimsel çevreci” öncülerin nihai amacı olması beklenirdi. Ama po-mo politikayı kişiliğinin yerine geçirdiğin zaman, “Annneeeee, beni taklit ediyooooo [Moooooooom, he’s coooooopying meeeee]” çabucak yeni bir ezilmişlik standardına döner.

Sol Forumun genelindeki kolejli atmosfere ek olarak, panel yorgunu katılımcılara teklif edilen “hafif tarife” var. Ama bu toplanmalar daha yakından incelenirse pek inceliksiz adıyla SOL KANAT KOMEDİ GÖSTERİSİ! oturumuna benzedikleri –yani Hıristiyan Rock’ın politik eşdeğeri oldukları– görülür, ve ne pahasına olursa olsun bunlardan sakınılmalıdır.

Gerçek komedi İslam’ı Günah Keçisi Yapma Tehlikesi: Denetimli 9/11 Yıkımı Konusunda Sol’un Sessiz Kalmasıyla Azdırılması gibi panellerden geliyor. Bunu bu yılki üç Hakikatçi panelden birisi diye saydım, ama bu adamlar bariz en iyi açıdan bakmış: Jet benziniyle çelik kirişlerin eriyeceğine ancak ırkçılar inanır!

Neyse ki o panel JFK Suikasti Araştırmasında Yasal Çözümler‘le aynı saatte değildi – saat çakışmasından daha kötü bir şey olamaz. Oliver Stone daha önce de Sol Forum’da konuşmuştu, ama bu panelin ev sahibi “yeni kurulmuş Politik Suikastlere Karşı Vatandaşlar”dı. (Sizi bilmiyorum ama politik suikast yanlısı ayak takımını vatandaşların nihayet püskürtüyor olması beni rahatlattı.)

Ama en azından o örgütlü bir paranoyaydı. Arkadaşlarıma Sol Forum’dan iyi öyküler anlatmasını ilk istediğimde biri şöyle yanıtladı, “Yani mesela Cuma gecesi avluda katlanır sandalyede oturup “şarbon” diye bağırarak bayrak sallayan adam gibi mi?”

Onu detayları anlatmaya zorladığımda beni kayıtsızca yanıtladı, “Öyle işte. Yerel renk.” ABD solundaki düzensizliğe işte bu kadar bağışıklık kazanıyorsunuz.

Gerçi birçok “deli onuru” paneli olan bir sempozyumdan ne bekleyecektik? Bu panellerdeki konuşmacılar psikolojiyi bir başarısızlık sayarak kınıyor ve mental hastalığın “spiritüel bir hediye” olduğunu öne sürüyor. [*]

Bu marjinalistalarla akılcı konuşma denemeleri bekleyebileceğiniz kadar iyi gidiyor. Yazar Arun Gupta evanjelik vegan ve hayvan özgürlükçülerini zekice ve sempatikçe eleştiren bir panelde konuştu. Fabrika çiftçiliğine ve hayvan zalimliğine açık karşıtlığına rağmen, “türcü” olmakla kınandı. Sonradan bana görüşmede dediğine göre:

Eğer bu ortamda Stalin’i savunan bir panel organize etseydim, hayvan haklarını eleştiren bir panelden daha az tartışmalı olurdu. İnsanca üretilmiş et yemek sorun değildir demenin, “Hey Joe amca on veya yirmi milyon yumurta kırmış olabilir, ama çok iyi bir omlet yapmış!” demekten daha tartışmalı olması, sol hakkında bize ne söyler?

Bunda abartı olmaması üzücüdür, ve Sol Forum’un etkisiz kargaşası solun genel durumunun belirtisidir. Ama kıyamet öngörmüyorum.

Solun politik tarihin kritik bir anında olması gayet mümkündür: bugünlerde Amerikalılar gerçekten sosyalizm bahsini seviyor, ve yeni bir temel inşa etme potansiyeli inanılmaz cesaret verici. Ama genişleme arayışı içinde olmamız gerekmesine ek olarak, projemizi de inceltmek zorundayız. Marjinalistalar gelecek yoldaşlarımızın dikkatini dağıtıyor, işini aksatıyor ve onları caydırıyor. O halde biraz dışarıcı [exclusive] olmanın zamanıdır: tankçılar, hakikatçiler ve tofular, mücadeleyle sınanmış konferans anekdotlarının düzenli akışını sağlıyor olabilir, ama bizi daha iyi bir dünya inşa etmeye yaklaştıracak değiller.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

[*] ç.n. Ruhsal’ın üç karşılığının (psychic, mental, spiritual) tek cümlede bir araya gelmesi dikkat çekici. Hemen ardından da “marjinalista” terimi uyduruluyor. Yani “gelecek yoldaşlarımızın dikkatini dağıtan, işini aksatan ve onları caydıran” şeyler. Canlanan gevrekler?

1 Comment

Filed under çeviri, deneyim

One response to “Gevrekler Canlanmış! — Amber A’Lee Frost

  1. Pingback: “Sana Tahammül Ediyorum” — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER